Huzurun Kaynağı Aile

 

 


EŞLERİN BİRBİRİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Erkeğin hanımı üzerindeki hakları

Erkeğin hanımı üzerinde hakkı çoktur. Kadın kocası ile iyi geçinmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Kadının cihâdı, kocası ile iyi geçinmektir.”

Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyliyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peyamber aleyhisselâm, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:

“Hanımına selâm söyle, yarı şehid sevâbına kavuştuğunu haber ver!”
Kadınların Cennete girmeleri erkeklere göre daha kolaydır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.”
“ Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.”

Kadına zînet eşyâsı mubâhtır. Zînet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara zînetlerini göstermemelidir! Böyle olunca zînetleri Cennete girmelerine ma'nî olmaz.Hadis-i şerifte, “Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve zînet eşyâsı meşgûl etti." dediler.” buyuruldu.

Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir.
Resulullah,“Kıyâmette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hâle çevirir.” buyurdu.

Kadın, “Senden ne gördüm” diyerek küfrân-ı ni'mette bulunmamalıdır! Peygamberimiz, “Eğer kocalarına karşı küfrân-ı ni'mette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen cennete girerdi.” “Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok la'net ederler ve kocalarına karşı küfrân-ı ni'mette bulunurlar.” buyurdu.

Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi husûslarda kocasını üzmemeli, yapamayacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızâsını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte,

“Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O hâlde kocasının hakkını gözetmeyen, Allahın hakkını gözetmemiş olur.” buyuruldu.

Kadın, kocasını üzmemelidir. Birgün Hz. Fâtıma, ağlayarak babasının huzûruna geldi. Resûlullah buyurdu ki:

- Yâ Fâtıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızâsı kocanın rızâsına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki dâima kocasının rızâsını arar, kocası ondan râzı olur. Kadınlar için en üstün ibâdet, kocasına itâ'attir. Erkek, hanımından râzı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu râzı edinceye kadar, Allahü teâlânın la'netinde olur. (R. Nâsıhîn)

Kadın bakımlı olmalı

Kadının evinde kocasına karşı süslenmesi sevaptır. Resulullah efendimiz bunu teşvik etmiştir. “ İsrailoğullarının kadınları evlerinde süslenmedikleri için onların erkekleri zinaya düşmüştür” buyurdu.

Bu konuda kadınlara çok iş düşmektedir. Bilhassa çalışmayan ev hanımları bakımlı olmalı, ev giyinişine, süsüne makyajına dikkat etmeli. Kendini salıvermemelidir. Çünkü erkekler iş yerinde süslü, makyajlı, bakımlı, cilveli kadınlarla akşama kadar beraberdirler. Akşam eve geldiğinde, karşısında pespaye bir kadın görürlerse gözleri dışarıda olur.
Bunun için kadın bütün marifetini göstermeli, sabah erkenden kalkıp beyinin kahvaltısını hazırlamalı, kapıya kadar uğurlamalı. Akşam süslenmiş, bakımlı bir halde güler yüzle kapıda karşılamalı. Günün yorgunluğunu, stresini üzerinden almalıdır.

Erkeklerin dışarıda yabancı kadınlarla gayri meşru bir şekilde görüşmesinde evin hanımının büyük rolü vardır. Sabah kocası işe giderken yatakta, akşam döndüğünde komşuda olan kadın başka suçlu aramasın. Evden yakın, sıcak bir ilgi görmeyen erkek zamanla kendini dışarıda bulur. Bu hareketlerinde erkekler masum değillerse de, onların da büyük vebali varsa da bunda kendi hanımının da payı vardır. Bu şekilde yanlış yola sapan erkeklerin hanımları incelendiğinde, evin hanımının gereği gibi kadınlık görevini yapmadığı görülmektedir. Yukarıdaki hadis-i şerifte buna işaret vardır.

