SAKINILMASI GEREKEN HARAMLAR

 

 

 

 

Uğursuzluğa inanmak:

Uğursuzluğa inanmak, bir şeyin kötülük/şanssızlık getirdiğine inanmaktır.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

﴿ فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةٞ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓۗ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمۡ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ١٣١ ﴾ [سورة الأعراف الآية: ١٣١]

"Onlara bir iyilik gelince, 'Bu bizim hakkımızdır' derler. Eğer kendilerine bir kötülük gelirse onu, Musa ile beraberindeki müminlerin uğursuzluklarına verirlerdi. Dikkat edin, iyiliği olduğu gibi kötülüğü de yaratmak, ancak Allah’ın kudretiyledir. Fakat onların çoğu bilmezler."[1]

Eskiden Araplarda birisi yolculuğa çıkmak veya başka bir iş yapmak istediği zaman bir kuşu tutup salıverirdi. Eğer kuş sağ tarafa giderse, uğurlu sayar ve o işe başlardı. Eğer sol tarafa giderse, bunu uğursuzluk kabul eder ve isteğinden vazgeçerdi.

Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu davranışın hükmünü şu hadisinde açıklamıştır:

(( اَلطِّيَرَةُ شِرْكٌ، اَلطِّيَرَةُ شِرْكٌ، اَلطِّيَرَةُ شِرْكٌ.)) [ رواه أبو داود والترمذي ]

"Uğursuzluk saymak şirktir, uğursuzluk saymak şirktir, uğursuzluk saymak şirktir."[2]

Tevhidin kemâline ters düşen bu haram davranışa şunlar da girer:

Bazı ayların uğursuzluğuna inanmak; Safer ayında evlenmemek gibi...

Günlerin uğursuzluğuna inanmak; her ayın son Çarşamba gününün sürekli şanssız bir gün olduğuna inanmak gibi...

Rakamların uğursuzluğuna inanmak; 13 rakamı gibi...

İsimlerin ya da özürlü insanların uğursuzluğuna inanmak; bir kimsenin, dükkanını açmaya giderken yolda bir gözü kör birisini gördüğünde, bunu uğursuzluk kabul edip geri dönmesi gibi...

Bütün bunlar ve benzeri inanışlar, haram ve şirktir.

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlara inanan kimselerden uzak olduğunu bildirmiştir.

Nitekim İmrân b. Husayn’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَطَيَّرَ أَوْ تُطُيِّرَ لَهُ، أَوْ تَكَهَّنَ أَوْ تُكُهِّنَ لَهُ، (وَأَظُنُّهُ قَالَ:) أَوْ سَحِرَ أَوْ سُحِرَ لَهُ.)) [ رواه الطبراني في الكبير ]

 "Uğursuzluk sayan veya saydıran, kâhinlik yapan veya yaptıran, (sanırım şunu da söyledi:) sihir yapan veya yaptıran bizden değildir."[3]

Uğursuzluk düşüncesine kapılan bir kimsenin yapması gereken şey, Abdullah b. Amr’ın -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste bildirilmiştir.

Bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

 ((مَنْ رَدَّتْهُ الطِّيَرَةُ مِنْ حَاجَةٍ فَقَدْ أَشْرَكَ، قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ! مَا كَفَّارَةُ ذَلِكَ؟ قَالَ: أَنْ يَقُولَ أَحَدُهُمْ: اَللَّهُمَّ لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُكَ، وَلاَ طَيْرَ إِلاَّ طَيْرُكَ، وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ.))

[ رواه أحمد وصححه الألباني ]

"Uğursuzluk düşüncesi,bir kimseyi işinden alıkoyarsa, o kimse şirk koşmuştur.

Bunun üzerine sahâbe:

-Ey Allah’ın elçisi! Bunun karşılığında ne yapmak gerekir? Dediler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

-O kimsenin ‘Allahım! Senin verdiğin hayırdan başka hayır, senin verdiğin uğurdan başka uğur yoktur. Senden başka hak ilah yoktur’ demesidir."[4]

Az veya çok olsun, uğursuzluk saymak ve kötümser olmak, kişilerin tabiatında vardır. Bunun en önemli ilacı ise, Allah Teâlâ'ya tevekkül etmektir.

Nitekim Abdullah b.Mes'ud -Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( وَمَا مِنَّا إِلاَّ وَلَكِنَّ اللهَ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ.)) [رواه أبو داود والترمذي]

"(İstemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip içinde bazı şeylere karşı nefret duyan kimseden) başka, bizden hiç kimsenin nefsine bundan bir şey düşmüş olmasın. Fakat Allah onu (uğursuzluk saymayı) tevekkülle giderir."[5]



[1] A'râf Sûresi: 131

[2] İmam Ahmed, hadis no: 1/389, Ebu Davud, hadis no: 3910, Tirmizi, hadis no:1614, "Sahîhu'l-Câmi'", hadis no: 3955

[3] Taberânî "el-Mu'cemu'l-Kebir", 18/162, Bkz. "Sahîhu’l-Câmi": 5435.

[4] Ahmed Müsnedi, 2/220, Bkz. "Silsiletu'l-Ehâdîsi’s-Sahîha", hadis no:1065.

[5] İmam Ahmed, hadis no: 1/389, Ebu Davud, hadis no: 3910, Tirmizi, hadis no:1614, "Sahîhu'l-Câmi'", hadis no: 3955