Şurası unutulmamalıdır ki, benim bacım,
paha biçilmez değerdeki varlığını,
şeytani gözlerin iğrenç bakışlarından
korumak için giyindiği simsiyah çarşafıyla, imanla
atan kalbiyle, irfanla çalışan aklıyla ve tavizsiz
vakur karakteriyle eşsiz bir âbidedir.
Arkasına sığındığı örtü onun
esaret zinciri değil, hürriyet belgesidir.
Evinde oturup sokaklara çıkmaması, açılıp
saçılmaması onun kokuşmuşluğuna değil,
korunmuşluğuna, asaletine ve temizliğne delalettir.
Kocasının getirdiği parayı yemesi, onun
kapıdan karşılayıp güleryüzle içeri alması
ekonomik bir zillet değil bilakis, ideal işbölümünün
gereklerini yerine getirmesidir.
O, alacağı bir kaç kuruş için, yolda, otobüste
perişan olan; işyerinde ezilen, bazan da süflîleşen
çağdaş kadından çok daha farklıdır.
Onun oturuşu miskince bir bekleyiş değil büyük
bir istikbale hazırlanıştır.
Geleceğin mücahid erlerine ana olma istikbaline.
O, Rabb'inin kendisine verdiği haklardan memnun ve
fazlasıyla razıdır.
Kafirlerin daha büyük değerlerini elinden çekip almak
için yem olarak önüne sürdükleri sahte hürriyetlere, haklara
ihtiyacı yoktur.
Çünkü o, hiç bir sistemin yapamıyacağı kadar hür,
hiç bir mükafatın edemiyeceği kadar mutludur.
O benim bacımdır.
Onun namusunu korumak ve islâm'ın koyduğu ölçüler
dahilinde muhafaza etmek benim görevimdir.
O, benim bacımdır. Onun namusunun
dokunulmazlığı vardır. Namusunun ve namusuna
gelinceye kadar en ufağından en büyüğüne bütün
değerlerinin...
Onun dokunulmazlığının garantisi kalbimizdeki
sönmez inancımızdır.