Diyanet Hac İlmihali

 

VII. MİNA'DA YAPILAN GÖREVLER

 

"Mina", Müzdelife ile Mekke arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır.

Kurban bayramı günleri (Zilhicce 10, 11, 12 ve 13) Mina'da şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olma görevleri îfa edilir.

 

1. Remy-i Cimar

 

Sözlükte küçük taşlar atmak anlamına gelen "remy-i cimar", bir hac terimi olarak "cemerat" diye adlandırılan belli yerlere belli zamanda ve belli sayıda taş atmak demektir.

Yüce Allah, İbrahim Peygambere, oğlu İsmail’i kurban etmesini emrettiğinde şeytan  bu emri yerine getirmelerine engel olmaya çalışmıştı. Bunun üzerine Hz. İbrahim eşi Hacer ve oğlu İsmail, şeytanın bu tuzağını fark edip onu taşlamışlardı. İşte "remy-i cimar", bu olayı sembolize etmektedir. Burada şeytana karşı direniş ve protesto söz konusudur.

Şeytan taşlama vazifesi Mina’da Kurban bayramı günlerinde îfa edilir. Şeytan taşlama ittifakla haccın aslî vaciplerinden biridir.”[204] Bu görevin terk edilmesi dem gerektirir.

Şeytan taşlama günlerinde Mina'da gecelemek sünnettir.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre kurban bayramının 1. gününü 2. gününe, 2. gününü 3. gününe ve 3. gününü 4. gününe bağlayan gecelerin yarıdan çoğunu Mina'da geçirmek vaciptir. Mazeretsiz olarak bu görevin terki dem gerektirir.[205]

Mina'da şeytanın taşlandığı "Cemerat" diye anılan üç yer vardır.

a) "Cemre-i Suğrâ" (Küçük Cemre): Mescid-i Hayf tarafındadır. Bu cemreye halk arasında "Küçük Şeytan" denir.

b) "Cemre-i Vustâ" (Orta Cemre): Mekke cihetinde Küçük Cemreden sonra 150 m. mesafede yer alır. Bu cemreye halk arasında "Orta Şeytan" denir.

c) "Cemre-i Akabe" (Büyük Cemre): Mina'nın Mekke istikametindeki sınırında yer alır. Bu cemreye halk arasında "Büyük Şeytan" denir.

 

a) Remy-i Cimar'ın  Vakti Ve Hükmü

Cemrelere taş atmanın zamanı, kurban bayramı günleridir. Bu günlerin ilkine "Yevm-i Nahr" (Kurban Kesme Günü), kalan üç güne ise "Eyyam-ı Teşrik" (Teşrik Günleri) denir.[206] İlgisi  nedeniyle  bu günler, "Eyyam-ı Mina" (Mina Günleri)  olarak da anılır.

 

aa)  Bayramın Birinci Günü

 

Bayramın birinci günü, büyük şeytan denilen Akabe Cemresi'ne yedi taş atılır. Bu taşların atılma zamanı; Hanefi ve Malikî mezheplerine göre fecr-i sadıktan itibaren başlar, ikinci gün, fecr-i sadığa kadar devam eder. Bu zaman diliminde taşlar atılmazsa dem gerekir.

İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre, vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kaza şeklinde atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez.[207]

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, Akabe Cemresi'ne taş atma gece yarısından itibaren başlar, bayramın 4. günü güneşin batmasına kadar devam eder. Bu günde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batımına kadar atılsa caiz olur, her hangi bir ceza da gerekmez. [208]

Bayramın birinci günü Mina'ya gelindiğinde yukarıda zikredilen süre içerisinde Akabe cemresine gidilir. Uygun bir yerden بسم الله الله أكبر رغما للشيطان وحزبه  "Allah'ın adıyla… Allah en büyüktür, şeytan ve taifesini kastederek taş atıyorum[209] duasını okuyarak taşlarını atar.[210]

Nohut büyüklüğündeki taşlar, sağ elin baş parmağıyla işaret parmağının uçları arasında tutulur, kol fazla kaldırılmadan atılır.

Taşlar atıldıktan sonra beklenmeksizin oradan uzaklaşılır. Dua etmek için beklenmez, dua yürürken yapılır.

Cemre-yi Akabe'ye ilk taşın atılmasıyla telbiyeye son verilir.

Temettu veya kıran haccı yapan kimse, bayramın birinci günü Akabe Cemresi'ne taş attıktan sonra kurbanını keser veya vekâleten kestirir. Tıraş olup ihramdan çıkar. Böylece birinci "tehallül" gerçekleşir. Bundan sonra "cinsel ilişki" dışındaki bütün ihram yasakları sona erer.

Bundan sonra Mescid-i Haram’a gidip ziyaret tavafını yapar. Daha önce yapmamışsa hac sa’yini yapar. Tavaf ve Sa'y yaptıktan sonra "ikinci tehallül" de gerçekleşmiş  ve  ihramla ilgili bütün yasaklar kalkmış olur.

