Diyanet Hac İlmihali

 

III. HACCIN FARZ OLUŞU

 

Hac, farz bir ibadettir. Hicretin 9. yılında far olmuştur. Farz oluşu kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir.[8] Haccın farz oluşunun Kur'ân'daki delili şu âyetlerdir:

وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً "

…Gücü yetenlerin haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" (Al-i İmrân, 3/ 97).

Bu âyet-i kerîme, gücü yetenlerin hac görevini yerine getirmelerinin farz olduğunu لله kelimesinin başındaki "gereklilik lamı" ifade etmekte, "alâ" edatı da bu gerekliliği teyit ve tekit etmektedir. Arap dilinde "alâ" edatı gereklilik ve zorunluluk ifade eder.[9] 

  وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ

"İnsanların arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler" (Hac, 22/27).

"İnsanlar arasında haccı ilan et" cümlesi, haccın insanlara farz olduğunu duyur, bildir demektir. "Gelsinler" emri de haccın  farz oluşuna delalet eder. [10]

Hadis külliyatının "hac" bölümlerinde haccın farz oluşuna delalet bir çok hadis vardır. Şu hadisleri örnek olarak zikredebiliriz:

بُنِىَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ ، وَالْحَجِّ ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ

"İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka tanrı bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, hac ve Ramazan orucu"[11]

Bu hadis-i şerifte "hac" ibadeti İslam'ın beş temele esası arasında zikredilmiştir.

Bir gün vahiy meleği Cebrâil (a.s), insan suretinde Peygamberimizin yanına gelip iman, İslam ve ihsan'ın ne olduğunu ve kıyamet'in ne zaman kopacağını sormuştur. İslam ile ilgili sorusu ve Peygamberimizin verdiği cevap şöyledir:

Cebrâil,

:

 يا محمَّدُ أَخبِرْنِي عن الإسلام     "Ey Muhammed İslam nedir bana bildir?" diye sordu. Hz. Peygamber (a.s.);

الإِسلامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لا إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، وأَنَّ مُحَمَّداً رسولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ ، وَتُؤتِيَ الزَّكاةَ ، وتصُومَ رَمضَانَ ، وتحُجَّ الْبيْتَ إِنِ استَطَعتَ إِلَيْهِ سَبيلاً.

"İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Ka'be'yi ziyaret etmen (hac yapman) dır" diye cevap verdi.

Cebrail, صدَقتَ  "Doğru söyledin" dedi.[12]

Peygamberimiz (a.s) Cebrail'e verdiği cevapta hem hac ibadetinin İslam'ın beş temel esasından biri olduğunu, hem de bu ibadeti ancak imkanı olanların yapmakla yükümlü olduğunu bildirmiştir.

Sahabeden Ebû Hüreyre'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz (a.s.) Müslümanlara yaptığı bir konuşmasında;

أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ فَرَضَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ الْحَجَّ فَحُجُّوا   

"Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz" buyurmuştur.[13] 

Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s) Allah'ın müminlere haccı farz kıldığını açık seçik bildirmiş ve hac yapılmasını emretmiştir.

Haccın farz olduğu konusunda müslümanlar arasında hiç ihtilaf olmamış, bu konuda ümmetin icmaı hasıl olmuştur.[14]

 

1. Hac Ömürde Bir Defa Farzdır.

 

Yukarıdaki delillerden haccın farz olduğu kesin olarak anlaşılmakta, ancak ömürde bir defa mı yoksa birden fazla mı yapılması gerektiği konusunda açıklık bulunmamaktadır. Bu konuya Peygamberimiz (a.s.) şöyle açıklık getirmiştir:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ فَرَضَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ الْحَجَّ فَحُجُّوا  فَقَالَ رَجُلٌ أَكُلَّ عَامٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَسَكَتَ حَتَّى قَالَهَا ثَلاَثًا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَوْ قُلْتُ نَعَمْ لَوَجَبَتْ وَلَمَا اسْتَطَعْتُمْ  

