Huzurun Kaynağı Aile

 

 


EVLENMENİN DİNİMİZDEKİ YERİ

Kudbüddin-i İzniki hazretleri “Mızraklı İlmihal” kitabında buyuruyor ki:
Ve dahî, evlenmekte çok fayda vardır. Evvelkisi, dînini korumuş olur. Ve huyu güzel olur. Ve kazancında bereket olur. Ve hem de, sünnet ile amel etmiş olur. Nitekim, Peygamberimiz buyurur: “Nikâhlanınız, çok evladınız olsun. Zîrâ ben kıyâmette ümmetimin çokluğu ile sâir ümmetlere iftihâr ederim.”

Ve dahî kadının ve erkeğin birbirlerine karşı olan haklarına riâyet etmeleri lâzımdır.

Ve dahî, bir kimse evleneceği zaman, araştırarak, sâliha yâni dînine kavî bir hanım bulup almalıdır.
Ve dahî, bir kızı, malından ve güzelliğinden dolayı almaya. Zîrâ, sonra zelîl olur. Peygamberimiz buyurdu ki: “Bir kimse, malından veya güzelliğinden ötürü bir hâtun alsa, onun malından ve güzellğinden mahrum olur.”

Ve bir kimse, dîninden, ahlâkından ötürü bir hâtun alsa, Hak teâlâ, onun malını ve güzelliğini ziyâde eyler.
Kadın, kocasından, dört mertebe aşağı olmak gereklidir. Yaşı ve boyu ve hısımı ve akrabâsı. Dört şeyde, kadın erkekten ziyâde olmak gerek. Biri, güzel ola ve biri edebli ola ve biri, huyu iyi ola ve biri, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınıcı ola ve saçı, başı, kolları, bacakları açık olarak yabancı erkeklere görünmiye.
Genç kızları, yaşlı kimselere vermeyeler. Fesata sebep olur.

İyi tahkikat gerekir

Ve dahî, nikâh için söz kesilmeden evvel, dünür olacak âileler hakkında ve evlenecek olan gençler hakkında iyice tahkîkat yapılmak, hem sünnettir ve hem de aralarındaki geçimin devamına sebep olur. Bunda üç fayda olduğu beyan olunmaktadır: Biri, ikisinin arasında, tâ ölünceye dek, muhabbet kesilmez. İkincisi, rızklarında bereket olur. Üçüncüsü, sünnet ile amel etmiş olur.

Sünnete uygun nikâhdan sonra, erkek tarafı kadın tarafına güzel ve kıymetli şeyler göndere, muhabbete sebebdir.
Ve dahî, kocası karşısında, kadının her türlü süs ve düzgün giyinmesi câiz ve çok sevaptır.
Gerdek [zifâf] gecesi, ziyâfet etmek sünnettir. Akşam namazından sonra yimeli, yatsıyı kılınca, dâmâdı kız evine götürüp, duâdan sonra hemen dağılmalıdır.

İlk gece, güvey, gelinin ayağını yıkamak ve o suyu, evin dört bucağına saçmak, sünnettir. İki rekât nâfile namaz kılıp duâ eyleye. O gece, her ne duâ ederse, makbûl olur. Güveyi görenler, kendisine bunu hâtırlatırlar. Ve (Bârekellahü lek ve bârekellahü aleyhâ ve ceme'a beynekümâ bilhayri) diyeler. Yâni, Allahü teâlâ, sana mübârek eylesin ve zevcene mübârek olsun ve ikinizin arasını, hayrla cem' eylesin!

Bazılarının yaptıkları gibi, (Bir hoşça geçinin, oğullu uşaklı olasınız) demek, câhiller hitâbıdır, faydası yoktur. O vakte mahsûs duâları okumak sünnettir.

Lüzumlu dini bilgiler öğretilmeli

Lüzûmlu olan dini bilgileri bilip ve hanımına dahî öğrete. Zîrâ, âhırette suâl olunur. Bilemedim demek özr olmaz. Farzları ve haramları ve Ehl-i sünnet îtikatını öğrenmek ve hanımına, çocuklarına öğretmek farzdır. Sünnetleri öğrenmek ve öğretmek sünnettir.