Tavaf ve Sa'yini yapan  kimse, Mina’ya döner, bayramın 1, 2 ve 3. günlerini (eyyam-i teşrik) Mina'da geceler. Eyyam-i Teşrik'in gecelerini Mina'da geçirmek Hanefî mezhebine göre sünnet; Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre vaciptir.[211]

 

Cemrelere Atılacak Taşlar

 

Bayramın birinci günü Akabe Cemresi'ne atılacak yedi taşın Müzdelife’de toplanması müstehaptır. Diğer günleri cemrelere atılacak taşlar, Müzdelife, Arafat, Mina, Mekke veya her hangi bir yerden toplanabilir.

Cemrelere atılacak taşların cemrelerin yanından veya temiz olmayan yerlerden toplanması, büyük taşların kırılarak küçük parçalara bölünmesi mekruhtur.

 

ab)  Bayramın İkinci Ve Üçüncü Günleri:

 

Bayramın ikinci ve üçüncü günü cemrelere taş atma zamanı, zevalden sonra başlar, fecr-i sadığa kadar devam eder. Peygamberimiz (a.s) ikinci ve üçüncü günde cemrelere taşı öğleden sonra atmıştır. [212]

Öğle vaktinden önce ve fecr-i sadıktan sonra atılan taşlar geçerli olmaz. Öğleden sonra atılması gereken bu  taşlar atılmaz ve kurban bayramının 4. günü güneş batıncaya kadar kaza da edilmezse dem gerekir.[213]

Bayramın ikinci ve üçüncü günü sırasıyla küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atılır. Bu sıraya uymak sünnettir. Sıraya uyulmaması durumunda her hangi bir ceza gerekmez.

Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise vaciptir. Bu mezheplere göre sıraya uyulmadığı takdirde dem gerekir.

 

ac) Bayramın dördüncü günü:

 

Bayramın dördüncü günü Mina'da kalmayacak olan kimseler bugünün taşlarını atmakla yükümlü değillerdir.

من تعجل في يومين فلاإثم عليه ومن تأخر فلاإثم عليه

 

Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur” (Bakara, 2/203) anlamındaki âyet buna işaret etmektedir..

Bayramın dördüncü günü Mina'da kalmayacak olan kimsenin, üçüncü günün taşlarını attıktan sonra fecr-i sadıktan önce Mina'dan ayrılması gerekir. Belirlenen zamanda ayrılmazsa dördüncü günün taşlarını da atması gerekir.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bayramın dördüncü günü Mina'da kalmayacak olan kimsenin üçüncü günü güneşin batmasından önce Mina’dan ayrılması gerekir.

Bayramın üçüncü günü Mina'da ayrılmaya "Nefr-i Evvel" denir.

Dördüncü günün taşlarını atma zamanı, zevalden sonra başlar  güneşin batmasıyla sona erer.

Bu günün taşları da küçük, orta ve büyük olmak üzere sıraya uyularak her birine yedişer taş atılır.

Cemrelere atılan taşların sayısı

1. gün, Akabe Cemre'sine 7,

2. gün, küçük, orta ve büyük cemrelere yedişerden 21,

3. gün, küçük, orta ve büyük cemrelere yedişerden 21,

4. gün, küçük, orta ve büyük cemrelere yedişerden 21 olmak üzere toplam 70 taş atılır.

Ancak bayramın üçüncü gününde Mina’dan ayrılan kimse, dördüncü günü taş atmayacağı için ilk üç günde toplam 49 taş atmış olur.

Dördüncü günü atılacak taşlar toplanmış ise bu taşlar uygun bir yerde bırakılır.

İmam Ebû Hanîfe’ye göre Mina’da kalanlar için, bayramın dördüncü günün taşlarının zeval vaktinden önce cemrelere atılması caiz, Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre caiz değildir.[214]

Taşlar, her gün için belirlenen zamanda atılmazsa ertesi günü veya en geç dördüncü gün güneş batımından önce atılmalıdır, aksi takdirde dem gerekir.

Ebû Hanîfe'ye göre her gün atılması gereken taşlar zamanında atılmazsa daha sonra kaza edilmez. Zamanında atılmadığı için dem gerekir. [215]

  

b. Şeytan Taşlamanın Geçerli Olmasının Şartları

 

1.1. Atılan taşları, dikili sütunlara isabet ettirmek veya yakınlarına düşürmek.

Uzağa düşen taş geçerli olmaz.

2. Taşları, cemrelere el ile fırlatılarak atmak.

Taşın atılması gereken yere el ile konması halinde geçerli olmaz.

3. Taşı, atılması gereken yere atanın fiili sonucunda ulaşmış olması.

4. Taşların her biri  ayrı ayrı atmak.

Taşların hep birden atılması halinde tek taş atılmış sayılır.

5. Meşru mazereti bulunmaya kimselerin, taşları bizzat kendilerinin atması.

 Bu kimselerin taşlarını başkalarına attırmaları geçerli olmaz.

 Hastalık, yaşlılık, kötürüm olmak, çok zayıf olup izdihamdan zarar görecek halde bulunmak ve benzeri durumlar meşru mazerettir. Bu tür mazereti olan kimseler taşlarını vekaleten başkalarına attırabilirler. Vekâletin câiz olabilmesi için, kişinin mutlaka bizzat taş atmaktan âciz olması gerekir.Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekili olduğu kimselerin taşlarını atarlar.[216]

6. Atılan şeyin, taş veya  taş hükmünde olması.

Kurumuş çamur, tuğla, kiremit ve mermer parçası taş hükmündedir. Demir, tahta, plastik ve benzeri taş ve toprak cinsinden olmayan şeylerin atılmazı caiz değildir.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre atılan şey mut laka taş olmalıdır.

