Huzurun Kaynağı Aile

 

 


KIZ İSTEME, SÖZ, NİŞAN VE DÜĞÜN

Önce evliliğin mesuliyeti idrak edilmelidir
Evlenmek isteyen bir erkeğin, evliliğin, nikâhın önemini, nasıl yapılacağını, alacağı kızı seçerken nelere dikkat etmek lâzım olduğunu ve hanımına, çocuklarına ve akrabâsına karşı vazîfelerini, önceden öğrenmesi lâzımdır.
Erkek, hanımana karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymayan sözlerine ve işlerine sabretmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır. Yemede, giyinmede, gücü yettiği kadar eli açık olmalıdır. Dinde, müslümanlıkta, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, elbette öğretmeli, İslamiyete uyan, doğru din adamlarının yazmış olduğu ilmihâl kitabı alıp, okutmalıdır.

Hanımının giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalıdır. Kendini ve hanımını şüpheye, iftirâya düşürecek hâllerden sakınmaya çok önem vermelidir. Hanımını, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemeli, yabancıları görmesine mani olmalıdır. Ev işleri ile vakit geçirmesi, kadının zevkı olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır. Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zaman boşamak, ayrılmak lâfını ağza almamalı, bir defa daha evlenmek lâfı etmemelidir.

Talip olan uygun ise nazlanmamalı

Ölçülerini vermeye çalıştığımız titiz bir araştırmadan, soruşturmadan sonra seçilen gelin namzetine aile büyükleri vasıtasıyla talib olunmalıdır. Kız istemeye gitme esnasında, haram olmayan mahalli adetlere uymak iyi olur. Kız tarafı da kendi araştırmalarını yapar. İstenilen şartlara haiz bir genç ise teklife olumlu cevap vermelidir. Fazla naz yapmamalıdır: Hadis-i şerifte, “ Dindar, güzel ahlaklı bir genç, kızınızı istediğinde kızınızı ona verin. Şayet böyle yapmazsanız, geri çevirirseniz o zaman fitne ve fesat yayılır” Karşılıklı mutabakat sağlandıktan sonra söz kesilir. Sözden sonra da nişan yapılır. Gerek söz kesmede gerek nişanda dine aykırı olmayan bilhassa kadınlar arasında yapılan örf adetlere, eğlencelere mani olmamalıdır. Genç kızın veya ailesinin arzuları, özlemleri olabilir. Bunlara ne lüzumu var dememelidir.

Söz kesme, nişan merasimlerindeki adetleri sıradan şeyler olarak görmemelidir. Bunlar, yılların verdiği tecrübelere dayanmaktadır. Sık sık tekrarladığımız gibi dinimize aykırı, haram olmayan her merasim, vakit ve imkanlar müsait ise yerine getirilmelidir. İmkanlar müsait ise dedik; maddi imkanlar bu merasimlere, alış verişlere müsait değilse her iki tarafında sıkıntıya girmesi, bu yüzden birbirlerini üzmesi uygun değildir. Evlilik hazırlıklarında tarafları maddi sıkıntıya sokacak her hareketten kacınmak gerekir.

Bazı kimseler söz kestikten hemen sonra hatta söz kesme esnasında dini nikah yaptırıyorlar. Düğünün ne zaman olacağı bile belli olmadığı böyle bir durumda nikah yaptırmak çok sakıncalıdır. İleride telafisi mümkün olmayan üzüntülere sebep olmaktadır.

Dini nikah genelde, düğüne 1 veya 2 ay kala, belediye nikah dairesindeki işlemler tamamlandıktan sonra yapılır. Önceden dini nikah yapılınca, gençler nasıl olsa nikahımız var diye, ileri safhada yakınlık kuruyorlar. Daha sonra aileler arasındaki veya gençler arasındaki anlaşamamazlık gibi sebeblerle evlilik gerçekleşmediği zamanlarda aileler, bilhassa kız tarafı büyük sıkıntı yaşamaktadır. Ayrıca dini nikah yapınca kız onun hanımı hükmünde olur. Dolayısıyla onun yaptğı her işten mesuldür. İşlediği günahlar nikahlısına da yazılıdır.

Nişanlılık devresinin uzun tutulması da pek çok yönden sakıncalıdır. Nişandan sonra 3-4 ay içinde düğünün yapılması idealdir. Hayırlı işi geciktirmemelidir. Çünkü hayırlı işin manisi fazla olur. Dedikodu, fitne araya girer. Hayırlı iş kalır.

Başlık Parası

Bazı bölgelerde kızı vermek için başlık parası istenmektedir. Kızın babasının veya akrabasının nikaha veya kızı vermeye razı olmaları için damaddan istedikleri para veya mal rüşvet olur. Rüşvet ise haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Rüşvet alan da, veren de Cehennemdedir.”

Erkek de, kız da evladdır. İnsan evladının mesud olması için elinden gelen yardımı yapmalı, damaddan para almak yerine, gücünün yettiği nisbette damada yardım etmelidir! Kız evladın kıymeti büyüktür. Hadis-i şerifte, “Kimin kız çocukları olur, onların sıkıntılarına katlanır, iyi yetiştirir ve dengi ile evlendirirse, bu kız çocukları onun için Cehenneme perde olur.”