Hanımını islâmiyetin cevâz vermediği yere götürmeye ve göndermeye! Sokağa açık çıkarmaya. Zîrâ Peygamberimiz, “Bir kadın güzel kokular ile, namaz kılmak için mescide gelse, o kadının namazı kabûl olmaz, tâ ki evine varıp, cünüblükten gusleder gibi, gusletmeyince” buyurdu. Onlara, güzel râyıha ile, câmiye ve mescide gitmek câiz olmayınca, başka yerlere gidip halka görünmek günahı, ne mertebe olmak gerek? Ona göre, kıyâs oluna! Ve çekilecek azâb düşünüle!

Ve dahî, Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuştur: “Cennet ehlinin çoğu, fukara ve Cehennem ehlinin çoğu kadınlardır.” Bunun üzerine, Hz. Âişe suâl eylediler ki: “Avretlerin çoğu Cehennemde olmaya sebep nedir?” Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Bunlar belâya sabr eylemezler ve on iyilik gördükleri kimseden, bir kötülük gördükte, o on iyiliği -hemen- unutup, bir kötülüğü dâimâ söyler. Ve dünya zînetlerini, çok ziyâde severler ve âhırete çalışmazlar ve gıybeti çok ederler.”

Erkeklerden ve kadınlardan her kim bu sıfatları kendinde toplasa, ehl-i Cehennemdir.

“Erkeğin hakkı çoktur!”

Ve dahî, Hz. Aliden rivayet olunur ki, birgün, Resûl-i ekremin huzuruna bir kadın gelip, “Yâ Resûlallah! Ben evlenmek isterim, ne buyurursunuz” dedi. Resulullah buyurdu ki, “Erkeğin hakkı, kadının üzerinde çoktur. Hakkından gelebilir misin?” O kadın, “Yâ Resûlallah! Erin hakkı nedir.” dedi. Buyurdu ki, “Sen onu incitir isen, Allaha âsî olursun ve namazın kabûl olmaz.” O kadın, sordu, daha var mı? Resûlullah buyurdu ki, “Hangi kadın, kocasından izinsiz, evinden dışarıya çıksa, her adım başına günah yazılır.” Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Kocasına kötü söz söylerse, kıyâmette dilini ensesinden çıkarırlar.” O kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın ki, malı ola da, kocasının hâcetini bitirmeye, âhırette o kadının yüzü kara ola.” Ve o kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın, kocasının malından uğrularsa ve bir başkasına verirse ve eri ile helâllaşmazsa, Allahü azîm-üş-şân, o kadının zekât ve sadakasını kabûl eylemez.” Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın, kocasına sövse veya karşı gelse, tamu içinde, dilinden asalar ve hangi avret çengi ve çalgı dinlemeye varsa ve bir akça verse, küçük yaşından beri kazanmış olduğu sevap mahv ola ve üzerindeki libasları da davâcı olup, bizi mübârek günlerde giymedi ve helâline karşı giymedi, haram yerlere gitti, dedikte, Hak teâlâ buyurur, böyle olan avretleri, bin yıl yaksam gerektir.” (Sinemanın, radyo ve televizyonun kötü taraflarını buradan da anlamalıdır.) O kadın , bu cevapları işitince, “Yâ Resûlallah! Bu zamana kadar evlenmedim. Bundan sonra da evlenmem” dedi.

Evlenmenin sevabı

Kadının bu sözü üzerine, Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ hâtun! evlenmenin sevabını dahî haber vereyim de dinle! Hangi kadın ki, kocası, ona, Allah senden râzı olsun dese, altmış yıl ibâdet etmekten yeğdir. Ve erkeğine, bir içim su verse, bir yıl oruç tutmaktan eftaldir. Kocasının döşeğinden kalktığı zaman gusleylese, bir kurban kesmişcesine sevap bula. Ve helâline hîle etmezse, onun için, göklerde melekler tesbîh ederler. Ve helâli ile oynasa, altmış kul âzâd etmekten hayrlıdır. Kocasının rızkını muhâfaza etse ve helâlinin akrabâsına merhamet eylese ve beş vakit namazını kılıp, orucunu tutsa, bin kere Kâbeye varmaktan eftaldir.”