7. Taşların, belirlenen vakitler içinde atılması.

8. Atılması gereken taşların tamamını veya en az dördü atmak

Cemreye taş atma görevinin yerine getirilmiş olabilmesi için en az dört taş atılması gerekir. Dört taştan sonra eksik bırakılan her taş için bir fitre miktarı sadaka verilir.    [217]

c) Şeytan Taşlamanın Sünnetleri

 

1. Tertibe uymak.

Önce küçük, sonra orta, daha sonra büyük cemreye taş atılır.

Bu sıraya uymak Şâfiî,  Malikî ve Hanbeli mezheplerine göre ise vaciptir. Bu mezheplere göre tertibe uymayanların taşlarını yeniden atmaları gerekir. Atmadıkları takdirde dem gerekir.

2. Akabe cemresine atılacak taşları Müzdelife’de toplamak.

Diğer cemrelere atılacak taşlar, cemarat dışında her hangi bir yerden toplanabilir.

3. Mina’ya varır varmaz ilk iş olarak cemreyi taşlamak.

4. Akabe cemresine ilk taşı atmakla birlikte telbiyeye son vermek

5. Taşları atarken بسم ألله أكبر رغما للشيطان وحزبه duasını okumak

6. Yedi taşı peş peşe atmak

7. Küçük ve orta cemreleri taşladıktan sonra uygun bir yerde kıbleye yönelerek dua etmek. Büyük cemreyi taşladıktan sonra, beklenilmez, dua yürürken yapılır.

8. Atılan taşların  nohut tanesi büyüklüğünde olması. [218]

9. Atılacak taşların temiz olması.

10.Taşları sağ elin işaret ve baş parmaklarının ucuyla tutup atmak.[219]

11. Taşlama yaparken sağ eli,  başın hizasını geçmeyecek kadar kaldırmak [220]

12. Bayramın birinci günü Akabe cemresini kuşluk vaktinde; diğer günlerde cemreleri zeval vaktinden sonra atmak.[221]

 

d) Şeytan Taşlamanın Mekruhları

 

1. Cemrelere nohut tanesinden büyük taş, terlik, şemsiye ve benzeri şeyler.

2. Cemre mahallinden taş alıp atmak.

3. Belirlenenden fazla sayıda taş atmak.

4. Taşları cemrelere atmaksızın bırakmak.

5. Temiz olmayan aşları atmak.

6. Büyük taş parçalarını kırarak atmak.

7. Cemerat arasında tertibe uymamak.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre tertibe uymak vaciptir. Bu şarta uyulmadığı takdirde  yeniden atılması gerekir. Atılmazsa dem gerekir.[222] 

2.  Hedy

 a) Tanımı

Hac ve umre ile ilgili olarak kesilen kurbanlara "hedy" denir. Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak maksadıyla harem bölgesine veya Kâbe'ye hediye edildikleri için bu kurbanlara "hedy" adı verilmiştir.

Kurban bayramı günlerinde kesilen, hac ve umre ile ilgili olmayan kurbanlara ise "udhiyye" denir.

"Udhiyye" olarak kesilecek hayvanda aranan şartlar, "hedy" olarak kesilecek hayvanda da aranır. Buna göre hedy; deve, sığır ve davar cinsinden olur. Koyun ve keçi bir kişi için, deve ve sığır ise yedi kişi için kurban edilebilir.

Koyun kesmek, sığır veya devenin yedide birine ortak olmaktan daha fazîletlidir.

Hac ve umre ile ilgili olarak kesilen koyun ve keçiye "dem", sığır ve deveye "bedene" denir.

Deve veya sığıra ortak olanların hepsinin maksadı Allah rızası için kurban etmek olmalıdır. Ortak amaçları kurban etmek olduğu takdirde kiminin ceza kurbanı, kiminin şükür kurbanı, kiminin akîka kurbanı, kiminin adak kurbanı olarak kesmiş olmasının ortaklığa bir zararı olmaz.

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, ortakların hepsinin kurban niyetiyle bu hayvanlara ortak olması şart değildir. Ortakların bir kısmı ibadet niyetiyle bir kısmı et niyetiyle ortak olabilir.[223]

 

b) Hedy Kurbanı İle Yükümlü Olanlar

 

Temettu ve kıran haccı yapanlar ile ihram yasaklarına veya hacla ilgili kurallara aykırı davrananlar "hedy" kurbanı kesmekle yükümlüdürler. İfrad haccı ve umre yapanlar, bir ihram yasağını yahut hac veya umrenin farz ve vaciplerinden birini terk etmedikleri takdirde  "hedy" kurbanı kesmekle yükümlü değildirler. Ancak isterlerse Allah rızası için nafile hedy kesebilirler.

 

c) Hedyin Çeşitleri

 

Hedy, vacip ve nafile olmak üzere iki kısımdır.

 

1. Vacip Olan Hedy

 

Beş çeşit vacip hedy vardır.

 

aa) Temettu Ve Kıran Hedyi

 

"Temettu Ve Kıran Hedyi";  Temettu ve kıran haccı yapan kimselerin kesmekle yükümlü olduğu kurbana denir.

