Şahadet konusunda ancak iki kadının bir erkek
yerine kaim olması onun için bir zül değil bilakis
merhamettir.
Şahitlik, çoğu zaman yanlışa alet edilmeye
çalışılan, bir çok tehlikeleri göze almayı ve
nihayet rüşvete meyletmeyecek, tehditlerden yılmayacak
sağlam bir irade ve mücadele kabiliyetine gerek gösteren bir
müessesedir.
Toplumlarda umumiyetle erkeklerin bir çoğu bile
şahitlik yapmaktan ısrarla kaçınır, bunu bir
nevi belayı başına sarmak olarak nitelerler.
Bunun için bir olayın şahitleri arasındaki bir
kadının herhangi bir yükümlülüğü ve fonksiyonu
yoktur. Kararları tamamen değiştirme
aşamasında erkeklerin şahadeti yanında onun
şahadetine itibar edilmez. Yalnız, hakim onun sözlerini
de gözünden uzak tutmaz.
Ama kadınlar iki veya daha fazla olurlarsa
şahadetlerine itibar edilir. Çünkü bu halde yanılma
ihtimali ortadan kalkmış, duygularla hüküm verme
tehlikesi kalmamıştır.
Kadın zayıf yapılı ve duygusal bir
yaratıktır. Bu sözümüz asla onu hor ve hakir gördüğümüz
manasına değildir. Bilakis o bu
zayıflığıyla korunmaya,
duygusallığı ve nezaketiyle sevilmeye
layıktır.
Bir inci tanesi de dev bir kayaya nazaran oldukça küçüktür.
Kimse onun küçüklüğünü inkar etmez. Fakat herkes onun değerini
teslim eder ve onu kayanın kat kat misline değişmez.
İşte kadın da böyle bir inci mesabesindedir. Zayıf
ve duygusal...
Mühim kararların arefesinde, özellikle karar ağızlarından
çıkacak bir çift söze bağlanırsa heyecanlanarak
iradelerini yitirirler.
Mesela istisnalar dışında hiç bir kadın idam
kararıyla karşı karşıya kalıp da
hıçkıra hıçkıra ağlayan bir
sanığın karşısında duygularından
uzak davranamaz.
Çoğu kez duygularına esir olur ve mesela bir infaz
kararını önleyerek katilin serbest bırakılmasını
sağlayabilir.
Af, şüphesiz güzel şeydir. Fakat eli kana
bulanmış bir katilin rahat duracağını kimse
garanti edemez.
Olayı farazi olarak bir kaç adım ileri götürecek
olursak, bir gün katil, katilliğinin tek şahidi olan o
kadını da tehlikeli görecek ve belki de o kadını
da ortadan kaldırmakta bir an bile tereddüt etmeyecektir.
Şahadet öncesinde muhatapları tarafından tehdit
edilen bir erkek iradesini yitirmeden tehditleri savıp
doğru olarak şahitliğini yapabilir. Kadın ise
ona göre zayıf ve ürkektir. Tehlike onun sinirlerini yıpratır.
Aynı şekilde fikri daha tez çelinir. Fakat kadın
şahit sayısı ikiye ve daha fazlaya çıkarsa
durum değişir. Yanılma ve duygusal davranma ihtimali
kalmayacağı için kadınların şahitlikleri
bağlayıcı duruma geçer.
Ayrıca kadınları ilgilendiren meselelerde de tek
başına da olsa geçerli olan kadının
şahadetine itibar edilmez.
Görüldüğü gibi İslâm cinslerden herhangi birini
yüceleyip ötekisini tahkir etmemekle bilakis, her cinsi yaratılışına
uygun yerlerde sorumlu tutmaktadır.
İslâm'ın yaptığı şey,
herşeyin düzenli yürümesi için insanların
fıtratları doğrultusunda yürümelerini sağlamaktır.
Kadının şahitlikte erkeklerle eşit
olması, mirasta tam pay alması gibi ilk bakışta
eşitliğin gereği gibi görülen basit şeyler onu
ilgilendirmiyordu. O, insanlar, ilk önce kendisini tenkid etseler
de takip edeceği çizgiyi ve varacağı hedefi biliyor
evrensel planını ona göre hazırlıyordu.
Zaten onun mevzi hesaplar ve dar görüşlü anlayışların
sınırına hapsolunacak kadar basitleşmesi düşünülemezdi.
Çünkü O, Alemlerin yegane Rabbi olan Hz. Allah'ın
kanunuydu!.