Ebû Hüreyre anlatıyor: Allah'ın Elçisi bize konuşma yaptı  ve,

- "Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz" buyurdu. Bir sahâbî,

- "Ey Allah'ın Elçisi! Her yıl mı?" diye sordu. Peygamberimiz, sükut etti cevap vermedi. Sahâbî sorusunu üç defa tekrarladı, bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.),

- "Eğer 'evet' deseydim her yıl hac yapmak farz olurdu, buna gücünüz yetmezdi" cevabını verdi.[15]

أَنَّ الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ سَأَلَ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ الْحَجُّ فِى كُلِّ سَنَةٍ أَوْ مَرَّةً وَاحِدَةً قَالَ  بَلْ مَرَّةً وَاحِدَةً فَمَنِ اسْتَطَاعَ فَتَطَوُّعٌ

Sahabeden Akra' b. Hâbis,

- "Ey Allah'ın Elçisi! Hac her yıl mı yoksa ömürde bir kere mi farz?" diye sormuş, bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.),

- "Ömürde bir kere farzdır. Kim birden fazla hac yaparsa bu, nafile bir hac olur" cevabını vermiştir.[16]

Peygamberimiz (a.s)'ın kendisi de hac farz olduktan sonra bir defa hac yapmıştır.[17]

Bir işin mutlak olarak yapılmasının emredilmesi, delil olmadıkça tekrarını gerektirmez. Namaz, oruç ve zekat emrinin tekrarı, haccın ise ömürde bir defa yapılması konusunda delil vardır. Bu itibarla haccın ömürde bir defa yapılması konusunda müslümanlar arasında hiç ihtilaf olmamış, bu konuda ümmetin icmaı hasıl olmuştur.[18]

 

2. Hac, Farz-ı Ayındır.

 

İmkanı olan her mükellefin haccı bizzat kendisinin yapması farzdır. Cenaze namazı ve cihat gibi bir grup müslümanın hac görevini yapması ile diğer müslümanların üzerinden düşmez.[19] Bu konuda ittifak vardır, aksi görüş beyan eden olmadığı gibi bu konuda delil de yoktur.

 

3. Haccın, İmkân Elde Edildiği Yıl Yapılması Farzdır.

 

Hac yapma imkanı elde edildiği yıl, hac yapmak müslümana farz olur. Bu konuda ihtilaf yoktur. Ancak, aynı yıl içerisinde haccın yapılmasının zorunlu olup olmadığı (fevrî veya terâhî oluşu) konusunda fıkıh bilginleri arasında farklı görüşler vardır.

"Hac yapma imkanı elde edildiği yıl yapılması gerektiği" ve "daha sonraki yıllara ertelenebileceği" şeklinde Ebû Hanîfe'den iki farklı görüş rivayet edilmiştir. Birinci görüşü İmam Ebû Yusuf, ikinci görüşü İmam Muhammed tercih etmiştir.

Ebû Yusuf'un tercih ettiği görüşe göre imkan elde edildiği yıl hac yapmayıp sonraki yıllara erteleyen kimse günahkâr olur.

İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre haccın imkan elde edildiği yıl yapılması gerekir.[20] İmam Şâfiî''ye göre hac daha sonraki yıllara ertelenebilir.[21]

 İmkan elde edildiği yıl hac görevini yapmayıp sonraki yıllara erteleyen kimse, çeşitli sebeplerle bu imkanını kaybedebilir ve hac yapmadığı için sorumluluk altında kalır. Bu itibarla müslüman, hac yapma imkanı elde ettiği yıl geciktirmeden hacca gitmelidir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.),

مَنْ أَرَادَ الْحَجَّ فَلْيَتَعَجَّلْ فَإِنَّهُ قَدْ يَمْرَضُ الْمَرِيضُ وَتَضِلُّ الضَّالَّةُ وَتَعْرِضُ الْحَاجَةُ

"Hac yapmak isteyen kimse acele etsin. [22] Çünkü hasta olabilir, (servetini, parasını) yitirebilir, ihtiyacı ortaya çıkabilir" buyurmuştur.[23]