فمن تمتع بالعمرة إلى الحج فمااستيسر من الهدى

           

Kim umre yapıp (ihramdan çıkarak) hacca kadar (ihramlıya yasak olan şeylerden) yararlanırsa, kolayına gelen kurbanı kesmesi gerekir” (Bakara, 2/196)  anlamındaki âyette kastedilen "hedy", temettu haccı yapan kimselerin kesmekle yükümlü olduğu kurbandır.

Sahabeden Abdullah b. Mesud ile Abdullah b. Ömer; kıran haccını temettu haccına kıyaslayarak, kıran haccı yapanların da temettu yapanlar gibi kurban kesmelerinin vacip olduğunu söylemişler ve görüşlerinin gerekçesini şöyle açıklamışlardır: Temettu yaparak bir yolculukla iki ibadeti bir arada ifa eden kişinin kurban kesmesi gerektiğine göre, kıran haccı yaparak aynı ihramla iki ibadeti bir arada ifa eden kişinin de aynı şekilde kurban kesmesi gerekir.[224]

Hanefî mezhebine göre bu kurbana "şükür kurbanı" denir. Çünkü kıran ve temettu haccı yapan kimse, bir hac mevsiminde hem umre hem hac yapma imkanı elde etmiştir. Kurban, buna şükür olarak kesilmektedir.

Şâfiî mezhebine göre bu kurbana "telâfî kurbanı" denir. Çünkü temettu haccında âfâkîler hac için ihrama mîatta değil Harem bölgesinde girmektedirler. Kıran haccı yapan kimse ise umre ve haccı tek ihramla yapmaktadır. Her iki durumda da bir eksiklik söz konusudur. Kurban, bu eksikliği telafi için kesilmektedir.[225]

 

ab) Ceza Hedyi

 

"Cezâ hedyi"; hac ve umrenin vâciplerinden birinin terki veya bazı ihram yasaklarına uyulmasası sebebiyle kesilmesi vacip olan kurbana denir.

 

ac) İhsâr Hedyi

 

"İhsâr Heydi";  hac veya umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra bazı sebeplerle Arafat vakfesi, ziyaret tavafı veya umre tavafı yapma imkânı elde edemeyen kimsenin kestiği kurbana denir.

 

ad) Fevât Hedyi.

 

"Fevat Hedyi"; hac ihramına giren kimsenin, Arafat vakfesini yapamadığı için haccı kaçırması sebebiyle kestiği kurbana denir.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac yapmak üzere ihrama giren kimse, Arafat vakfesini yapamazsa, umre yaparak  ihramdan çıkar. Bu hac; ister farz, ister vacip, ister nafile olsun, ertesi sene kaza edilir. Kaza edilirken bir de fevat kurbanı kesilir. Ancak Hanefilere göre bu hac kaza edilirken dem ge rekmez.[226]

 

ae) Adak Hedyi

 

"Adak Hedyi"; Harem bölgesinde kesilmek üzere adanan kurbana denir.

 

b) Nafile Hedy

 

"Nafile Hedy"; hac veya umre maksadıyla Mekke'ye giden kimsenin, yükümlü olmadığı halde Allah rızası için kestiği kurbana denir. Peygamberimiz (a.s.) veda haccında nafile olarak yüz deve kurban etmiştir. Hz. Ali,

أَهْدَى النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِائَةَ بَدَنَةٍ فَأَمَرَنِي بِلُحُومِهَا فَقَسَمْتُهَا

“Peygamber (s.a.v) yüz deve kurban etti. Etlerini dağıtmamı emretti, ben de dağıttım” demiştir. [227]

 

d) Hedyin Kesim Yeri Ve Zamanı

 

Vacip veya nafile bütün hedy kurbanlarının Harem bölgesinde kesilmesi vaciptir. Harem dışında kesilen hedy kurbanları geçerli olmaz. Bu kurbanların Minâ’da kesilmesi daha fazîletlidir. "Mina'nın her tarafı kurban kesme yeridir."[228]

 

Muhsar kimse de kurbanını Harem bölgesinde kestirir.

Şafiî mezhebine göre ise ihsar hedyi, mahsur kalınan yerde de kesilebilir.

a) Adak ile nafile olan hedyin kesilme zamanı, Kurban bayramının birinci günü güneşin doğmasından sonra bayram namazının akabinde başlar ve bayramın dördüncü günü güneşin batışına kadar devam eder. Bu süre içinde gece ve gündüz kesilebilir.

 Zamanında kesilmeyen adak hedyinin kaza edilmesi vaciptir.

Zamanında kesilmeyen nafile hedy kaza edilmez.

b) Bazı ihram yasaklarına uyulmaması nedeniyle kesilmesi vacip olan hedyin kesilme zamanı; ihlalin gerçekleşmesiyle başlar.

c) Fevât Hedyi, haccın kaza edildiği zamanında kesilir.

d) Temettu ve Kıran Hedyinin zamanı;

Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre kurban bayramının ilk günü fecr-i sadıktan itibaren başlar.

Bu hedyin, bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar kesilmesi Ebû Hanîfe'ye göre vâcip; Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre sünnettir.

Bu kurban, mazeretsiz olarak bayramın ilk üç gününde (eyyâm-ı nahirde)  kesilmezse;

Ebû Hanîfe'ye göre daha sonra biri kazâ, biri de ceza olarak iki kurban gerekir.

Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre, eyyâm-ı nahirden sonra kesilmesi, mekruh ise de ceza gerekmez.

Mâlikî ve Hanbelî­ mezheplerine göre, eyyâm-ı nahirde sonra kesilen temettu‘ ve kırân hedyleri kaza olarak kesilmiş olur fakat ceza gerekmez.

Şafiî mezhebine göre temettu ve kıran hedyinin kesilme zamanı, hac ihramına girme vaktiyle başlar. Temettu haccı yapan kimse umreyi tamamladıktan sonra hac içirxn ihrama girmeden önce bu hedyi kesilebilir. Bu hedyin kesiminin son vakti yoktur. Ancak Kurban bayramında kesilmesi daha fazîletlidir.[229]

 

e) Hedy Kurbanlarının Etleri

 

Temettu ve kırân hedyleri ile nâfile olarak kesilen hedylerin etlerinden kesen dahil zengin ve fakir herkes yiyebilir.

Ceza hedyi ile adak fevât ve ihsâr hedylerinin etlerinden, kurbanları kesenler ile bakmakla yükümlü oldukları kimseler ve zenginler yiyemezler.

Şafiî mezhebine göre temettu ve kıran haccı yapanların kestikleri hedyler, "şükür kurbanı" olmayıp "ceza kurbanı" olduğundan bu kurbanların etlerinden kurbanları kesenler ile bakmakla yükümlü oldukları kimseler ve zenginler yiyemezler.

Bunların etlerini ancak yoksul kimseler yiyebilirler, fakat bu yoksulların Harem bölgesindeki yoksulları olması gerekmez.

 

f) Kurban Yerine Oruç

 

Temettu veya kıran hedyi kesmesi vacip olup da kurbanlık hayvan bulamayan veya bulup da satın alacak imkanı olmayan kimselerin, üç gün hac esnasında, yedi gün de dönüşten sonra memlekette olmak üzere top lam 10 gün oruç tutmaları gerekir. Konuyla ilgili ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır:

فمن تمتع بالعمرة إلى الحج فمااستيسر من الهدى فمن لم يجد فصيام ثلثة أيام في الحج وسبعة إذا رجعتم تلك عشرة كاملة

 

Kim umre yapıp (ihramdan çıkarak) hacca kadar (ihramlıya yasak olan şeylerden) yararlanırsa, kolayına gelen kurbanı kesmesi gerekir. (Kurban alma imkanı) bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüzde (memleketinizde) tam on gün oruç tutar”  (Bakara: 2/196).

İlk üç günlük orucu, hac ayları içinde, ihrama girdikten sonra ve kurban bayramdan önce tutulması gerekir. Bu üç günlük orucun peş peşe tutulması daha faziletli ise de şart değildir. Yaşlılar ile tedavi edilemeyen bir hastalığı bulunanların, oruç yerine fidye vermeleri caiz olmaz.[230] Bu durumdaki kimseler, kurban kesmeden ve üç günlük orucu tutmadan ihramdan çıkarlar. Ancak bu kimsenin; biri "kıran" veya "temettu", diğeri kurban kesmeyip ihramdan çıkmasından ötürü zimmetinde iki kurban borcu kalır. İmkan bulduğunda bu kurbanları keser.

Şafiî, Hanbelî ve Malikî mezheplerine göre hacda tutulması gereken üç günlük orucu hacda iken tutmayan kimse bunu daha sonra memleketinde kaza edebilir ve kendisine her hangi bir ceza gerekmez.[231]

 Hanefî mezhebine göre temettu‘ haccı yapan kimse, üç günlük orucu, henüz hac için ihrama girmeden önce ve umre ihramından sonra da tutabilir. Ancak bu üç günlük orucu  bayramdan önce tamamlayamadığı takdirde, bu oruç kurban yerine geçmez.

Hac esnasında üç gün oruç tuttuktan sonra, bayramın 1, 2 ve 3. günleri henüz tıraş olmadan önce kurban kesme imkânı elde eden kimsenin kurban kesmesi gerekir. Fakat tıraş olduktan veya bayramın 3. gününden sonra kurban kesme imkânı elde eden kimsenin kurban kesmesi gerekmez.[232]

Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre kurban bulamadığı için üç günlük oruca başladıktan sonra kurban bulan kimse, orucuna devam eder, artık kurban kesmesi gerekmez.[233]

Hacdan sonra tutulması gereken yedi günlük orucun Mekke'den ayrılmadan tutulması mümkün ise de döndükten sonra memlekette tutulması daha fazîletlidir. Hacdan sonra tutulması gereken yedi günlük orucun peş peşe tutulması efdal olmakla birlikte şart değildir.

3.  Saçları Tıraş Etmek Veya Kısaltmak

 

Haccın aslî vaciplerinden biri de, temettu veya kıran haccı yapanların bayramın birinci günü Mina’da Akabe cemresini taşlayıp kurban kestikten sonra saçlarını tıraş etmeleri veya kısaltmalarıdır. Saçların tıraş etmenin veya kısaltmanın, hac ve umre menâsikinden olduğu şu ayet-i kerimeyle bildirilmiştir :

 

لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدالْحَرَامَ إِن شَاء اللَّهُ آمِنِين مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِين

 

“Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven için de başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak,korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz.” (Fetih, 48 / 27).