Maalesef birçok kadın, evde giyimine, kuşamına süsüne dikkat etmiyor. Evde rastgele pespaye bir şekilde giyiniyor. Sokağa çıkarken ise en yeni, en güzel elbisesini giyiyor. Halbuki bunun tersi olması lazımdır. Zaten Müslüman bir kadının dışarı çıkarken süslenmesi caiz değildir. Müslüman kadın sokağa çıkarken, dikkati çekmeyen sade bir kıyafet giymelidir. Koku sürünmemelidir. Kokuyu evine saklamalıdır. Kadının, kocasına karşı temiz ve zinetli olması, süslenmesi vacibtir. (Hindiye)

Habertürk; son yıllarda Avrupa’da Rus kadınlarla evliliğin çok revaçta olduğunu bildirdikten sonra bunun sebebini şöyle özetliyordu: Rus kadınları daima nazik ve sevgi doludur. Güzelliklerine ve bakımlarına evlendikten sonra da itina gösterirler, zayıf olduklarını kabul ederler, erkekle eşitlik iddasında bulunmazlar, feminizm dalgasına maruz kalmamışlar. (14.3.2005)

Erkeğin ve kadının hayırlısı

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Müminlerin imanca en olgunu, ahlak itibariyle en güzel olanıdır. Sizin hayırlınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır"

"Sizin hayırlınız, aile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben ehlime, aileme hayırlı olmada sizin en hayırlınızım"
Güzel ahlaklı ve aile fertlerine karşı iyi niyetli olan kimse hayırlı bir erkektir.

Bir erkek, alacağı kadının hayırlı olmasını isterse onda şu hususları aramalıdır:

Cenab-ı Hakka ibadetini bırakmayan, kocasına itaatte ve hürmette kusur etmeyen, onun kazancını saçıp savurmayan, dünyaya getirdiği çocuğunu İslami terbiye üzerine yetiştiren, iffet ve haya sahibi bir hanım olmalıdır.
Zamanımızda bir çok kimseler, alacağı kadının serveti veya maaşı olup olmadığını araştırmaktadır. Hadis-i şerifte ise:

"Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut dini için alınır. Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır." buyurulmaktadır.

Din ile güzellik birlikte olması çok iyi olur. Büyük velilerden Ebu Süleyman Darani hazretleri şöyle demektedir: “Dünya n’metlerinin en kıymetlisi, saliha olan kadındır. Îmanı olan ve İslamiyete uyan kimseye salih denir. Saliha kadın, kocasını haram işlemekten korur. İyilik ve ibadet yapmasına yardımcı olur. Saliha olmıyan kadın, zararlı olur.”

Resulullah efendimize:

- Ey Allahın Resulü, kadının hayırlı olanı hangisidir? diye soruldu. Resul-i Ekrem efendimiz buyurdular ki:
- Kocası yüzüne baksa onu memnun eden, bir şey emretse itaat eden, nefsinde, malında, hoşlanmıyacağı bir işle, kocasına karşı gelmiyendir.

Asık suratlı, geçimsiz ve her zaman tartışmaya yol açan bir kadın, hayır getirmez. Hz. Lokman oğluna şöyle öğüt vermiştir:

"Oğlum! Kötü, huysuz kadından sakın. O seni vaktinden evvel kocatır."
İnsanın en çok takdir edilecek yönü, göze hoş görünen cihetleri değil, gönlün seveceği taraflarıdır. Bu sebeple bir kadında en fazla takdir edilecek meziyet iffet, haya ve güzel huydur.

Abdullah bin Hâzır hazretlerine kadınların kocalarına karşı nasıl davranmaları sorulduğunda; erkeğin kadını üzerinde olan haklarını uzun uzun anlattıktan sonra şu hadîs-i şerîfi okudular. Peygamber efendimiz buyurdular ki: "Allahü teâlâ, kocasına teşekkür etmeyen (ona nankörlük eden) ve onunla yetinmeyen, iktifâ etmeyen kadına nazar etmez."

Müslüman kadın gayri müslim ile evlenebilir mi?

