Huzurun Kaynağı Aile

 

 


ERKEĞİN HANIMINA KARŞI OTUZ VAZİFESİ

Erkeğin kadına karşı olan vazîfelerini “Mürşid-ül-müteehhilîn” , “Mürşid-ün Nisa” kitplarında uzun yazmakdadır. “Ma’rifetnâme” kitâbında olanı aynen aşağıda bildiriyoruz:

Ey azîz! Erkeğin hanımı ile görüşmesinde, otuz şeyi yapması lâzımdır:

1 — Ona karşı her zaman, güzel huylu olmalıdır. Allahü teâlâ iyi huylu olanları sever. Huysuzları sevmez. Bir insanı incitmek harâmdır. İşkence yapanın evlenmesi harâmdır.

2 — Ona karşı her zaman, yumuşak davranmalıdır.
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, “Müslimânların en iyisi, en faydalısı, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır”.

3 — Eve gelince hanıma selâm vermeli ve nasılsın? diye hâtırını sormalıdır.

4 — Onu neş’eli görünce saçlarını tutup, okşamalı, gülerek, bûs etmeli ve sarılmalıdır.

5 — Üzüntülü görünce, onu çok sevdiğini, acıdığını söyleyip hâlini sormalı, tatlı şeyler söylemelidir.

6 — Yapamayacağı şeyleri bile söz vererek gönlünü almalıdır. Çünkü o, evinde kapalı, başkalarından ümmîdsiz ve yalnız kendisine alışmış olan dostu, dert ortağı, kendini neş’elendiricisi, çocuklarını yetiştiricisi ve ihtiyâclarını gidericisidir.

7 — Çocukları terbiyede, ona yardım etmelidir. Çünkü, bebek, anasına, gece gündüz ağlayıp, hiç râhat vermez. Onu insâfsızca üzen bir alacaklıdır. O hâlde, ona imdâd edene, Allahü teâlâ yardım eder.

8 — Hanımına, memlekette âdet olan elbisenin, çamaşırın en kıymetlisini giydirmelidir. Ev içinde, her istediği, güzel şeyleri giydirmelidir. Sokağa çıkarken, bunları da örtmeli, yabancıya göstermemelidir.

9 — İyi şeyler yedirmelidir. Zengin ise, halâl olan herşeyi almalıdır. Ona geniş, kullanışlı, sağlıklı ve islâm hanımına yakışan elbise ve nefîs yemek temîn etmeği, kendine borc bilmelidir. Hanımının nafakasını sıkmamalı, isrâf da etmemelidir. Hiç olmazsa haftada bir kerre tatlı yedirmelidir Âilenin nafakasına verilen paranın sevâbı, sadaka sevâbından dahâ çoktur. Peygamberimiz buyurdu ki:”Gazâ için sarf edilen, köle âzâd etmek için, fakîre sadaka vermek için ve evindekilerin nafakası için sarf edilen altınların en üstünü ve sevâbı çok olanı, evin nafakasına verilen altının sevâbıdır.” Nafaka temininden âciz olanın evlenmesi harâmdır. Yemeği yalnız yememelidir. Çoluk çocukla yimek sevaptır. En mühim şey, nafakayı halâlden kazanıp, halâlden yedirmektir.

Ona iyi davranmalı

10 — Hanımını döğmemelidir. Bazı kimseler, Nisâ sûresi otuzüçüncü âyetinde, kadınların döğülmesi emir olunuyor diyorlar. Hâlbuki, bu âyet-i kerîmede meâlen, “Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü, Allahü teâlâ, bazı kullarını bazısından üstün yaratmıştır. Hem de, erkekler, kendi mallarını, onlar için harc ederler. Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itâat eder ve zevclerinin haklarını gözetirler. Zevcleri hâzır olmadıkları zaman, onların nâmûslarını ve mallarını, Allahın yardımı ile korurlar. Hıyânet etmesinden korkduğunuz kadınlara, zevc haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasîhat edin! Onları yatağınızdan ayırın. Yine uslanmaz iseler, hafîf döğün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın!” buyuruluyor.

Görülüyor ki, mala ve nâmûsa hıyânet etmeyen kadınları döğmek değil, onları hiçbir sûretle üzmek câiz değildir. Hâin olanları da, yumruksuz açık el ile veyâ düğümsüz açık mendil ile hafîf vurarak islâh etmeğe izin verilmiştir. Nâmûsa ve mala hiyânet edenlere, her hükûmet, her kanûn, ağır cezâ yapmaktadır. İslâmiyet, kadınlara, çok kıymet verdiği, çok acıdığı için, hâin olanlarını kanûn pençesine düşürmeden önce, hafîf vurmakla islâh edilmelerinin de tecribe olunmasını emir etmektedir.
Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, “Bir erkek, hanımını döğerse, kıyâmette ben onun da’vâcısı olurum”. Dünyâ işlerindeki kusûru için, döğmek şöyle dursun, acı, sert bile söylememelidir.