Saçları dipten tıraş etmek, kısaltmaktan efdaldır.

Kadınlar, saçlarını dipten tıraş etmezler, ucundan bir miktar keserler.

Şafî mezhebine göre tıraş olmak veya saçları kısaltmak, haccın vacibi değil, rüknüdür. Terk edilmesi halinde başka bir şeyle telafisi mümkün değildir. Bu kimse hac yapmamış olur.

 

a) Zamanı Ve Yeri

 

Hacda saçları tıraş etme veya kısaltmanın zamanı, bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan sonra başlar.

 

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre gece yarısından sonra başlar.

Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'e göre, tıraş olman veya saçları kısaltma, bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde yapılması vâciptir. Geciktirilmesi durumunda dem gerekir.

Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre tıraş olman veya saçları kısaltma bayramın ilk üç gününde yapılması sünnettir. Geciktirilmesi mekruh ise de ceza gerekmez. Ancak tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz ve ihram yasakları devam eder.

Umrede saçları tıraş etme veya kısaltmanın vakti, sa‘y'den sonradır.

Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre, ister hac, ister umre için ol sun, saçları tıraş etmenin veya kısaltmanın yeri Harem bölgesidir. Harem bölgesi dışında yapılması geçerli ise de vâcip terk edildiği için dem gerekir.

Ebû Yûsuf ile Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, bu vecîbenin Harem bölgesinde yapılması sünnettir.[234]

 

b) Tıraş Edilecek Veya Kısaltılacak Saçın Miktarı

Saçların tıraş edilmesi veya kısaltılmasında vâcip olan miktar, başın en az dörtte biridir. Başın sadece dörtte birinde veya daha az kısmında saç varsa, hepsinin tıraş edilmesi veya kısaltılması gerekir.[235]

Saçların tamamının tıraş edilmesi veya kısaltılması ise sünnettir.

Şâfiî mezhebine göre baştaki saçın tamamını tıraş etmek, erkekler için daha faziletli olmakla birlikte üç telin kesilmesi, koparılması veya ucundan kesilmesi de yeterli olur.[236]

 Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre, saçların tamamının tıraş edilmesi veya kısaltılması vâciptir.[237]

Kadınlar, saçlarını tıraş etmeyip kısaltmaları gerektiği hususunda mezhepler arasında görüş birliği vardır.B u konuda Sevgili Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

 

ليس علي النساء ألحلق إنما علي النساء ألتقصير

 

Kadınların saçlarını tıraş etmeleri gerekmez. Onlara düşen, saçlarını sadece kısaltmaktır.”[238] Kadınların saçlarını parmak ucu kadar kısaltmaları yeterlidir.

Erkeklerin saçlarını tıraş ederken veya kısaltırken sakal ve bıyıklarından da biraz almaları müstehaptır. Saçı dökülmüş olan kimselerin, tıraş bıçağını başlarının üzerinde dolaştırmaları müstehaptır.

Hanefî mezhebine göre saçı olamayanların tıraş aletini başlarının üzerinde dolaştırmaları vaciptir.

 

c) Tıraş İle Diğer Menâsik Arasında Tertip

 

Peygamber efendimiz veda haccında bayram sabahı Akabe cemresini taşladıktan sonra Mina’daki dönmüş kurbanlarını kesmiş, sonra tıraş olmuştur. Aynı günü Kabe'ye gitmiş ziyaret tavafını yapıp Mina'ya dönmüştür.[239]

Taş atma, kurban kesme ve tıraş olma menâsiki arasında Peygamber efendimizin takip ettiği sıraya uymanın vâcip veya sünnet oluşu konusunda müçtehitler farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebine göre tertibe uymak sünnettir. Bu tertibe uyulmadığı takdirde her hangi bir ceza gerekmez. Buna şu hadis delildir:

 

َ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ زُرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ قَالَ لَا حَرَجَ قَالَ آخَرُ حَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ قَالَ لَا حَرَجَ قَالَ آخَرُ ذَبَحْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ قَالَ لَا حَرَجَ

 

Sahabeden biri Hz.Peygamber’e,

- "Şeytan taşlamadan ziyaret tavafını yaptım. (Olur mu?) diye sordu. Hz.Peygamber,

- “Zararı yok.(Bir şey gerekmez)” buyurdu. Bir başka sahâbî,

- "Kurban kesmeden tıraş oldum, (bir sakıncası var mı?) diye sordu.Hz.Peygamber,

- “Zararı yok.(Bir şey gerekmez)” buyurdu. Bir başka sahâbî,

- "Şeytan taşlamadan kurban kestim, (ne dersiniz?) dedi.Hz.Peygamber,

- “Zararı yok. (Bir şey gerekmez)” buyurdu. [240]

 

Hadis-i şerîften anlaşıldığına göre bir kimse önce taş atıp, ardından kurban keserek tıraş olabileceği gibi kurbanı kestikten sonra taş atıp tıraş olabilir veya tıraş olduktan sonra taş atıp kurban kesebilir.

Ebû Hanîfe'ye göre, bunların ilk üçünde Hz. Peygamber'in takip ettiği sıraya uymak vâciptir. Aksi halde dem gerekir. Ancak, ifrad haccı yanların nâfile olarak kesmeleri durumunda tertibe uymaları vâcip değil, sünnettir.[241]

Mâlikî mezhebine göre Akabe Cemresi’ne taş atmanın, tıraş ve tavaftan önce yapılması vaciptir.