Başlık parası yüzünden evlenemiyenler, kötü yola düşenler görülmektedir. Evliliği zorlaştırmak günahtır. Başlık parası denilen kötü adetin birçok yöreden kalktığını işitiyoruz. Halen bazı bölgelerde devam eden bu adetin kaldırılmasına çalışmak gerekir.


Hazreti Fatıma’nın çeyizi

Binlerce genç, düğünde istenen takı, çeyiz ve ev eşyası yüzünden evlenememektedir. Gençler evlenemedikleri için haram işlemekle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu hususta bize en güzel örnek Resulullah efendimizin uygulamaları olmalıdır:

Hz. Ali'nin vermiş olduğu mehrin bir kısmı ile Hz. Fatıma validemiz için alınan çeyiz ve ev eşyası on sekiz parçadan ibarettir.

Resul-i Ekrem, 400 dirhemlik mehirden Hz. Ebu Bekir'e 63 dirhem vererek, çeyiz satın almak üzere, onu çarşıya gönderdi. Bunların taşınmasına yardım etmek üzere Hz. Selman ile Hz. Bilal'i yardımcı verdi. Alınan on sekiz parça eşya şunlardır:

3 adet minder, 1 adet seccade, 1 adet içi hurma lifiyle doldurulmuş yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su tulumu, 1 adet su testisi, 1 adet meşin su bardağı, 1 adet elek, 1 adet havlu, 1 adet koç postu, 1 adet alaca kilim, 1 adet sedir [divan], 2 adet Yemen işi alaca elbise, 1 adet kadife yorgan.

Hz. Ebu Bekir bunları getirdiğinde, cihanın Fahr-i Ebedisi Hz. Muhammed yaşlı gözlerle şöyle dua etti: "Ya Rabbi, senin sevmediğin israftan çekinen kimselere bu eşyayı hayırlı kıl."

İşte Hz. Fatıma, bir ev için en zaruri ihtiyaçlardan bulunan bu kadarcık bir ev eşyası ile gelin oldu.
Zamanımızda yapılan düğünlerde o derece lüks ve israfa kaçılmaktadır ki, bir yuvayı kurmak pahasına oğlan ve kızın babaları çökmektedirler. Birçok aile de istenilen eşyalarının fazlalığı yüzünden çocuklarını evlendirememektedir.

Müslümanların bu konuda çok anlayışlı olması lazımdır. Eşya yüzünden ayrılan pek çok kimse vardır. Hali vakti müsait kız babaları gerekirse bütün masrafları üzerine almalıdır. İmanlı, temiz gençlere sahip çıkılmalıdır. Tabii ki yaptıklarını da daha sonra başa kakmamalıdır.

Çoğu zaman yapılan eşya ile bir tuhafiye ve konfeksiyon mağazası açmak mümkün olabilir. Bunların hepsini giymeğe bir ömür kafi gelmez. İnsan daraldığı zaman satayım dese, kıymeti üzerinden müşteri bulması mümkün değildir. Bunların çoğu sandıklarda çürür ve bozulur gider.

Bizlere ibret olması için Hz. Âişe validemizin ev eyasını da bildirelim:

1 adet sedir, 1 adet hasır, 1 adet yatak, 1 adet yastık, 2 adet çanak (un ve hurma koymak için), 1 adet su kabı, 1 adet su tası.

Nikah ve Düğün

Önce iman bilgileri öğretilmeli

Dini nikâhın geçerli olabilmesi için gençlerin zaruri iman ve ibadet bilgilerini bilmeleri gerekir. Anası babası Müslüman oldukları için Müslüman sayılan çocuklar, bâliga oldukları zaman, îmânı ve islâmı bilmezlerse, anlatamazlarsa, mürted olurlar. Belli dîni olmadığı için, milletsiz kâfir olur.

Böyle gençlere bâlig olunca, îmânı ve islâmı anlatmalı, ona da söyletmelidir. Yanî Allahü teâlânın sıfatlarını ve îmânın altı şartını (Âmentüyü) öğretmelidir. Müslüman ana babanın çocuğu âkıl bâlig olduğu zaman, yalnız (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) demekle Müslüman olmaz. Îmânı ve islâmı bilmesi, anlatması da lâzımdır. Îmânı anlatmak demek, inanılacak altı şeyi anlamak ve sorunca söylemek demekdir. İslâmı bilmek demek, Allahü teâlânın emirlerinin ve yasaklarının hepsini kabûl etmektir. Ben Müslümanım demekle, Müslüman olmaz. Evlenecek kadın veya erkek, alacağı kimseye îmânı, islâmı sormalı, söyletmeli veya islâm nikâhı yapan kimse, evlenecek kıza ve erkeğe, Âmentüyü ve manâlarını ve islâmı söyletmeli. Bundan sonra nikâhlarını kıymalıdır.