 

[8]es-Semerkandî, Alâüddîn, Tuhfetü'l-Fukahâ, II, 379. Dâru'l-kütübi'l-Ilmiyye, Beyrut, 1984. Birinci baskı. el-Kâsânî, Alâüddîn Ebû Bekr b Mes'ûd, Bedâi'u's-Sanâî fî Tertîbi'ş-Şerâi', II, 118. Dâru'l-Kütübi'l-Arabiyyi, İkinci baskı, Beyrut, 1982.
[9]el-Kurtubî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî, el-Câmi' Li Ahkâmi'l-Kur'ân, III, 142. Dâru İhyâi't-Türâsî'l-Arabî, Beyrut, tarihsiz.
[10] Kâsânî, II, 118.
[11] Buhârî, İman, 1. I, 8. Müslim, İman, 19-22
[12] Müslim, Îmân, 1. 5. I, 37, 40. bk. Buhârî, Îman, 37. I, 8. Tirmizî, Îmân, 4. Ebû Dâvud, Sünnet, 16. Nesâî, Mevâkît, 6, İbn Mâce, Mukaddime, 9.
[13] Müslim, Hac, 412. I, 975.
[14] Semerkandî, II, 379. Kâsânî, II, 118. Kurtubî, III, 142.
[15] Müslim, Hac, 412. I, 975. bk. İbn Mâce, Menâsik, 2. No: 2884. II, 963.
[16] Ebû Dâvûd, Menâsik, 1. No: 1721. II, 344. İbn Mâce., Menâsik, No: 2886. II, 963. İbn Mâce'nin bir başka rivayetinde aynı soruyu sahabeden Enes b. Malik de sormuştur. No: 2885.
[17]Tirmizî, Hac, 6. No: 815. III, 179. eş-Şirbînî, Şemsüddîn Muhammed b. Muhammed el-Hatîb, el-MuğnÎ'l-Muhtâç ilâ Ma'rifeti Me'ânî' Elfâzı'l-MunHâc, II, 206. thk, Ali Muhammed Muavvad ve Adil Ahmed el-Mevcûd, Dâru'l-Kütübi'l-Ilmiyye, birinci baskı, Beyrut, 1994. İbn Kudâme, II, 18. Sahabeden Câbir İbn Abdullah, Peygamberimizin hicretten önce iki defa, hicretten sonra da bir defa hac yaptığını söylemiş ise de Tirmizi bu rivayet için "garîb" ifadesini kullanmıştır. Tirmizî, hac, 6. No: 815. III, 179.
[18]Semerkandî, II, 380. Kâsânî, II, 119. İbn Hümâm, II, 416. İbn Kudâme Muvaffaku'ddîn Ebû Abdullah b. Ahmed b. Muhammed, el-Muğnî, V, 6. Madde, 538. Thk. Abdullah b Abdülhasan et-Türkî ve Abdülfettâh Muhammed el-Hulv, İkinci baskı, Kahire, 1992., eş-Şirbînî, II, 206. el-Hattâbî, Me'âlimü's-Sünen, II, 344. Ebû Dâvud'un es-Sünen'i ile birlikte. Çağrı Yayınları, İstanbul, tarihsiz.
[19]Semerkandî, II, 379-380. Kâsânî, II, 119. eş-Şirbînî, II, 207.
[20] İbn Kudâme, Muğnî, V, 36. Madde, 541.
[21] İbn Hümâm, II, 418-19.Yazır, II, 708.
[22] Ebû Dâvûd, Menâsik, 6. No: 1732. II, 350. Hakim, Muhammed b. Muhammed in-Neysâbûrî el-Müstedrek Alâ’s-Sahîhayn, I, 448. Birinci Baskı, Beyrut. 1990. Beyhakî, Ahmed. Hüseyin, es-Sünenü'l-Kübrâ, IV, 339-3340. Dâru’l-kütübi’l-Ilmiyye, Birinci baskı, Mekke, 1994.
[23] İbn Mâce, Menâsik, 1. No: 2883. II, 962.