Ziyaret tavafını taş, kurban ve tıraştan sonra yapmak ittifakla sünnettir.

Tertibe uymak isteyen kimse eğer ifrad haccı yapıyorsa Akabe Cemresi’ne taşlarını attıktan sonra tıraş olduktan sonra, temettu‘ veya kırân haccı yapıyorsa taş atıp kurbanlarını kestikten sonra tıraş olup ihramdan çıkar.

Tıraş olabilecek duruma gelen kimseler saçlarını kendileri tıraş edebilecekleri gibi henüz kendileri tıraş olmadan başka ihramlı olan kimseleri de tıraş edebilirler. Fakat tıraş olmadıkça veya saçlarını kısaltmadıkça diğer ihram yasaklarını yapamazlar.

 

d) İhramdan Çıkma (Tahallül)

Saçların tıraş edilmesi veya kısaltılması ile ihramdan çıkılmış olur. İhramdan çıkınca, elbise giyme, koku sürünme, saç, sakal, bıyık ve tırnak kesme gibi ihram yasakları sona erer. Buna "tehallül" denir.

Hacda biri cinsel ilişki dışındaki yasakların, diğeri ise cinsel ilişki yasağının kalkması olmak üzere iki çeşit "tehallül" vardır.

 

1. Cinsel İlişki Dışındaki Yasakların Kalkması (İlk Tahallül)

 

Cinsel ilişki dışında koku sürünme, elbise giyme, tırnak kesme, tıraş olma ve bedendeki diğer tüyleri giderme gibi ihram yasakları bayramının birinci günü tıraş olmakla sona erer. Bu hususta Peygamberimiz (a.s.)  şöyle buyurmuştur:

إذا رميتم وحلقتم فقد حل لكم ألطيب والثياب وكل شئ إلا النساء

“(Akabe Cemresine) taş atıp tıraş olduğunuzda kadınlara yaklaşmak dışında, koku sürünmek ve elbise giymek (gibi yasaklanan) her şey size helal olur.”[242]

 

İhramlı kişi, Akabe cemresini taşlamış, kurban kesmiş, hatta ziyaret tavafını yapmış olsa bile tıraş olmadıkça ihramdan çıkmış olmaz.[243]

Şafiî mezhebine göre ilk tahallül; cemerata taş atmak, tıraş olmak ve farz tavaftan herhangi ikisini yapmakla gerçekleşir. [244]

Eğer daha önce haccın sa'yi yapılmamış ve tavaftan sonra yapılacak ise "tahallül", tavaf ile birlikte sa'yi de yapmakla gerçekleşir. Bu "tehallül"den sonra nikah kıyma, fâhiş mübâşeret[245] ve cinsel ilişki dışında bütün ihram yasakları sona erer.

Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ihramlı kişi, bayramın birinci günü Akabe cemresini taşladıktan sonra başka bir şey yapmadan ilk tahallül gerçekleşmiş ve ihramdan çıkmış olur.[246]

 

2.  İkinci Tehallül

 

Cinsel ilişki dahil olmak üzere ihram yasaklarının tamamıyla ortadan kalkması demektir. İkinci tehallül, ziyaret tavafının da yapılmasıyla gerçekleşir.

Tıraş olmayı tavaftan sonraya bırakmış olan kişi, tavaftan sonra tıraş olunca, birinci ve ikinci tehallülü birlikte gerçekleştirmiş olur.

Şafii, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre sa’y, haccın rüknü olduğundan, eğer Arafat vakfesinden önce sa'y yapılmamış ise, ikinci tehallülün gerçekleşmesi için ziyaret tavafının ardından sa’yin de yapılması gerekir.

İkinci tehallülün gerçekleşebilmesi için; Akabe cemresini taşlama, kurban kesme, tıraş olma, ziyaret tavafı ve sa’yin mutlaka yapılmış olması gerekir. Bunlardan biri eksik olsa ikinci tehallül gerçekleşmez.

 