Fâtıma-i Zehrâ, bir kadın kocasını incitse, hâli nice olur, dedikte, “Bir kadın, erkeğine âsî olsa, Allahın lâneti onun üzerinde kalır, tâ ki kocası ile helâllaşmayınca, kurtulamaz ve erinin döşeğinden kaçsa, cemî' sevabı gider ve erine karşı, büyüklense, Hak teâlâ, ona hışm eyler ve sen benim kâhyam mısın, dese ve senden ne gördüm dese, Allahü teâlâ, ona nîmetini haram eyler. Kocasının kanını dili ile yalasa, henüz erkeğinin hakkını yerine getirmiş olmaz. Ve erinin izni ile açık saçık sokağa çıksa, kocasının defter-i amâline, bin günah yazılır, izin verdiği için” buyurdu. İznsiz çıkıp giden kadının hâli nice olur, bundan kıyâs eyle!

Resûl-i ekrem buyurur: “Yâ Fâtıma! Allahü teâlâ, bir kimsenin, bir kimseye secde etmesini emir buyursa idi, ben de, kadının kocasına secde etmesini buyurur idim.”

Resulullahın Hazreti Aişe’ye vasiyeti

Hz. Âişe, “Yâ Resûlallah! Bana vasıyet eyle!” deyince, Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ Âişe! Ben sana vasıyet ederim, sen de ümmetimin hâtunlarına vasıyet eyle! Yarın kıyâmet gününde: Önce îmandan. İkincisi, abdestten ve namazdan. Üçüncüsü, kocası hakkında, suâl olunur. Hangi erkek ki, hanımının yavuzluğuna sabr eylese, Hak teâlâ, ona Eyyûb Peygamber sevabını vere. Bir kadın dahî erkeğinin yavuzluğuna sabr eylese, Âişe-i Sıddîka mertebesini bula.”
Ve dahî, “Bir erkek, hanımını dövse, kıyâmette, ben onun davâcısı olurum” buyurdu.

Kişi, üç yerde, hatûnunu açık avucu veya düğümsüz bez ile dövmek câizdir. Namazı ve guslü terk ettiğinden ve döşeğine gelmediğinden ve izinsiz dışarıya çıktığından ötürü. Sopa ile, yumruk ile, tekme ile, düğümlü bez ile dövmek ve başına, gövdesine vurmak hiç bir zaman câiz değildir. Sâir kabahatlerde, hiç dövülmez. Birkaç tenbîh etmek gerektir. Eğer islâh olmazsa bırakmak gerek, tâ ki, azâbda olmamak için.
Sâliha olan hanım üstüne tekrar evlenmemelidir. Nafakalarında adalet yapamıyacak olanın ikinci zevce alması câiz değildir. Adalet yapacağını bilenin alması câiz ise de, almaması eftaldir.

Câiz olan yerlere giderken baş örtüsü örtmesi ve bedenini iyi örtmesi lâzımdır. Kadının koku sürünerek, zînetlerini göstererek sokağa çıkması haramdır. Sâliha kadın, dünya nîmetlerinin en kıymetlisidir. Müslümana şefkat göstermek, üzmemek, nâfile ibâdetlerden daha sevaptır.

Nisâ sûresinin onsekizinci âyetinde meâlen, “Zevcelerinize iyi, yumuşak davranınız!” buyuruldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Yâ Ebâ Bekr! Zevcesine gülerek, yumuşak söyleyene, köle âzâd etmek sevabı verilir”
“Fâsık erkekle evlenen kadına, Allah merhamet etmiyecektir.
“Şefaatime kavuşmak istiyen, kızını fâsıka vermesin!”
“İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren [onları inciten]dir”
“Bir müslümanı haksız olarak incitmek, Kâbeyi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.”

Nafakanın temini

Müslüman erkeğin, sahih nikâh ile evlenmiş olduğu hanımının nafakasını temîn etmesi farzdır. (Nafaka), yiyecek ve giyecek ve barınacak ev demektir. Hanımını, kendi mülkü olan veya kira ile tuttuğu evde oturtması lâzımdır. Kadın, evde erkeğin akrabâsından hiçbirinin bulunmamasını istiyebilir. Erkek de, kadının yakınlarından hiçbirinin bulunmamasını istiyebilir. İkisi de bu hakka mâliktir.

Evin, sâlih müslüman komşular arasında olması lâzımdır. Haftada bir kere anasına babasına gitmesine mani olamaz. Onların haftada, bir kere kızlarına gelmeleri de, iyi olur. İkisinden biri hasta olursa ve bakacak kimseleri olmazsa, erkek râzı olmasa bile, kadının gidip hizmet etmesi lâzımdır. Diğer mahrem akrabâsının senede bir gelmelerine veya kadının onlara gitmesine mani olamaz. Bunlardan başkalarına ve günah olan yere gitmelerine izin verirse, ikisi de günaha girer.