Kadınların kalbleri ince, nâzik ve aklları noksân olduğundan, birbirlerine hased edenleri çoktur. Bu bakımdan, bilhâssa yeni evliler, uyanık olmalı, ana, kız kardeş ve başka kadınların, hanımsini çekişdirmelerine aldanmamalı, böyle şeyler söylenmesine fırsat vermemelidir. Böyle sözlere uyarak hanımsini incitmekden çok çekinmelidir.

Anası ve kız kardeşleri için hanımının söylediklerine karşı da uyanık olmalı. Anaya eziyet olunmasına hiçbir sûretle göz yummamalıdır. Anasına, kendisi, hanımı ve çocukları, herhâlükârda saygı göstermelidir. Ana babaya, kayın vâlide ve kayın pedere hurmet, hizmet edilmesi birinci vazîfe olmalıdır. Büyüklerin rızâsını, düâsını almağa çalışmalı, hayır düâlarını, büyük kazanc bilmelidir.

11 — Allahü teâlânın emirlerini yapmak husûsunda olan kusûru için, bir günden çok dargın durmamalıdır.

12 — Hanımının huysuzluklarını yumuşak karşılamalıdır. Çünkü, kadınlar iğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Akılları ve dinleri erkeklerden azdır. Erkeğe emânet olunmuşlardır. Gülerek, tatlılıkla geçinmek için alınmışlardır.

Sabırlı olmalı

13 — Hanımının ahlâkında bir değişiklik görürse, kabâhati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı, diye düşünmelidir. Evliyâdan birinin hanımı, huysuz idi. Buna hep sabreder, soranlara derdi ki, eğer onu boşarsam, ona sabredemiyen biri alır da, ikisinin birden felâkete düşmelerinden korkarım.
Bir kimse âilesinin huysuzluğuna sabrederse, altı şey, ziyândan kurtulur: Çocuk dayakdan, tabak bardak, kırılmakdan, ahırdakiler döğülmekden, kedi sövülmekden, müsâfir gücendirilmekden, elbise yırtılmakdan kurtulur.

14 — Hanımı kızınca, susmalıdır. Böylece kadın, pişmân olup, özür dilemeğe başlar. Çünkü o, za’îfdir. Susunca mağlûb olur.

15 — Hanımının iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona düâ etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir kadın büyük ni’metdir.
16 — Hanımı ile öyle olmalıdır ki, kocam beni herkesten çok seviyor, bilsin.

17 — Bakkal, kasab, çarşı, pazar işlerini aslâ ona bırakmamalı, evin idâresinde onun fikrini sormalı, dışardaki, büyük işleri söyliyerek, onu üzmemelidir.

18 — Hanımının câhilce hareketleri için dâimâ uyanık bulunmalıdır. Çünkü, Âdem babamız “aleyhissalâtü vesselâm”, ehli, Havvâ anamızın da’veti üzerine, yanlış iş işledi. Evde hâkim, âmir erkek olmalıdır. Kadın değil.

19 — Hanımının, günâh olmıyan kusûrlarını görmemezlikden gelmelidir. Günâh iş ve sözden vazgeçmesini ve nemâza, oruca ve gusül abdesti almağa devâm etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle nasîhat etmelidir. Kıymetli elbise ve zînet eşyâsı alacağını va’d ederek ibâdetleri yapdırmalı, günâhlarını önlemelidir.

20 — Hanımının ayıblarını, sırlarını, herkesten gizlemelidir.

21 — Hanımına latîfe, şaka söylemeli ve kadın gibi olup, oyunlar yapmalıdır. Nitekim, Allahü teâlânın sevgilisi, hanımlarına karşı, insanların en zarîfi idi. Hattâ bir kere Âişe validemiz ile yarış etti. Âişe vâldemiz geçti. Bir daha yarış ettiklerinde, Resulullah geçti. Müslümânın hanımı ile oynaması, boş ve günâh değildir, sevaptır.