Îmânı, islâmı bilmiyenin islâm nikâhı kıyılamaz, yanî nikâh sahîh olmaz. Çocuklarına îmânı, islâmı öğretmiyen analar babalar, çocuklarını Müslüman olmaktan mahrûm etmiş, kâfir olmalarına sebeb olmuş olurlar. Çocukları ile birlikte, kendileri de Cehennemde bunun cezâsını, azâbını çekerler. Nemâzları, orucları ve hacca gitmeleri, kendilerini bu azâbdan kurtaramaz. Çünki, başkasının ve hele kendi yavrularının kâfir olmasına sebeb olan kimse de, kâfir olur.

Büyük âlim seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri “Evlâdın vâlideyni (Anne ve babası) üzerinde üç hakkı vardır: Müslüman ismi koymak, âkıl oldukta kitâbet, ilim ve islâmiyeti öğretmek, bâlig oldukta, dîni ve ahlâkı güzel bir Müslüman ile evlendirmektir” buyururdu.

Çocuklarını böyle evlendiren ana-baba ve akrabâsı, hattâ ahbâbı ve hattâ komşuları böyle evlendirince çok sevâb kazanırlar. Gençler, böyle bir saadet yuvası kurmak için, islâm bilgilerini ve islâmın güzel ahlâkını öğrenmek için çalışırlar.

Bunun için eskiden, nikahtan önce gençlere tövbe istigfar ettirilir, sonra bilinmesi gereken zaruri iman bilgileri anlatırılıdı. Bu zaruri bilgilerden bazıları kitabın sonuna konulmuştur. “ Namaz Kitabı “ ve “ İslam Ahlakı” kitapları okunup bu zaruri dini bilgiler daha geniş şekilde öğrenilmeli, bunları bilenler ise bilgilerini tazelemelidir.

Nikâh öncesi tevbe istigfar

Eskiden nikahtan önce şöyle tövbe istigfar yapılır, düğünden sonra da her Cuma akşamı tekrarlanırdı.
Yâ Rabbî! Hîn-i bülûğumdan bu âna gelinceye kadar, islâm düşmanlarına ve bid'at ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk i'tikâdlarıma ve bid'at, fısk olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime nâdim oldum, pişmân oldum, bir dahâ böyle yanlış inanmamağa ve yapmamağa azm, cezm ve kasd eyledim. Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselâm ve âhiri bizim sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelmiş geçmiş Peygamberlerin cümlesine îmân etdim. Hepsi hakdır, sâdıkdır. Bildirdikleri doğrudur. Âmentü billah ve bi-mâ câe min indillah, alâ murâdillah, ve âmentü bi-Resûlillah ve bi-mâ câe min indi Resûlillah alâ murâd-i Resûlillah, âmentü billâhi ve Melâiketihi ve Kütübihi ve Rüsülihi velyevmil-âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh.


Nikâh nasıl yapılır


Nikâhta bulunanlara, şeker, meyve veya şerbet gibi tatlı verilmesi, düğünde ise, etli ve tatlı yemek vermek ve düğün ziyâfetine çağırılınca, yemeğe gitmek düğünü tanıdıklara duyurmak sünnettir.

Nikâhta imâm bulunması, belli şeyler okuması şart değildir. Bu, imâm nikâhı değil,İslâm nikâhıdır. Evlenecek bir müslümân, önce belediyede evlenme memûrluğuna başvurup, gerekli kanûnî işlemleri tamamlamalı, evlilik cüzdanını almalıdır. Bundan sonra, düğünden önce, islâm nikâhı da yapılır. Allahü teâlânın emri yerine getirilmiş olur. Kanûna uygun evlenmiyen, suç işlemiş olur. İslâm nikâhı yapmıyan, günâh işlemiş olur. Müslüman, suç ve günah işlememelidir. Suç işliyerek cezâya çarpılmak da günâhdır.

Dinimize göre nikâh şöyle yapılır:

İki veya daha çok Müslüman erkek toplanır. Daha önceden alınan eşyalar ve takılar mehri muaccel (peşin mehir) kabul edilerek anlaşma yapılır. Toplantıda mehri müeccel için kadının vekîli altın sayısını söyler, bir sayıda uyuşulur.
Nikah kıyacak kimse: önce erkeğin adını, meselâ Ahmed oğlu Salih yazar. Sonra kızın adını mesela, Ömer kızı Ayşe yazar. Sonra kadının vekîlini ve iki erkek şâhidin adını yazar. Sonra, uyuştukları mehr-i müecceli yazar. Sonra, istigfâr okur. E'ûzü Besmele okur. (Elhamdü lillahillezî zevvecel ervâha bil eşbâh ve ehallennikâha ve harremessifâh. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedinillezî beyyene-l-harame ve-l-mubâh ve alâ Âlihi ve Eshâbi-hillezîne hüm ehlüssalâhi velfelâh) der. E'ûzü Besmele çekip, Nûr sûresinin otuzikinci âyetini okur.

(Sadakallahül'azîm) deyip, kâle Resûlullah, (En-nikâhü sünnetî femen ragibe an sünnetî feleyse minnî) sadaka Resûlullah. (Bismillâhi ve alâ sünnet-i resûlillah).