[204] Müslim, Hac, 51 (2286); Şemsü’d-Din es-Serahsî, el – Mebsut . I-XXX 1993 Beyrut. Dârü’l-Marife. IV/65; Muhyi’d-din Yahya b. Şeref en-Nevevi, Kitabü’l - Mecmu’ I-XXIII. Dârü İhyâi’t - Türasi’l - Arabî 1995. VIII/164; Muvaffaku’d-Din Ebu Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Muhammed b. Kuda me, El-Muğni, I-XIV, Dâru’l-Kütübi’l-ilmiyye, III/505.
[205] Nevevi, Kitabü’l-İzah, 359; İbn Kudame, Muğni, III, 441; İrşâdü’s-Sari, 260 Cezirî, Mezahib, 668
[206] "Teşrik" Arap dilinde etleri doğrayıp kurutmak demektir. Vaktiyle bayramın birinci günü Mina'da kesilen kurbanların etleri, bayramın 2., 3. ve 4. günlerinde güneşte kurumaya bırakılırdı. Bu sebeple bu üç güne et kurutma günleri anlamında "Eyyam-ı Teşrik" denilmiştir.
[207] İrşâdü’s-Sari, 245-247; İbn Kudame, el-Muğni, III/449; Abdurrahman el-Ceziri, Kitabü’l- fıkh ala mezahibi’l- Erbaa, I-V, Darü’l-Fikr yayını. I/668; Hatib eş-Şirbini. Muğni’l-Muhtac , I-IV. S II/271.
[208] Yahya b.Şeref en-Nevevi, Kitabü’l-İzah fi menasiki’l-Hacci ve’l-Umre,311;Serahsî,el–Mebsut,IV/65; Kinani, Hidayetü’s-salik, III/1213; İbn Kudame, El-Muğni, III/479.
Fıkıh kaynaklarında; bayramın birinci günü Cemre-i Akabe'ye atılacak taşların güneşin doğuşundan sonra atılmasının müstehap, zeval vaktinden sonra atlımsının caiz, güneş batımından sonra atılmasının mekruh olduğu şeklindeki görüşler yer almaktadır. Geceleyin taş atmanın mekruh görülmesi, yeterli aydınlatmanın yapılamadığı eski devirlerde gece karanlığında atılan taşların yerini bulamamamsı ve başkalarına zarar verme ihtimali bulunması ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Günümüzde bu tür sakıncalar ortadan kalktığından geceleyin taş atılması mekruh olmaktan çıkmıştır.
[209] İbn Abidin,II/513. Nesâî, Menâsikü'l-haccı, 204. V, 258.
[210] İbn Abidin,II/513
[211] Şirbînî, II, 265.
[212] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/328 (3039)
[213]eş-Şevkânî, Muhammed b. Ali Neylü’l-Evtâr. IV, 308.
[214]Serahsî,,IV, 68;Nevevi, Kitabü’l-Mecmu’ ,VIII/207,226; Kinani, Hidayetü’s-salik,III/1210, 1216,1217 ; İrşâdü’s-Sari, 267
[215] İbn Kudâme, el-Muğni, III/477; İrşâdü’s-Sari, 268; Cezirî, Mezahib, I/668; Nevevi, Kitabü’l-İzah, 366
[216] Nevevi, Kitabü’l-Mecmu’ ,VIII/221
[217] İbn Kudame, El-Muğni, III/477; İrşâdü’s-Sari, 268-271; Cezirî, Mezahib, I/668; Nevevi, Kitabü’l-İzah, 366
[218] Nesaî, Hac 217 (5. 268)
[219] Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhü’l-İslamî ve edilletüh. I-XI. Dimeşk 1997, III/2260-2262
[220] Tirmizî, Hac 64 (901)
[221] Buhari, Hac, 133 (1628)
[222] İrşâdü’s-Sari,277; Nevevi, Kitabü’l-İzah, 366
[223] Nevevî, Kitabü’l-Mecmu’ VIII /369-370
[224] Nevevi, Kitabü’l-İzah,137
[225] A.g.e.469; İrşâdü’s-Sari, 518
[226] İrşâdü’s-Sari,470; Kinani, Hidayetü’s-salik, III/1313; Said b. Abdülkadir Başnefer. El-Haccü ve’l-Umre, s 148. Beyrut 2003. s 148
[227] Buhari, Hac, 122 (1603)
[228] Müslim, Hac, 310. I, 893.
[229]A.g.e.158; Nevevi, Kitabü’l-İzah,338;
[230] İrşâdü’s-Sari, 442
[231] Nevevi, Kitabü’l-İzah,472; Kinani, Hidayetü’s-salik,II7537-538
[232] Abdurrahman el-Ceziri, Kitabü’l-Fıkh ala Mezahibi’l-Erbaa. Çağrı Yayınları, İstanbul 1987, I-V, I/696
[233] Nevevi, Kitabü’l-İzah,473; Kinani, Hidayetü’s-salik, II/537
[234] Nevevî, Kitabü’l-Mecmu’ VIII /191; Kinani, Hidayetü’s-salik,III/1162-1163
[235] İrşâdü’s-Sari,253; Nevevi, Kitabü’l-İzah,342-346
[236] İrşâdü’s-Sari,252; Nevevî, Kitabü’l-Mecmu’ VIII/182
[237] Kinani, Hidayetü’s-salik,III/1159-1160
[238] Ebu Davud, Menasik 78 (1694)
[239] Müslim, Hac, 56 (2298); Müslim, Hacc, 19 (2137)
[240] Buhari, Eyman ve’n-Nüzur, 15 (6173) İbrahim b. Muhammed b. İbrahim el-Halebî, Mülteka’l-Ebhur, Vehbi Süleyman Ğavucî el-Elbanî tahkiki,1989 Beyrut, I-II., s I/210; Kinani, Hidayetü’s-salik,III/1171-1173; İbn Kudame, El-Muğni, III/461
[241] İbn Abidin, II/555
[242] Ahmed bin Hanbel,(Müsned-i bakî’l-Ensar), 70 (23951)
[243] İrşâdü’s-Sari,254
[244] Hatib eş-Şirbinî, Muğnil-Muhtac. I-VI. Beyrut. II/272-273; Zuhaylî, El-Fıkhü’l-İslamî, III/2289-2290; Kinani, Hidayetü’s-salik,III/1183
[245] Fâhış mübâşeret; eşlerin çıplak bedenle birbirlerine sarılmalarına demektir.
[246] A.g.e. III/1183, 1186