22 — Hanımını cadde üstünde, parklara, oyun yerlerine, spor sâhalarına, mekteblere karşı olan evlerde oturtmamalı, yabancı erkekleri görmesine, onlarla konuşmasına sebeb olmamalıdır. Sâlih müslümân komşular arasında oturtmalıdır. Sâlih komşular, bunların birbirlerine zulüm, işkence yapmalarına mâni’ olurlar. Nasîhat ederler. Yardımlarına koşarlar. Böyle mahalleye, böyle şehre hicret etmek vâciptir. Müslümanlar, âilesini, iyi havalarda, çayırlara, su kenârlarına, harâm bulunmıyan, kalabalık olmayan yerlere götürerek gezdirmeli, hava aldırmalıdır.

23 — Hanımını, islâmiyetin yasak ettiği şekilde tahsîle, vazîfeye, fitneye sebep olan yerlere göndermemelidir.
Kadının, yanında kocası veya ebedî mahremlerinden biri olmadan yüzdört kilometre uzağa gitmesi harâmdır. Kadınlar çok olsa da harâmdır.

24 — Hanımına Kur’ân-ı kerîm okumasını, farzlardan, harâmlardan, ona lâzım olanları öğretmelidir. Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bilmeyen fâsık, kötü kimse ve hanımına ve çocuklarına öğretmiyen, Cehennemde azâb çekecektir.

25 — Hanımından izinsiz çocuk olmaması için tedbir almamalı ve cimada, o râhatlanmayınca ferâgat etmemelidir.

26 — Hanım, yalnız evde kocasına karşı süslenip, başka kimselere süslenmemelidir. Hanımı ve kızları açık gezen erkekler, onlarla birlikte Cehenneme gidecek, çok acı azâb çekeceklerdir.

27 — Hanımından iznsiz sefere, hattâ nâfile hacca gitmemelidir.

28 — Hanımı namaz kılıyor ve kendisine itâ’at ediyorsa ve yabancı erkeklere açık saçık görünmiyorsa, ondan başka evlenmemelidir. Zîrâ, hanımleri arasında adâlet ve eşitlik yapmayanlar Cehenneme gideceklerdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “İki hanımı olup da, ikisine eşit bakmayan kimse, kıyâmet günü, mahşer meydânına yarı iğrilmiş olarak gelecektir”.

29 — Hanıma, gamını, kederini, düşmanlarını, borclarını söylememelidir.

30 — Ona, yanında ve olmadığı zamanlarda, hep hayr düâ etmeli, fenâ düâ etmemelidir. Çünkü, gece gündüz onun için çalışmaktadır. Onun aşçısı, terzisi ve malının bekcisi ve yoldaşı ve mûnisi ve yârı ve nigârıdır.
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Erkeğin vazîfelerinden birisi de hanımını boşamamasıdır. Allahü teâlâ, bütün mubâhlar (ya’nî izn verdiği şeyler) içinde yalnız, talâk vermeği (ya’nî boşamağı) sevmez. Zarûret olmadıkca, birini incitmek câiz değildir.

Kızını fasığa vermemeli

Dînini bilen ve seven erkekler, her hareketinde islâmiyyete uyarak, hem kendilerine, hem de âile ve akrabâlarına ve bütün mahlûklara hayrlı ve faydali olur. Bunun için, kızını seven ve onun dünyâda ve âhırette mesûd olmasını isteyen, onu açık sokağa çıkarmamalı, dîni ve ahlâkı bozan televizyonları, radyoları dinlemesine ve böyle olan sinemalara ve topluluklara gitmesine mâni’ olmalıdır.

Müslümân olan kimse, kızını müslüman ve sâlih kimselere vermelidir. Mal ve apartman ve mevkı’ sâhibi değil, din ve ahlâk sâhibi dâmâd aramalıdır. Kızını kâfire veren kimsenin kendisi de, kızı da kâfir olur.

Peygamberimiz buyurdu ki:

“Bir kimse, kızını fâsıka (kötü kimseye) verirse, Allahü teâlânın emânetine hıyânet etmiş olur. Emânete hıyânet edenlerin gideceği yer, Cehennemdir”.
“Kızını fâsıka veren kimse, mel’ûndur”.
“Şefâ’atime kavuşmak istiyen, kızını fâsıka vermesin!”
“Yâ Alî! Üç şeyi gecikdirme! Nemâzı evvel vaktinde kıl! Hâzırlanmış cenâzenin nemâzını hemen kıl! Dul veyâ kızı küfvü, dengi isteyince, hemen evlendir!” Yanî nemâzını kılan ve günâh işlemiyen ve nafakasını halâlden kazanan birini bulunca, hemen ona ver, buyurdu.