Sonra, kızın vekiline dönüp Allahü teâlânın emr-i şerifi ile ve Peygamberimiz Hazret-i Muhammeden-il Mustafâ efendimizin sünnet-i seniyyesi ile ve amelde mezhebimizin imamı, imam-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretlerinin ictihâdı ile ve hazır olan Müslümanların şehâdetleri ile, vekîli olduğun Ömer kızı Ayşe’yi,...... lira mehr-i müeccel ve aralarında mâlûm olan mehr-i muaccel ile, tâlibi olan Ahmet oğlu Salih’e tezvîce, [helâllığa vermeye] vekâletin hasebi ile, verdin mi der. Verdim, dedikten sonra damada dönüp, yine (Bismillâhi ve alâ)dan başlayıp okur. Sen dahî, Ömer kızı Ayşe’yi,...... lira mehr-i müeccel ve aranızda mâlûm olan mehr-i muaccel ile, aldın mı? der. Damat, bu mehir ile aldım, der. Her ikisine üçer kere sorar ve cevap alır. Sonra, ben dahî akt-i nikâh ettim der. Taraflara bir defa sorup cevap almak farz, üç defa tekrarlamak sünnettir.

Nikah Duası

Sonra, şu duâyı okur:“Allahümmec'al hâzel akte meymûnen mubâreken vec'al beyne-hümâ ülfeten ve mehabbeten ve karara ve lâ tec'al beyne-hümâ nefreten ve fitneten ve firârâ. Allahümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâ. Ve kemâ ellefte beyne Muhammedin ve Hadîce-tel-kübrâ ve Âişe-te ümm-il mü'minîne. Ve beyne Alîyyin ve Fâtıma-tez-zehrâ. Allahümme a'ti le-hümâ evlâden sâlihan ve ömren tavîlen ve rızkan vâsi'an. Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrete a'yünin vec'alnâ lil müttekîne imâma. Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr. Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel mürselin vel hamdülillahi rabbil âlemin”. ( Bu duayı arapça aslından okumak istiyenler, yayınevimizin neşrettiği, “365 Gün Dua - Mehmet Oruç ” kitabına bakabilir.

Sonra Fâtiha der. Bu duâyı Peygamber efendimiz ve bütün Âlimler, Velîler okudular. Bunu okuyunca, karı-koca arasında, ölünceye kadar muhabbet mevcut olur. Rahat ve huzur içinde yaşarlardı. Evlerinden bereket eksik olmazdı.

Tecdidi nikah

Zaman zaman nikahı tazelemek iyi olur. Bilmeyerek insan küfre düşürücü bir davranışta bulunabilir. Böyle bir durumda iman gittiği için nikah da gider. Tevbe istigfarla, kelime-i şehadet getirmekle iman geri gelir. Fakat nikah, tazelenmedikçe geri gelmez.

Bunun için tecdid-i imandan sonra, iki şahid yanında tecdid-i nikah yapmak iyi olur. Kolaylık olmak için, nikahı yenilemeye hanımdan, “İstediğin zaman nikahımı tazelemek üzere seni vekil tayin ettim” şeklinde vekalet almalı, iki şahid yanında, “Öteden beri, nikahım altında bulunan hanımımı, onun tarafından vekil olarak ve tarafımdan asil olarak kendime nikah ettim” demelidir. Camilerde Cuma akşamları yapılan meşhur tecdid-i iman ve tecdid-i nikahı cemaat ile okumak bu hükme dayanmaktadır.

Camide, imam efendi, yukarıdaki ifadeyi cemaat ile birlikte söylerse, cemaat birbirlerine şahid olmuş, hanımından vekalet alanların nikahları tazelenmiş olur.

Cemaat ile birlikte, “Allahümme innî ürîdü en üceddidel îmâne vennikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah.” duâsını okuyanlar, “İmanınızı La ilahe illallah sözü ile yenileyin!” hadis-i şerifindeki emre uymuş olurlar.

Mehir

Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken altın, mal veya bir menfaattir. Mehrin altın olması şart değildir. Herhangi bir mal (ev, apartman, bağ, araba, fabrika) veya bir menfaat de olabilir.

Mehir iki kısımdır. Mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel. Her iki mehir, nikâhta bildirilmedi ise, Mehr-i misil verilmesi gerekir. Kadının baba tarafından akrabasına verilen kadar verir.

Mehr-i muaccel: Acele verilmesi gereken mehir demektir. Nikâh yapılınca, verilmesi vacip olur. Zifaftan veya halvetten önce verilir. Mehr-i muacceli geciktirmek câiz değildir. Hanım ayrılmaya sebep olan birşey yaparsa, mesela mürted olursa, hurmet-i musâhare’ye sebep olursa, mehr-i muaccel verilmez. Erkek boşarsa, ölürse veya ayrılığa sebep olan bir iş yaparsa tamamı verilir. Zifaf, halvet olmamış ise yarısını verir.