Hiçbir din, tarih boyunca bu kadar saldırıya, iftiraya uğramadı. Dün olduğu gibi, bugün de içeride, dışarıda yıkım faaliyetleri bütün hızıyla devam ediyor. Alman eski Başbakanı Kohl'ün oğlu ile iş adamı Kemal Sözen'in kızının evlenme merasimi de, dini nikaha, İslamiyete saldırıya vesile yapıldı. Her kafadan bir ses geldi. Diyanet'in, "Müslüman bir kadının, ister Ehl-i Kitap'tan (Yahudi-Hıristiyan) olsun ister olmasın, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi haram. Erkek, Müslümanlığı kabul etmedikçe de yapılacak nikah sahih (geçerli) değil." fetvasına; İstanbul Müftüsünün "Dinimiz, Müslüman bir kadının, gayrimüslimle evlenmesini yasaklıyor. Dolayısıyla dinin menettiği şeyin nikahı olmaz." demecine rağmen her aklına gelen birşeyler söyledi.

Bununla ilgili o zaman TV'lerde rastgele kimselerle açık oturumlar düzenledi. Mesela, Din Görevlileri Sendikası Başkanı, "İslam, hayatın gerisinde değil. Hayatta olabilen realitelere karşı çıkan bir din de değil. Bu nikah da AB sürecinde ne ilk ne de son nikah. Dinen bir engel gibi görülüyorsa bu realitenin karşısında yeni bir yorum gerekebilir." demişti.

Ölçüye bakın! İslamiyet, bu nikaha evet derse hayatın ilerisinde, demezse gerisinde olacak. Yine Diyanet Vakfı Kadın Kolları Başkanı, "Eğer Yahudi ve Hıristiyan erkek İslamı din olarak kabul ediyor, öğretilerine saygılı oluyorsa fetva ile ilgili görüş yeniden gözden geçirilebilir. Müslüman bir kadının inanç özgürlüğü ve çocuklarının velayet hakları, erkek tarafından saygıyla karşılanırsa evliliğin bir sakıncası olmaz." dedi.

Halbuki din zamana göre, insanların yorumuna göre değiştirilemez. İnsanların anlayışına, yorumuna göre dinde değişiklik yapılsaydı bugüne kadar din diye bir şey kalmazdı. İnsan sayısı kadar din(!)çıkardı ortaya. Burada esas kabahat konuyu ortaya atanlarda. Evlenirdi, evlenemezdi diye kasıtlı olarak tartışma çıkartanlarda.

Sanki İslamiyet yeni geldi veya Türk halkı yeni Müslüman oldu, bunun için olur mu olmaz mı bilemiyorlar! Beyler, İslamiyet geleli 15 asır oldu, Türkler 10 asırdır Müslüman. Bu kadar zamandır, bu mesele bilinmiyor muydu, kimse evlenmedi mi, nasıl evlenileceğine açık oturumlarda mı karar verilecek? Dedik ya maksat o değil, maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, bu vesile ile dine hücum etmek, kötülemek.

Fazla bir dini bilgisi olmayan, sıradan bir Müslüman bile, İslam dininde, bir Müslüman erkeğin, kitap ehli dediğimiz, Hıristiyan ve Yahudi kadın ile evlenebileceğini; fakat dinsiz, ateist kadınla evlenemeyeceğini bilir.
Yine, Müslüman bir kadının, sadece Müslüman erkekle evlenebileceği, kitap ehli de olsa başka din mensubu ile evlenemeyeceğini, evlendiği takdirde dinden çıkmış olacağını da bilir. Din bir inanç meselesidir. Kabul edersin veya etmezsin o ayrı. Ama kabul etmişsen, dinin kuralına uymak zorundasın. Uyamasan bile bu kuralı, inkâr etmeyeceksin, işine geldiği gibi değiştirmeye kalkışmayacaksın. Bunun akla, mantığa uygunluğunu tartışmayacaksın. Dine inanmanın gereğidir bu.