Evinde veya dışarda, başkaları için ücret ile veya hayır için iş yapmasına ve mektebe, vaaza gitmesine mani olur. Kadının evde ev işleri ile meşgûl olması, boş kalmaması lâzımdır. Erkek hanımını, mahrem akrabâsından başkasına, haramdan sakınan müslümanların evine kendi götürebilirse de, kadın erkek ayrı oturmalıdır. Enişte ve kayın birâder mahrem akrabâ değildir, yabancıdırlarr. Kadının bu ikisine de açık görünmesi, yüzünden başka yerleri örtülü olsa bile, yalnız bir odada kalması, birlikte sefere gitmeleri haramdır.

Dâmâda kayın valdesinin anadan ve babadan olan anaları da mahremdirler. Mahrem olmıyan akrabâsı eve gelince, kocasının veya akrabâ kadınların yanında, yüzünden başka her yeri örtülü olarak hoş geldiniz der. Kahve, çay gibi şeyler getirir. Fakat, yanlarına oturmaz.

Geleneklere göre hareket edilmez

Müslümanların, âdetlere, geleneklere değil, islâmiyete, ilmihâl kitaplarına uymaları lâzımdır. Her müslüman, hanımına ilmihâl öğretmeli, kendi bilmiyorsa, sâliha hanım hocaya göndermelidir. İslâmiyete uyan, haramlardan sakınan hanım bulamazsa, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı doğru ilmihâl kitabını hanımı ile birlikte okuyup, ikisi de, dînini, îmanını, haramları, farzları iyi öğrenmelidir. Mezhepsiz olan din adamlarının, sapıkların yazdıkları bozuk tefsîr ve din kitaplarını eve sokmamalı, bunları okumamalıdır.

Dîni, ahlâkı bozucu yayınlar yapan radyoları, televizyonları da eve sokmamalıdır. Bunlar kötü arkadaştan daha fenadırlar. Zevcenin ve çocukların dinlerini, ahlâklarını bozarlar. Hanımı ve kızları, ev işleri ile uğraşmalı, tarlada, fabrikada, bankada, ticârethânelerde ve memurluklarda çalıştırılmamalıdır. Kadının ve kızlarının para kazanması, babasının, kocasının sanatına, ticâretine yardım etmesi lâzım değildir. Bunları yapmak ve ev ihtiyaçlarını çarşıdan, pazardan alıp getirmek erkeğin vazîfesidir. Kadın bunları yapmaya zorlanırsa, dîni, ahlâkı ve sağlığı bozulur. Her ikisinin dünyaları da, âhıretleri de harap olur. Sonra, dizlerini döğerlerse de, faydası olmaz.

Günahtan, belâdan kurtulamazlar. İslâmiyete uyan, dünyada da, âhırette de, rahata kavuşur. Kötü arkadaşların, münâfıkların güler yüzlerine, tatlı dillerine aldanmamalı, ilmihâl kitaplarına uymalıdır. Kızlarını, çocuklarını da haramlardan korumalıdır. Oğullarını müslüman öğretmenlerin bulunduğu okullara göndermelidir.

Kadının mağazalarda, dükkânlarda, fabrikalarda, memurlukta, erkekler arasında çalışmasına ihtiyacı yoktur. Kocası, yoksa veya hasta ise, kadının her ihtiyacını mahrem akrabâsı temîn etmeye mecbûrdur. Allahü teâlâ, islâm kadınının her ihtiyacını ayağına göndermektedir. Geçim sıkıntısını erkeklere yüklemektedir. Çalışıp kazanmaya hiç ihtiyacı olmadığı hâlde, mirastan erkeğin aldığının yarısını da kadına vermektedir.

Kadının vazîfesi, ev içindeki işleri yapmaktır. Bu işlerin birincisi, çocuklarını terbiye etmesidir. Çocuğun ilk mürşidi anasıdır. Anasından din ve ahlâk ilimlerini öğrenen çocuk, dinsiz öğretmenlere, kötü arkadaşlara ve islâm düşmanı yayınların yalanlarına aldanmaz. Anası, babası gibi, hâlis bir müslüman olur. (İslam Ahlakı, Miftahül Cenne bölümü)