Mehr-i müeccel: Hemen verilmesi gerekmeyip daha sonra verilmesi gereken mehir demektir. Zifaf, halvet olmuşsa veya ikisinden biri ölmüşse, mehr-i müeccelin verilmesi vacip olur. Hanımının istediği zamanda verilir. Eğer istemedi ise, ikisinden biri ölünce, verilmesi vaciptir. Hanım ölünce, kocası, hanımının vârislerine verir. Kocası ölünce, mirasından hanımına verilir. Mehrin başlık parası ile alakası yoktur. Başlık parası almak haramdır.

Din câhili olan bir kimse, ‘İslâm dîninde, bir erkeğin evlenebilmesi için, kıza mehr parası vermesi lâzımdır. Kadın, pazar eşyâsı gibi, satılık mal olmaktadır” derse, islâmiyete iftirâ etmiş olur. İslâmiyette mehr parası, evlenmek için değildir. Evliliğin düzenli, mes’ûd olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, din câhili huysuz erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir.

Mehr parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek korkusundan erkek, hanımını boşayamaz. Bu korkunun olmadığı yerlerde, mahkemeler boşanma davâları ile dolup taşmaktadır. Bunun için, evlenecek kızın, islâmın güzel ahlâkını ve kadına verdiği kıymeti bilen ve bunlara önem veren erkekden az mikdârda, böyle olmıyandan ise, fazla miktada mehr istemesi eftaldir.

Düğün ve sonrası

Düğün, nişan merasimlerinde esas olan haram işlememektir. Müslüman her işinde dine uyar, haramlardan uzak durur. Haram işlememek şartıyla mahalli adetlere uygun her türlü merasim yapılabilir. Kadınlar kendi aralarında def çalıp oynayabilir. Düğünde içki vermek, çalgı çalmak, kadın- erkek karışık eğlenmek haramdır. Düğün yemekleri, merasimlerin kadın erkek ayrı ayrı yerlerde yapıldığı salonlarda verilmelidir. Gelin yabancı erkeklere görülmemelidir.

Osmanlılar zamanında, düğün yemeği perşembe günü ve gecesinde verilir o gece yani cuma gecesi zifafa girilirdi.Yatsı namazından sonra hoca efendi ile beraber, mahallenin ileri gelenleri, damadın yakınları damadı evine götürür, evde Kur'an-ı kerim okunup dua edildikten sonra evden ayrılırlardı.

Düğünde, az veya çok ziyafet vermek sünnettir. Resul-i ekrem aleyhisselam evlendiği zaman, ziyafet vermiş. Eshab-ı kiramdan olan Abdurrahman İbn Avf'a evlenince, "Bir koyun kesmek sureti ile de olsa ziyafet ver" buyurmuştur.
Düğünde, zenginleri de, fakirleri de davet etmelidir. Resulullah aleyhisselam: "O düğün ziyafeti ne kötü bir ziyafettir ki, zenginler davet edilir de, fakirler mahrum bırakılır" buyurmuştur.

Günah işlenmeyen düğünlere icabet etmek vacip ise de, yemek yemek mecburiyeti yoktur. Diğer davetler sünnettir. Düğünde içki, çalgı gibi dinen yasak olunan şeyler yapılıyorsa, icabet edilmez. Eğer, uygun olmayan şeylere müdahale etmeye gücü varsa nasihat ederek müdahale edilmelidir. Harama, kötülüğe mani olmalıdır. Harama razı olan onu işlemiş gibi günaha girer. Nişanda, düğünde en çok yapılan çalgılı, müzikli eğlence haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Muhakkak ki, cenab-ı Hak beni alemlere rahmet olarak gönderdi. Bana, kaval, düdük, ney gibi çalgı aletlerini, içkiyi ve putları yok etmemi emretti”

“Ümmetimden öyleleri çıkacak ki, onlar zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini helâl sanacaklar.”
Kadınların düğünde, evde kendi aralarında eğlenmeleri, def çalıp oynamaları caizdir. Erkeklerin oynamaları, eğlenmeleri uygun değildir.Gelinin gelinliği zineti olduğundan dini açıdan eskiden yabancı erkeklere gösterilmez, dışarı gelinlikle çıkartılmazdı..

Düğün esnasında ve düğünden sonra, kadın erkek karışık oturmamalıdır. Kadınların, akraba da olsa, nikah düşen erkeklerle zaruret olmadan konuşması, bir odada yalnız kalmaları caiz değildir, haramdır.

Peygamber efendimiz, yabancı kadınlardan uzak durun, onlardan sakının buyurunca, orada bulunanlardan biri, kocanın akrabaları da buna dahil midir diye sordu. Peygamber efendimiz, “ Akraba ölüm gibidir, hatta daha tehlikelidir” buyurdu. Yani, Kadın erkek ayrı oturmaya dikkat edilmezse, günaha, zinaya düşmemek çok zordur. Başka bir hadis-i şerifte de, “Benden sonra erkeklerin başına gelecek en büyük fitne kadınlardandır” buyurdu.

Diğer bir hadis-i şerifte de, “Sakın kadınlarla tenha bir yerde bulunmayın. Allaha yemin ederim ki, bir erkekle bir kadın yalnız olduklarında üçüncüsü şeytan olur.“ buyuruldu

Namaz kılıp dua edilmelidir

İlk gece zifafta (gerdekte), kız erkek Allah rızası için iki rekat namaz kılıp namazdan sonra, evliliğin haklarında hayırlı olması için cenab-ı Hakka niyaz etmelidir. Bu gece yapılan dua makbüldür. Bu gecede erkek elini kızın alnına koyup, euzü besmele ve salat ve selamdan sonra şöyle dua eder: “Ya Rabbi, buna hayırlı ve güzel huy ver. Kötü huylardan uzak eyle. Onu ve ailesini benim için bereketli kıl. Beni ve ailemi de, onun için bereketli kıl. Hayır işlerde bizi beraber eyle, şer işlerden uzak eyle!”

Sonra, “Allahümme bârik lî fî ehlî ve bârik lî ehlî fiyye, Allahümmerzuknî minhâ verzukhâ minnî. Allahümmecma’beynenâ mâ cema’te fî hayrin ve ferrik beynenâ izâ ferrakte fî hayrin” düâsını okur.
Cim’a edeceği zaman da: “Allahümme bismike estahleltü fercehâ ve bi emânetike ehaztühâ. Allahümme femâ kadayte şey’en min rahmihâ fec’alhü bârren takıyyen, vez’alhü müslimen seviyyâ ve lâ tec’alhü müfsiden şerîken liş-şeytanî” der.

Cima’ ederken şeytandan Allahü teâlâya sığınarak, “Bismillâhi Allahümme cennibnâ-ş-şeytâne ve cennibi-ş-şeytâne mâ razaktenâ”, yani şeytanı bizden ve bize verdiğin çocuktan uzak eyle, diye dua eder.

Cimadan önce oturup sohbet etmeli fazla olmamak şartıyla ufak tefek şeyler yiyerek varsa heyecan yatıştırılmalıdır. Yatağa girmede acele etmemelidir. Cimada, yani cinsi münasebet esnasında üstleri kapalı olmalıdır. Üstleri açık olarak yapılan cimadan hasıl olacak çocuk hayasız olur. Çok yaygın olan, mutlaka ilk gece netice alınma düşüncesi çok yanlıştır. Hayatına yabancı erkek girmemiş Müslüman bir genç kız, o yaşa kadar ilk gecenin korku ve heyecanı ile yaşar. Bu gecede yapılacak güzel bir hareket bir ömür boyu unutulmaz. Yine bu gecede yapılan yanlış bir hareket bir ömür boyu üzülerek hatırlanır.

Bunun için işi aceleye getirmemeli, psikolojik açıdan kız rahat değil ise ertesi güne tehir etmek çok isabetli bir hareket olur. Erkek tek taraflı olarak egoistce hareket etmemelidir. Dinimizde yeri olmayan, bazı yerlerde yapılan çarşaf kontrolü çok çirkin bir adettir. Buna müsaade etmemelidir. Doktorlar, az da olsa bazı kızlık zarı türlerinde ilk temasta kan gelmeyebileceğini veya çok az geleceğini bildirmektedirler. Bunun için sui zan edip, saliha kızın günahını almamalıdır.

Sohbetin uzatılması birleşmenin geciktirilmesi, ortamın hazır hale getirilmesi tavsiye edilmiştir. Hadis-i şeriflerde şöyle buyurulmuştur: "Sizden biriniz hayvanların yaptığı gibi, konuşmadan, oynaşmadan, öpmeden ailesi ile birleşmesin."

“ Kişinin oynaşmadan hemen hanımı ile beraber olması, onun da rahatlamasını beklememesi acizlik alametidir.”
Bu konuda uzman doktorlar şu tavsiyede bulunmaktadırlar:

"Tam bir şehvetle meydana gelecek çocuk gürbüz olur. Aynı zamanda kadının da nefsi tatmin edilmiş olur. Kadının nefsi tatmin edilmeyince, zamanla sıkıntı hasıl olur. Bunun için acele etmemeli, kadının da rahatlaması, tatmin olması beklenmelidir. Kadının tatmin olması erkeğe göre daha geç olur.

Bu da ancak cimanın, münasebetin uzatılması ile sağlanabilir. Erkek boşalma olacağını hissettiğinde zihnini başka şeylerle meşgul eder, konuyu dağıtırsa mesela ertesi gün yapacağı işleri, alacağını vereceğini düşünürse konuyu dağıtmış ve boşalmayı geciktirmiş olur. Boşalınca da hemen bırakmamalıdır, kadınının da boşalmasını beklemelidir. Böylece kadının da rahatlamasına imkan vermiş olur. Bu çok önemlidir. Birçok yuvanın yıkılmasının, aile huzurunun bozulmasının altında bu husus yatar. Ömründe hiç orgazm, tatmin olmamış milyonlarca kadın vardır. Bunun için bu husus ihmal edilmemelidir. Cimada, belli bir pozisyon şartı yok ise de, tavsiye edilen, eftal olan bilinen klasik pozisyondur. " (Bu konuda geniş bilgi için, www.dinibilgiler.org ve mehmetoruc.com sitesi “evlilik rehberi” dosyasına müracaat edilebilir.)

Hazreti Ali : "İtidal üzere olan cima'da, gözlere nur, bedene kuvvet sağlanır", demiştir Fazla cinsi münasebet hem bedene, hem de göze zafiyet getirir..

Her şehvetin neticesi, kalbi kararttığı ve bunalttığı halde, meşru olarak yapılan cima, cinsi münasebet, kalbde ferahlık, ruh ve bedende sükunet ve rahatlık temin eder. Cimadan asıl maksad, nesil üretme gayesidir ve bundaki zevk de, böyle bir maksada binaen lütf-i İlahi olarak verilmiştir. Âdabına riayet ederek cimada bulunan eşler, bununla ibadet sevabı da kazanır.

Peygamber Efendimize soruldu:

- Ya Resulallah, hanımımızla beraber olmaya da sevap verilir mi?
- Evet. Kişi zina yapacak olsaydı, günaha girecekti. Bu beraberlikle zina günahından kurtulduğu için sevap verilir.
Nikahlı olarak yapılan beraberliğe "cima" denir; nikahsız olana "zina" denir. Kadının meşru mazeretsiz olarak kocasının teklifini kabul etmemesi büyük günahtır.

Cimada şunlara dikkat etmek iyi olur:

1- Cimaya Euzü-Besmele'yle başlamalıdır. Niyeti kendini ve hanımını zinadan korumak ve hayırlı evlat yetiştirmek olmalıdır!
2- Cima başlamadan önce, kadınla kafi miktarda oynaşmak ve kadında kuvvetli bir arzu belirdikten sonra başlamak gerekir. Böyle bir başlangıç olmadan cimada bulunmanın, kadın için cefa olacağı hadis-i şerifte belirtilmiştir.
3- Cima anında acele etmemeli, kadının tatmin olmasını da beklemelidir!
4- Cima bitince hemen çekilmemeli, biraz daha birlikte kalmalı; kadının zevkinin ifası için bir miktar daha beklemelidir.

Cimanın pazartesi ve cum'a geceleri olması iyidir. Diğer geceler de caizdir.

Cimada şunları yapmamak iyi olur:

1- Cima esnasında ayaklar kıble istikametinde olmamalıdır.
2- Yorgan ve benzeri bir örtü olmadan, açık olarak çırılçıplak cima etmemelidir.
3- Tam cima halindeyken konuşmak, gülmek, sesi yükseltmek uygun değildir. Bu halin çocuk için konuşma aksaklığına sebep olacağı söylenmiştir.
4- Eşinin ve kendinin avret uzvuna bakmamalıdır. İhtiyaç halinde karı koca birbirine tepeden tırnağa bakabilir. Haram değildir.
5- Kameri ayların ilk, orta ve son gecelerinde cima etmemek iyi olur.İhtiyaç olursa, şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadına şehvetle bakma tehlikesi varsa cima etmek her zaman lazım olur. Eşler arasında geçen cinsi ilişkilerle ilgili mahrem sırların başkalarına ifşa edilip yayılması haramdır.

Bazı adab kitablarında, cima vakitleriyle ilgili zamanlardan ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki te'sirlerinden bahsedilmiştir. Bunlar dini bakımdan uyulması gereken bağlayıcı hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi zararlı olmaz, faydalı olur.

Cima için tavsiye edilmeyen vakitler şunlardır:

1- Hafta içinde pazar gecesi ve çarşamba gecesi.
2- Kameri aylarının birinci, onbeşinci ve sonuncu geceleri.
3- Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri,
4- Berat gecesi;
5- Yola çıkılacak gece;
6- Gündüz öğleden sonra.

Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadına şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz. Cima için münasib görülmeyen haller:

1- Zevcenin rızası yoksa.
3- Abdesti sıkışıksa.
4- Fazla tok, hasta ve yorgun ise.
5- Çok soğuk ve çok sıcaksa.

Kendini haramdan korumaya, halal ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâ'ya sığınıp, “Bismillahi Allahümme cennibna-ş-şeytane ve cennibi-ş-şeytane ma razaktena” demelidir. Bu durumda hamile kalırsa, şeytan ona zarar vermez.

Kadına hayz halinde iken yaklaşmak yani cima etmek haramdır. Kadının meşru bir özrü yok iken hayzını bahane ederek, yalan söyleyerek kocasından uzak durması da haramdır, büyük günahtır. Hadis-i şerifte, “ Kişi karısını yatağına çağırdığı zaman kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple kırgın ve kızgın olarak gecelerse melekler sabaha kadar o kadına lanet eder” buyuruldu.

Kadının, hayz başladığını kocasına bildirmesi lâzımdır. Kocası sorunca bildirmezse, büyük günah olur. Temiz iken, hayz başladı demesi de, büyük günahtır. Peygamberimiz, “Hayzın başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın mel'ûndur” buyurdu.

Hayz hâlinde de, temiz iken de kadına dübüründen yaklaşmak haramdır. Büyük günahtır. Helal olduğuna inanan, dinden çıkar, kafir olur. Dübüre olmamak kaydıyla kadına, arkadan kadınlık uzvuna yaklaşmak caizdir.

Homoseksüellik denilen oğlan kirletmek bundan daha büyük günahtır. Buna “Livâta” denir. Enbiyâ sûresinde, livâtaya “Habîs iştir” buyuruluyor.

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

"Bir kimse, karısıyla dübüründen (arkasından) yaklaşırsa, Allahü teâlâ ve melekleri ona lanet ederler ve Allah'ın rahmetine ulaşamaz." Kadın buna rıza gösterirse o da bu günaha ortak olur. Haram olan işlerde kocanın emrine uyulmaz.

Lezbiyencilik, yani kadının, kadın kadına münasebeti de asla caiz değildir. Böyle yapan kadınlar, zina yapmış olurlar. Oral yol da, bazı yönlerden kerih görülmüştür. Lezbiyenliğe, kadınların sık sık sarılıp öpüşmesi, aynı yatakta yatması gibi şeyler sebep olabilir. Bunun için hadis-i şerifte iki kadının aynı yorgan altında yatması yasaklanmıştır: “ .. Bir kadın da diğer bir kadınla tenleri temas edecek şekilde bir yorgan altında yatamaz” buyuruldu.

Çocuk olmaması için tedbir almakta bir mahzur yoktur. Hatta bugün fazla çocuk için tedbir almak ihtiyaç haline gelmiştir. Çünkü, zamanımızda islam terbiyesinde çocuk yetiştirmek zorlaşmıştır, hatta imkansız hale gelmiştir. Evliliğin ilk aylarında (3-5 ay) eşlerin birbirlerini tanıması, kaynaşması için tedbir almak uygun olabilir ise de daha fazla geciktirmek uygun olmaz. Çünkü, çocuk eşleri birbirine bağlar, aile bağını kuvvetlendirir. Aileleri birbirine yaklaştırır. Evin bereketi ve neşe kaynağı olur.

Resulullah Efendimizin Hazret-i Ali’ye tavsiyeleri:

Resulullah Efendimiz, Hazret-i Fâtımayı, hazret-i Alîye tezvîc ettiklerinde şu tavsiyelerde bulundular:

Yâ Alî! Gelini kendi evine götürdüğün zaman, çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca, Allahü teâlâ senin evinden yetmiş türlü fakîrliği dışarı çıkarır. Yetmiş türlü bereket evine dâhil eder. Yetmiş rahmet sana nâzil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin, delilikten ve diğer hastalıklardan emîn olur.

Yâ Alî! Gelini ilk hafta, yoğurt yemekten, ayran içmekten, sirke ve ekşi yemekten men et! Turşu ve yoğurt ve ayran, rahmde evlâd olmasına mâni olur. Sirke yiyen kadının hayzı zahmetli olur ve temizliği uzar. Ekşi elma yemek, hayz kanını keser. Onun ardından başka hastalık zuhûr eder.

Yâ Alî, ayın evvelinde, ortasında ve sonunda, ikindi namazından sonra ehline yakın olma. Ehline yakınlık ettiğin vakit çok konuşma, avret yerine bakma. Sohbet esnâsında gözünü yumma.

Yâ Alî! Kendi ehline bir başka kadının şehveti ile yakın olma ki, eğer bir evlâd olur ise muhannes olur. Kadınlara benzemeye çalışır.

Yâ Alî! ikiniz de ayakda iken yaklaşma, eğer çocuk olur ise, döşeğe bevl eder.

Yâ Alî! Ehlinle bayram geceleri, meyve ağacı altında, Ezân ile ikâmet arasında, Berât gecesinde yaklaşma. Sefere çıkacağın gece ve üç günlük seferden geldiğin gecesi ehline yakınlık etme; bir çocuk olursa müsrif ve zâlim olur.
Yâ Alî! Pazartesi gecesi ehline yakınlık edersen, aranızda bir çocuk olursa, hâfız-ı Kur’ân, Salı gecesi olursa, mü’min ve iyi huylu olur. Perşembe gecesi olursa, hikmeti ve ilmi çok âlim olur ilmi ile âmil olur. Perşembe günü öğleden evvel olursa, aslâ şeytân ona ölene kadar yaklaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmette olur. Eğer Cuma gecesi olursa Kâri-i Kur’ân olur. Veyâ hatib olur. Cuma günü olursa, âlim olur, dindârlığı ile ma’rûf ve meşhûr olur. Eğer Cuma gecesi yatsı namazından bir saat sonra ehline yakınlık edersen doğacak çocuk velîler cümlesinden olur.

Yâ Alî! Ehline gecenin evvel saatinde yakınlık etme ki, eğer bir çocuk olursa kötü huylu olur. Dünyâyı âhıret üzerine tercîh eder. Yâ Alî! Benim bu nasihatlerime uy ki, Allahü teâlânın izni ile sana fâide versin. (Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn)