İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

MUKADDİME

 

Bilmiş ol ki imamlardan bir cemaat günahların küçüğü de ola­cağını kabul etmemiş, bütün günahları kebâîrden saymışlardır. Üstad Ebû İshak el-İsfirânî, Kaadı Ebû Bekir el-Bâkıllâni, e1-İrşad'da Îmâmu'l-Harameyn, el-Murşid'de İbnu'l-Kuşayri bunlar­dandır. İbn Fûrek de Eş'âire'den böyle bir rivayette bulunmuş ve bu görüşü tercih ederek tefsirinde, “Bize göre Allahu Teâlâ'ya karşı yapılan isyanın hepsi kebâir'dir. Bunların bir kısmına Sagâir denme­si izafîdir, yâni büyüğüne nisbetle küçüktür demektir.

“Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin (öbür) kabahatlerinizi örteriz.”[1] âyet-i celile'sinin zahiri de bu sözün izafî olduğuna delâlet eder. Mu'tezile’nin günahı; Sağire ve  olarak ikiye ayırmaları, doğru değildir.” dedi. Hatta Kitabının bazı bölümle­rinde de Ashâb-ı Kiram’ın bu görüşte ittifak ettiklerini kaydetti. Subki de buna itimad eder. Kaadı Abdulvahhab, “Bir isyana sağire demek mümkün değildir, ancak kebâir'den kaçınmakla o günah küçülür.” demiştir. Abdulvahhab'ın bu sözü, Taberânî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan munkatî olarak rivayet ettiği “Yasak edilen her günah 'dir.”[2], (Diğer rivayette:

“Allah'a isyan sayılan her günah 'dir.” şeklindedir) sözüne uygundur. İbn Abbâs (r.a.)'a kebâir'den sorulduğunda bu şekilde cevap vermiştir.

Cumhûr-i ulemâ isyanı, Sagair ve Kebâir diye ikiye bölmüşlerse de mâna bakımından aralarında fark yoktur. Ayrılık, Sağâir ve Ke­bâir diye adlandırmakta ve bunları mutlak veya izafi olarak zikret­mektedir. Çünkü her iki görüş sahibi de günahlardan bir kısmının adalete mani olup diğer bir kısmının mani olmadığında ittifak etmişlerdir. Birinci görüş Sahihlerinin yani günahların küçüğü olmaz diyenlerin, Allahu Teâlâ'ya karşı yapılan isyana küçük demek­ten kaçınmaları, Allahu Teâlâ'nın şanının yüceliğine ve O'nun aza­bının şiddetine nazarladır. Çünkü O'na karşı yapılan her kusur bü­yüktür. Cumhur, buna bakmamış, çünkü bunun böyle olduğu meydandadır. Onlar bizatihi mâsiyeti Kebâir ve Sağâir'e bölmüşlerdir. Zira Allahu Teâlâ:

“Allah size küfrü, fâsıklığı ve isyanı çirkin gösterdi.”[3], buyurmak­la bizzat kendisi günahı üçe bölmüş; bir kısmına küfür, diğer kıs­mına fısk adını verirken bir diğerine fısk dememiştir. Yine Allahu Teâlâ,

“(O güzel hareket edenler) ufak ufak suçlar hâriç olmak üzere, gü­nahın büyüklerinden ve fuhuşlardan kaçınanlardır.”[4], buyurmuş ve isyanı üçe bölmüştür. Nitekim yakında geleceği gibi Sahih hadisde Kebâir yediye, diğer rivayette de dokuza kadar sayılmıştır. Bir di­ğer Sahih hadisde;

“Ve şuradan şuraya kadar olan (ibadet) ler, Kebâir'den kaçınmak şartüyle aralarındaki küçük günahlara keffâret olur.” buyurulmak-la kebâir bir kısım günahlara tahsis edilmiştir. Eğer günahların hep­si kebâir olsaydı buna cevaz olmazdı. Aynı zamanda zararı daha büyük günahlara kebâir demek daha uygundur. Nitekim,

“Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (öbür) kabahatlerinizi örteriz,”[5], ayet-i celilesi, günahların sağâir ve kebâir'e taksiminde sarihtir. Bunun için İmam Gazali, “ ile Sagire arasındaki farkı inkâra kalkışmak doğru olmaz. Zira bunlar şeri'at yollarından öğrenilmiştir.” demiştir.

Günahları küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayıranlar da 'nin tarifinde ihtilaf etmişlerdir. Ashabımızın 'yi tarifle­rinde bir kaç vecih vardır:

Birincisi: Kitab ve Sünnette özellikle o günahı işleyen hakkın­da veîd (azâb ile korkutma) vârid olan günahtır. Er-Ravza'nın ve diğer bazı kitapların ibaresi böyledir. Müteahhirin (sonradan gelen bazı âlimler) ibareden şiddet kaydını kaldırmış ve hakkında yalnız veid vârid olan günahları Kebâir'e katmışlardır. Bunlar. Kitab ve Sünnetin veid - korkutma- bulunan her günahta şiddet kaydı mevcut ve onun lâzım'î vasfıdır demişlerdir. “Özellikle” kaydını koymakla umumî olarak hakkında veid vârid olanlar  olmaktan çıkar. Bazıları da veîd, Kitap ve Sünnette vârid olduğuna göre.  olmak için tahsise lüzum yoktur. Umumî veid,  olmak için yeterlidir, dedilerse de bu doğru değildir, zira onların “Kitabın ve sünnetin nassı ile” sözü, açık ve meydandadır.

İkincisi: Haddi, yani dünyada dayak, recm ve kısas gibi ceza­lan gerektiren suçlar kebâirdendir, dediler. Beğâvî ve diğer bazıla­rının görüşü budur. Rafii:

“Bu görüş, çoğunluğun görüşüdür. Bu­nunla beraber ikinci görüşe daha çok meylederler. Fakat birincisi, Kebâir-i açıklamalarında anlattıklarına daha uygun düşer. Çünkü onlar, öyle 'lerden bahsederler ki hiçbiri hakkında had yoktur. Riba ve yetim malı yemek, anaya babaya âsi olmak, akraba ile münâsebeti kesmek, sihir, söz gezdirme ve yalan şahitliği gibi. Bü­tün bunları büyük günahlardan saydıkları halde hiçbiri hakkında had yoktur.

Her ne kadar Zeyleî, âlimlerin ikinci tarife daha meyyal olduk­larına işaret ediyor, “Havi-i Sağîr” sahibi ve diğer bazıları buna da­yanarak ikinci tevcihin tercih edildiğini kesinlikle söylüyorlarsa da” bütün bu anlattıklarımız birinci tarifin daha doğru olduğunu gös­termektedir. Bu arada EzraTnin, benim söylediğimi tasrih ederek, Bu iki zâtın “Ashâb, ikinci tarife meyyaldir.” dediklerine şaşıyorum. Zira bu, çok uzak bir ihtimaldir.” dedi. Fakat bunu söyleyenlerin maksadı, her ne kadar had yoksa da hakkında nass vârid olanlar Müstesnadır şeklinde ise durum: hafifler. Haklarında, had vârid ol­madığı halde Buhârî ile Müslim'de ana ve babaya isyan ile yalan şa­hitliği kebâir'den sayılmışlardır, buna ne dersiniz? Sorusu da orta­dan kalkmış olur. Bununla beraber birinci görüşe sahip olanlara da bazı sorular yönelir. Onların  dedikleri öyle günahlar var ki bunlar hakkında şiddetli veid vârid olmadığı halde bunlara da -ta­riflerine rağmen- Kebâir demişlerdir. Yine bunun gibi ilerde anlatılacağı üzere İbn Abdüsselâm, hakkında nass vârid olmadığı halde ittifaklı olarak bazı Kebâirlerden söz etmiştir.

Üçüncüsü: Kebâir, haram olduğuna nass vârid olan, yahut cin­sinden olan başka bir isyana had terettüp etmek, hemen farz olan bir farzı terk etmek, şehâdet, rivayet ve yeminde yalancı olmak gibi hu­suslardır. Hirevi “İşrâf”ında, Şurayh “Ravza”da genel icmaa aykırı olan her sözün de Kebâir'den olduğunu ilâve etmişlerdir.

Dördüncüsü: İman ve diğerleri, her cerime -günah- Kebâir'dir, demişlerdir. Nitekim Kafi'i “El-İrşâd” adlı Kitabında böyle demiş, ancak çerim yerine cerire yazmıştır ki aynı mealdedir. İbn Kuşayri “El-Murşid”de, imâm Subki ve diğer bazıları bu görüşü tercih etmişlerdir. Subki “Nihâye”sinde “Adamın yaptığı bir kusur -dine ihanet olmamak şartıyle- takva bakımından ihanete delâ­let ederse, işte bu, 'dir. Şayet azimsiz kendisinden sâdır olur­sa, bu da Sağîre'dir”, demişlerdir. Yaptığı iş, dinin aslına ihanet an­lamını taşırsa bu, küfürdür. Gerçi küfür, büyük günahların en bü­yüğüdür, fakat biz, küfrü değil, büyük günahları anlatıyoruz.

Bermâvi, “Muteahhirîn (sonradan gelen âlimler) İmâm Hasan'ın görüşünü tercih etmişlerdir. Belki de ileride anlatılacağı gibi, sünnet­te mufassal olarak anlatılan ve kıyas yolu ile bunlara katılanları da­ha geniş şekilde içine almış olur.” demiştir. Bermavî, İmâm Hasan'ın görüşüne, Ezra’i’nin  itiraz ettiğini görmemiş gibidir. Çünkü Ezra'i, Sağâir'den sayılan bazı günahlar üzerinde düşündüğün vakit, onun mutlak olarak saydığı Sağâir'ler üzerinde duraklarsın.” dedi. Sanki o, bu sözü, İbn Ebi'd-Dem'in itirazından almış gibidir. Bunu “El-Hadim”de açıklayarak:

“O, bu sözü, İbn Ebi'd-Dem “Zâbitu’n-Nihâye”de bu görüşe dahil edilmiştir”, dedikten sonra, “El-Hâdim'de bunu daha da geniş­leterek:

“Sen birinci imamın sözünü düşündüğün vakit onun, bunu  için bir hudud kabul etmediğini - bunu böyle anlayanlar Müs­tesna- anlarsın. Zira bu, hissen anlaşılan küçük günahlara da şâmildir. Halbuki onlar Kebâir değillerdir. Bununla beraber bu ta­rif, aşağıda sayacağımız Kebâir'in efradını içine aldığı için daha şü­mullüdür, fakat hissen anlaşılan küçük günahları da içine aldığı için ağyarını mani değildir.

Bermavi, Rafi’i’den yukarıdaki tevcihleri naklettikten sonra, “Mu­hakkiklerden bazıları haklarında nass varid olan ve kıyas ile tesbit edilen bütün Kebâir'leri içine alan bir tarif yapabilmek için, bütün bu tarifleri birleştirmenin daha uygun olacağını; zira tariflerden bi­rinin içine aldığı Kebâir'i diğeri alamamaktadır.” dediğini söyledi.

Ben de derim ki, hayır, biraz düşünen için imamın bu tarifin­de hiç bir Kebâir'in hâriçte kalmadığı kolaylıkla anlaşılır.

Ezra'î “El-Hâdim”de Rafi’i’nin söylediklerini anlattıktan sonra, “En doğrusu, bu tariflerin her biri Kebâir'in bir bölümünü anlatmış olup, hepsi ile beraber bütün ler anlatılmış olur.” dedi. Bu­nun için 'yi tarif ederken, Mâverdî, “Haddi gerektiren veya üzerine veid terettüb eden günahtır.” dedi.

İbn Atıyye de, “Haddi gerektiren veya cehennem azabiyle kor­kutulan veya hakkında telin vârid olan her günah Kebâir'dir.” demiştir. İbnu's-Salâh ve diğerlerinden de buna benzer tarifler yakın­da gelecektir.

İmâm'ın “îzin verilmeyen her cerime Kebâir'dir” tarifine itiraz edilmiştir. Bu tarife göre insanlarca hoş karşılanmadığı hissen ifade eden bir lokma hırsızlığın ve yabancı kadını öpüp ellemenin de Ke­bâir'den olması gerekir. Halbuki bunlar Kebâir'den değillerdir, den­miştir. Bu itiraza verilen cevapta, bu gibi günahların Kebâir'den sa­yılmaları çoğunluğun görüşü olmakla beraber, bu iki günahın da Kebâir'den olduğunu söyleyenler vardır ki, buna itiraza mahal kal­maz. Eğer bunların Kebâir olmadığına ittifak olaydı, o vakit itiraz yerinde olurdu.

Beşincisi: Bazıları da 'yi -Haddi gerektiren veya kendi­sine veid terettüb eden günahtır. Sağîre de, cezası az olan günah­tır.” şeklinde tarif etmişlerdir. Bu tarif de Maverdi'nin “El-Hâvî” ad­lı eserindeki tarifidir.

Altıncısı: Kendi zatındaki illetten dolayı yasak ve haram liaynihi olan şeyler Kebâir'dir. Şayet bir kimse bunlardan birini -ya­saklanmış başka şeyleri de katmak suretiyle- irtikâb ederse bu  aynı zamanda Fahişe de olur. Meselâ, zina, büyük günah­lardandır. Fakat bu, komşunun karısı ile yapılırsa fahiş bir  olur.

Sağîre, hakkında nass bulunmayan bir şeyi irtikâb etmek veya nassın anlattığı şekilden başka şekilde o günahı irtikâb etmektir. Şayet bunu da, yasaklanmış bir iki günaha irtikâb etmek suretiyle işlerse, o da Kebâir olur. Meselâ, yabancı kadını elleyip öpmek, kü­çük günahtır, fakat bu komşunun ailesi ile yapılırsa -işin içine bir de komşu hakkı girdiği için-  olur. İbnu'r-Rif'a ve di­ğerleri Kaadı Hüseyin'den, o da Huleymi'den böylece rivayet etmiş­lerdir. Yeri geldiğinde genişçe anlatılacaktır. Buna göre her gü­nahta  ve Sağîre vardır. Sağire, kendisine eklenen diğer gü­nahlarla 'ye dönüştüğü gibi,  de diğer günahların ona eklenmesiyle fahiş hal alır ve buna “-i Fahişe” denir. Küfür, fahişenin en kötüsüdür. Yani diğer günahlarla benzerlik kabul etmeyen en büyük bir günahtır. Bütün bunlarla ilgili olarak verdiği misalleri sırası geldikçe anlatacağız.

Yedincisi: Kitap da “Haramdır” kelimesiyle geçen her şey 'dir. Bunlar da dört şeydir: ölü eti, hınzır, yetim ve benzerinin ma­lını yemek ve savaş alanından kaçmak. Bu tarife göre Kebâir'ler dörde inhisar etmiş olur.

Sekizinci Tarif: Kebâir'i herkesin anlayabileceği şekilde sayı al­tına alabilmek için belirli bir tarifinin bulunmamasıdır. Vahidî “Basît” adlı eserinde buna dayanarak, “Doğrusu herkesin anlayabile­ceği şekilde Kebâir'i içine alacak bir tarif yoktur. Eğer böyle efra­dını cami, ağyarını mâni bir tarif olaydı hiç kimse Sağâir'i irtikâb etmeğe aldırış etmez ve bunu mubah sayarlardı. Ancak Allahu Teâlâ -hepsi açıkça bilinmeyecek şekilde- Kebâir'i gizledi ve bu saye­de insanlar Sağâir'den de kaçmak zorunda kaldılar. Çünkü birçok günahların Kebâir ve birçoklarının da Sağâir oldukları anlatılırken, birçokları da sükût ile geçilmiş ve haklarında kesin bir hükme va­rılmamıştır. Fakat çoğunluk, Kebair'in bilinmiş olduğu görüşüne var­mış, ancak bir tarif, bir kaide veya saymak suretiyle bilinebilecekle­rinde ihtilâf etmişlerdir.” demiştir.

Anlattığımız şu sekiz tarif dışında Muteahhirîn (sonradan ge­len âlimler) ve diğerlerinden rivayet edilmiş daha pek çok tarifler vardır. Bunlardan bazıları:

Hasan, İbn Cübeyr, Mücahid ve Dahhak, “Cehennem ile korku­tulan her günah Kebâirdir.” demişlerdir.

Gazali, “Korku duygusu olmayıp vicdanen azâb duymadan, iha­net ve cür'etle yapılan her günah Kebâirdir. Fakat şehevî arzuları­na mağlûp olarak pişmanlık ve korku duygusu ile yapılan günahlar da Sağîre'dir.” demiştir. Yine Gazali başka bir yerde Kebâir'le ilgili olarak şöyle demiştir: “Kebâir'i sayarak anlatmağa imkân yoktur. Çünkü bunlar rivayet yolu ile bilinir. Halbuki bunların tamamını sayan bir rivayet yoktur.” Fakat Alai buna itiraz ederek, Şayet Gazali, haklarında nass varid olan Kebair’i de bu hükmün içine alıyorsa, o zaman korku ve pişmanlık duygusu ile yapılan zinanında Kebair olmaması gerekir ki bunun böyle olmadığı yani zinanın mutlak surette Kebair olduğu ittifaklıdır. Şayet haklarında nass varid olmayan günahları kastediyorsa, o zaman bir dereceye kadar gerçeğe yaklaşmış olabilir” demiştir.

İbn Abdüsselam bu hususta tenkid edilen bir tarafı şudur: Allahu Teala’ya sövmek, Resullerinden birine hakaret etmek, Kabe veya Mushaf-ı Şerif’i pislikle kirletmek gibi günahların  olduklarında şüphe yoktır. Bu tenkide, bunlar şirkin içindedir, diye cevap verilir.

Şems Bermavi, “Bütün bu tenkidler, ’yi küfür ve diğer günahlara teşmil ettiğimiz vakit nazara alınır. Yoksa İmamu’l-Haremeyn’in sözünden anlaşılan,küfür dışında kalan Kebair kastedildiği vakit bu tenkidlere mahal kalmaz” demiştir. Her ne kadar küfre en büyük Kebair denir ise de, burada bahis konusu değildir.

İbn Abdüsselam bu söylenenleri anlattıktan sonra der ki:   

“Yine bunun gibi, namuslu bir kadını kendisiyle zina edecek olan bir ada­mın yanına getiren veya bir insanı öldürecek adama teslim edenin günahı, öksüz malı yiyen kimsenin günahından daha büyük oldu­ğunda şüphe yoktur. Bunun gibi, düşmana rehberlik yaparak Müslümanların saklı bulundukları yerleri gösteren kimse de savaş ala­nından kaçan kimseden daha büyük günah işlemiştir. Çünkü düş­manın Müslümanlara mal, can ve namus yönünden her türlü kötü­lüğü yapacaklarını bile bile bunu işlemiştir. Yine bunun gibi, birisi­nin aleyhinde yalan konuşması sebebiyle onun öldürüleceğini bile­rek bu yalanı söylemesi de en büyük günahlardandır”. Bütün bun­ları ve benzerlerini sıralayarak anlatmağa devam etti ve “Bazı âlim­lere göre, hakkında veid –korkutma- had –ceza- veya tel'in varid olan her günah 'dir.”, dedi ve “Buna göre yolu göste­ren bu istikameti tayin ettiren alametleri, nişan ve işaret ve hudut­ları değiştirmek de Kebâirdendir. Zira bunun hakkında da tel'in va­rid olmuştur.”, diye ilâve etti. Buna göre, hakkında veid, tel'in ve had vârid olan günahlar gibi fesadı olan her günah da 'dir.

İbn Dakik diyor ki: “Yapılan günahın zararı tek yönlü olarak düşünülmemeli, diğer zararları da göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü günahın bir tek zararını düşünüp hüküm vermekte insan bazan yanılabilir. Meselâ, içkinin zararlarından ilk akla gelen sarhoş­luk ve akli dengenin bozulmasıdır. Şayet biz, içkinin bu zararını tek yönlü olarak ele alırsak, az miktarda içkinin Kebâir'den olmaması gerekir. Çünkü bir kaç damla içki sarhoşluk vermez. Halbuki şara­bın bir katresi dahi haram ve bir damlasını içmek de 'dir. Çün­kü az, insanı çoğa götürür. İşte bu zarar, o katreyi büyük günah yapar”.

Celâl Belkini, İbn Dakîk'in, şarabın katresi hakkındaki açıkla­malarını İbn Abdüsselâm daha önce yaptıktan ve “Kavâid” adlı ese­rinde bunu anlattıktan sonra, “Bu hususta hiç bir âlimin koymuş olduğu bir usûl ve kaideye rastlamadım.” demiştir. Belki de bu sö­zünden muradı, “itirazdan kurtulmuş bir kaide veya efradını cami, ağyarını mani bir tarif bulamadım,” demek istemiştir,” demiştir.

Bu hususta Muteahhirin'in beyanlarından birisi de İbnu's-Salah'ın fetvâsındaki sözüdür. Nitekim Celâl Belkini, “Ben de bu görüşü kabul ediyorum.” demiştir. Buna göre, mutlak surette, işte bu, büyük bir günahtır, denen her günah 'dir. Bununla bera­ber bunun da bazı alâmetleri vardır. Bunlar kitap ve sünnette; dünyada ceza tertibi, cehennem azabı ile korkutmak, lanetlemek ve bu günahı irtikâb edene “Fâsık” denebilmek gibi şeylerdir.

Şeyhu'l-îslâm Barzi “Hâvî” üzerine yazdığı tefsirinde bunu özet­leyerek “Gerçek şu ki; herhangi bir günaha kitap ve sünnette veîd, had veya teftin vârid olur veya zaran hakkında veîd ve had vârid olanların birinin zararına denk olur veyahut bu, yaptığı iş haklarıda nass vârid olan Kebâir'in küçüğüne benzerse, işte bunlar Kebâir’dir. Meselâ, masum zanniyle öldürdüğü adam için sonradan kısas hakkının var olduğunun anlaşılması veya yabancı kadındır zanniy­le zina ettiği bir kadının sonra kendi karısı olduğunun anlaşılması gibi.” demiştir. Bu sonradan anlattığını İbn Abdüsselâm -Kavaid'in­de daha önce anlattığını da İbn Abbas (r.a.)'ın, “Allahu Teâlâ'nın cehennem va'di, gazab, lanet veya azabı ile sonuçlandırdığı her gü­nah Kebâir'dir.” dediği bunu teyid eder. Bunu İbn Cerîr İbn Abbâs (r.a.)'dan rivayet etmiştir.

Şunu bilmiş ol ki yukarda kaydettiğimiz tarifler, efradını ca­mi ağyarını mani değil, belki takribi tariflerdir. Yoksa bunları tam mânasiyle zabt etmek mümkün değildir. Diğer bazıları da herhangi bir tarif ile onları bir kaide altına almadan teker teker Kebâir'i say­mışlardır, İbn Abbâs (r.a.) ve diğerlerinden gelen bir rivayette Kebair, Nisa sûresinin başından:

âyetine kadar sayılan günahlardır, demişlerdir. Diğer bazıları da büyük günahların yedi olduğunu söylemişlerdir ki:

“Helak edici yedi (günahtan) sakının. (Bunlar) Allah'a eş tutmak, si­hir, haklı olarak öldürülenden başka, Allah'ın haram kıldığı adamı öldürmek, yetim malı yemek, ribâ yemek, harbin kızıştığı gün geri dönmek, evli mü’min ve hiç bir şeyden haberi olmayan kadınlara if­fetsizlik isnad etmek.”[6], hadisde buyurulmuştur. Yine Buhari ile Müslim'in diğer rivayetlerinde şöyle buyurulmuştur:

“Kebair, Allah'a ortak koşmak, sihir (yapmak ve yaptırmak), anne ve babaya asi olmak ve adam öldürmektir”. Ayrıca Buhari “Yemin-i ğamûs”i, Müslim ise “Yalan yere yemin”i ziyâde etmişlerdir.

Bunların cevabında deriz ki: Resûl-i Ekrem, o zamanın icablarına göre açıklanması gereken büyük günahları saymışlardır, yok­sa büyük günahlar yalnız bunlardan ibarettir demek değildir. Hz. Ali, Atâ, Ubeyd İbn Umeyr, Kebâir'in yedi olduğunu söyleyenlerden­dir. Kebâir'in on dört, on beş olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi İbn Mesûd (r.a.) gibi dört olduğunu söyleyenler de vardır. Ayrıca İbn Mesûd (r.a.)'den Kebâir'in üç başka bir yerde de on olduğuna dair rivayetler vardır. Abdurrazzak ve Taberânî'nin İbn Abbâs (r.a.)'dan rivayetinde yediden ziyâde yetmişe yakın oldukları söylenir, İbn Abbâs (r.a.)'in en büyük talebelerinden olan Saîd İbn Cübeyr, sınıf ve nevileri bakımından Kebâir'in yedi yüze yakın olduğunu söyler. Bu rivayeti Taberânî Saîd'den o da İbn Abbâs (r.a.)'dan nakletmiştir. Şöyle ki: Adamın biri İbn Abbâs (r.a.)'a:

“Kebâir yedi midir?” diye sorunca, İbn Abbâs (r.a.):

“Yediye değil, yediyüze yakındır, ancak istiğfar sayesinde  diye bir şey kalmadığı gibi, israr ile de Sağire 'ye dönü­şür,” buyurdu. Bizim adamlarımızdan Deylemi,

“Biz kendi gayreti­mizle telif ettiğimiz bir risalede Kebâir'i topladık. Bunlar kırkın üs­tündedir.” demiştir. Bu da İbn Abbâs (r.a.)’ın görüşüne yakındır.

Şeyhülislâm Alâf “Kavâid” adlı Kitabında anlattığına göre Re­sûl-i Ekrem'in sarih olarak bildirdiği Kebâir'i bir risalede topladı. Bunlar; Allah'a eş tutmak, adam öldürmek, zina yapmak -bunun en fahişi, komşu karısı ile münâsebette bulunmaktır-, savaştan kaçmak, zibâ yemek, yetim malı yemek, iffetli kadına iffetsizlik isnad etmek, sihir yapmak ve yaptırmak, haksız yere Müslümanın ır­zına dil uzatmak, yalan yere şahitlik yapmak, nemime ve söz gez­dirmek, hırsızlık yapmak, içki içmek, Kabe'ye saygısızlıkta bulun­mak, verilen sözü ve yapılan pazarlığı bozmak, sünneti terk etmek, hicretten sonra taarrub (Taarrub, Medine'ye hicret ettikten sonra kendisine cihad borç olup savaşa hazırlanacağı yerde, “Hayır, ben bedeviyim” deyip geri, eski haline dönmek demektir). Allah'ın rah­metinden ümit kesmek, Allah'ın mekrinden emin olmak, suyunun fazlasını yolcuya vermemek, idrar sıçramasından kaçınmamak, ana ve babaya isyan etmek, onlara kötü söz söylemeğe sebep olmak ve vasiyeti yerine getirmemektir ki bunlar, hadîsde haklarında nass varid olan yirmi beş Kebâir'dir.

Ben de derim ki: Ganimet malından çalmak, erkek hayvanın dişisine binmesine mani olmak (nitekim aşağıda Bezzâr'ın rivayet ettiği hadisde Resûl-i Ekrem bunu büyük günahların en büyüklerin­den saymıştır), Beyhaki’nin rivayet ettiği Kabe'ye karşı saygısızlık göstermek, (bu da bu işi helâl görmediği vakittir), gibi günahlar da bunlara ilâve edilir. Fakat Celâl Belkini, yukarda işaret edilen Kebâirleri saydıktan sonra, “Yukarıdaki hadislerde anlatılan daha birçok Kebâir kalmıştır. Onlar da, erkek hayvanı dişisinden menetmek, sihir öğrenmek, sihir yaptırmak, Allah'a sûizanda bulunmak, gani­met malını zimmetine geçirmek, özürsüz olarak iki namazı bir ara­da kılmak gibi günahlardır.” demiştir. Fakat iki namazı bir arada özürsüz olarak kılmanın Kebâir'den olduğu hakkındaki hadis zayıf­tır. Bunlarla beraber haklarında nass varid olan Kebâir otuza çıkmış olur. Ancak erkek hayvanı dişisinden men etmenin büyük gü­nahlardan olduğu hakkındaki hadîsin senedi zayıf olduğu gibi, zaran da diğerleri gibi değildir. Hadisde zikri geçtiği için onu andık. Hırsızlık hakkında da “'dir” diye bir nass varid olmamış; nass, ganimet malından çalma hakkında varid olmuştur.

Gerçi Buhâri ile Müslim'in rivayetinde “Hırsız, hırsızlık ettiği zaman mü’min olduğu halde hırsızlık  et­mez.”[7], Nesei'nin rivayetinde de “Şayet bunu yaparsa İslâm ipini boynundan çıkarmış olur. (Bundan sonra) bu kimse tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder.”[8], buyurulmuştur. Bir eli ile muahede ederken diğer eliyle onu bozma işinin geçmiş hadîslerde Kebâir'den olduğu hakkında bir sarahat yoktur, ancak şiddetli veid vardır. Sünneti terk hakkında da durum aynıdır, zira sünneti terk etmenin Kebâir'den olduğuna dâir hadîs­lerde bir nass yoktur. Yalnız Müslim'in şartlarına göre Sahih oldu­ğunu söyleyen Hâkim, “Müstedrek”inde, “Farz olan beş vakit namaz, Cuma ve Ramazan gibi ibadetler (ara­larındaki günahlara) keffârettirler. Ancak üç günaha keffâret ol­mazlar. Bunlar Allah'a eş tutmak, bir adam ile muâhedeleşip anlaştıktan sonra onu öldürmek ve bir de sünneti terk etmektir.” şek­linde bir hadîs rivayet etmiştir. Resûl-i Ekrem hadisde geçen “Neks-i Safka”yı tercemede gösterdiğimiz şekilde açıkladığı gibi, sünneti terk etmeği de cemaat ve toplumdan ayrılmakla şerh etmiştir. Ahmed ve Ebû Davûd'dan gelen “Cemaatten bir karış ayrılan kimse İslâm bağını boynundan çıkar­mış olur.”[9], hadîsi bunu teyid eder. “Cemaatten ayrılmak” tan maksad, bid'atlere sapmaktır.

'ler ile ilgili hadîslerden bahsetmekte beis yoktur. Bunlar ikiye ayrılır. Birincisi, 'den, cezasının büyüğünden, helak edi­ci olanından açıkça bahsedilen günahlardır. Diğeri de lanetlenen veya “Bunu yapan Allah'ın gazabına uğrar” diye buyurulan veya iş­lediği bu günah için şiddetli veid -korkutma- bildirilen günahlardır.[10]

Birinci İle İlgili Hadisler

1- Buharî ile Müslim'in rivayet ettiği hadisde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Size en büyük günahları haber vereyim mi? (Resûl-i Ekrem bu dik­kat emrini üç defa tekrarladıkdan sonra) “Allah'a şirk koşmak, an­ne ve babaya asi olmak, yalan şahitliği yapmak ve yalan konuşmak­tır”. (Hadisi rivayet eden zât diyor ki):

“Resûl-i Ekrem (bu yalan şahitliği sözüne kadar diğerlerini yaslanmış vaziyette anlatırken) bu­rada doğrularak oturdu ve durmadan tekrar etmeğe başladı. O de­rece tekrarladı ki keşke sükût edeydi dedik.” [11]

2- Yine Buharî ile Müslim'in diğer bir rivayetinde, Resûl-i Ek­rem Kebairi sayarken şirk ile anne ve babaya asi olmağı anlattı ve bu arada adam öldürmeği de saydı. Yalan şahitliğini ve yalan yere yemini de en büyük günahlardan saydı.

3- Yine Buhâri ile Müslim'in diğer rivayetinde râvi, Resûl-i Ekrem'e:

“En büyük günah hangisidir?” diye sordum. Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ seni yarattığı halde Ona ortak koşmandır,” bu­yurdu. Ben;

“Evet, ya Resulallah, bu büyük, bundan sonra hangisi daha bü­yük?” diye sordum. Resûl-i Ekrem:

Seninle yeyecek (onu bakamam) korkusu ile çocuğunu öldürmendir,” buyurdu. Ben:

“Sonra hangisidir, ya Resûlallah?” diye sordum. Resûl-i Ek­rem:

“Komşunun karısı ile zina etmendir[12], buyurdu.

4- Yine Buhârî ile Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Büyük günahlardan birisi de kişinin anne ve babasına sövüp saymasıdır,” buyurdu. Kendisine:

“Hiç insan kendi anne ve babasına söver mi?” diye soruldu. Re­sûl-i Ekrem:

“Evet, adam başkasının babasına ve annesine söver, o da onun babasına ve annesine söver”[13], buyurdu.

Buhârî'nin diğer bir rivayetinde, bu son günah Ekber-i Kebâir'den, en büyük günahlardan sayılmıştır. Yine Buhârî başka bir riva­yetinde de “Allah'a şirk koşmayı, adam öldürmeyi, anne ve babaya âsi olmayı ve yalan yere yemini” kebâir'den saymıştır. Başka bir ri­vayetinde de “Şirki, haksız yere adam öldürmeyi, yetim malı ve riba yemeyi, savaş alanından kaçmayı, namuslu kadınlara iftirayı, helak edici günahlardan saydı. Diğer Sahih bir rivayette de bu yedi günah ile Müslüman olan anne ve babaya âsi olmayı, Kabe'ye say­gısızlığı” da Kebâir'den saymıştır. Sidik ve idrardan sakınmamanın da Kebâir'den olduğuna dâir rivayetler gelecektir.

Şube ve diğerlerinin “zayıftır” dediği, İbn Hibbân ve diğer bazı­larının mevsuk olduğunu söyledikleri Bezzâr'ın rivayet ettiği bir hadisde, “Hicretten sonra taarrub (yâni bedevi Arap ahlâkı ile ahlâklanmak)”  [14], yine zayıf olan başka bir rivayette de, “Hicret ettikten sonra Arabîliğe dönmek” şekillerinde ziyâdeler bulunmaktadır. Hicret ettikten sonra Arabîliğe dönmek demek, Medine'ye hicret et­tikten sonra kendisine cihad borç olup savaşa hazırlanacağı yerde, “Hayır ben savaşmam, bedeviyim” deyip geri, eski haline dönmesi demektir. Nitekim seleften (geçmiş âlimlerden) bazıları:

“Hakikat kendilerine hidâyet besbelli olduktan sonra arkalarına dö­nenler (yok mu?) şeytan onları fitlemiş, onlara uzun zaman göster­miştir.”[15] âyetiyle buna delil çekmişlerdir. İbn Sirîn'in Ubeyde'den gelen “Hicretten sonra Arabîliğe, bedevîliğe irtidad ve dönüş kebâirdendir.” rivayeti de buna uygun düşer. Havileri arasında munker birisi bulunan Taberâni'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem, “Dikkat edin, ben size Ekber-i Kebair'i haber vereyim, Allah'a şirk koşmak, ana babaya asi olmak.” buyurdu. Resûl-i Ekrem (buraya kadar an­lattıklarını) dizlerini dikmiş ve ellerini dizlerinin altından bağlamış, bir vaziyette anlatıyordu. Hemen ellerini çözdü ve eli ile dilinin ucun­dan tutarak “Aman yalan şahitliğinden sakının”[16], buyurdu. Mudelles olan diğer bir rivayette de “Size en büyük günahları haber vereyim mi? Allah'a şirk koşmaktır.”, buyurdu ve “Kim Allah'a eş tutarsa, muhakkak pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.”[17], mealindeki âyetini okudu. Sonra devamla “Anne ve babaya âsi olmak­tır.” buyurdu ve: “Bana, ana ve babana şükret. Dönüş ancak bana­dır.”[18], mealindeki âyet-i celîlesini okudu. Resûl-i Ekrem bütün bunları yaslanmış vaziyette anlatırken birden toparlanıp ayakları üzerine oturdu ve “Aman yalan konuşmaktan korununuz.”[19], buyurdu.

5- Ahmed'in rivayetinde, şöyle buyurulmuştur:

“En büyük günahlar, Allah'a şirk koşmak, anne ve babaya âsi olmak. Bir kimse sabır yemini yani şahitlik yapar ve buna da sivrisineğin kanadı kadar yalan katarsa Allah, kıyamete kadar onu kalbinde bir leke kılar.”[20]

6- Bezzâr'ın zayıf senedle rivayetinde, Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

“En büyük günahlar, Allah'a şirk koşmak, anne ve babaya âsi ol­mak, suyun fazlasından muhtaçları menetmek ve erkek hayvanı di­şisinden uzaklaştırmaktır.” [21]

7- İbn Murdeveyh'in senedinde zayıflık bulunan rivayetinde:

“Kıyamet günü Allah katında en büyük günahlar: Allah'a şirk koş­mak, haksız yere adam öldürmek, savaş günü Allah yolunda savaşdan kaçmak, anne ve babaya asi olmak, namuslu ve evli kadınlara dil uzatmak, sihir öğrenmek, riba yemek ve öksüz malı yemektir.”[22] buyuruldu.

İbn Ebî Hâtem'in rivayetinde de “Şarap, en büyük günahlardan­dır ve bütün kötülüklerin anasıdır. Şarap içen namazı da terk eder. Ana, teyze, hala ve diğer mahremleri ile de zina eder.” buyurulmuştur. Yine İbn Ebî Hâtem'in rivayetinde “Bir kimsenin haksız yere bir başkasının karısına dil uzatması, en büyük günahlardandır.” buyurulmuştur. Ahmed ve Ebû Davud'un, “En büyük günahlardan birisi de haksız yere Müslümanın ırzına dil uzatmaktır.”[23], şeklindeki rivayeti de buna uygundur. Bezzâr da zayıf bir sened ile rivayetinde, “Her kim mazeretsiz iki namazı bir vakitte kılarsa, Kebâirden bi­rini irtikâb etmiş olur.” buyurulmuştur. Yine İbn Ebî Hâtem ve Bez-zâr'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem'e Kebâirlerden sorulmuş o da.

“Allah'a şirk koşmak, O'nun rahmetinden ümit kesmek ve mekrinden emin olmaktır. Bu sonuncusu da Ekber-i Kebâir'dendir.” buyur­du. Bu hadisin mevkuf olmasının akla daha yakın olduğu söylenmiş­tir. Ayrıca Dare Kutnî

“Vasiyette, hak sahibini zararlandırmak da Kebâir'dendir.”[24], diye bir hadis rivayet etmişse de, İbn Ebî Hâtem “Doğrusu bu riva­yet de mevkuftur.” demiştir.[25]

 

İkinci Nevi Hadîsler

 

1- Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Üç sınıf İnsan var ki Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez. Onlar için acıklı azâb vardır.” bu­yurdu ve bunu üç kere tekrarladı. Râvi Ebû Zer:

“Bunlar mahvoldu, helak oldular, kimdirler, ya Resûlallah?” di­ye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Böbürlenerek cübbe ve paltolarını şarlatanlar, başa kakmak suretiyle ikramda bulunanlar ve yalan yemin ile mal satanlardır.” buyurdu. Bunun diğer rivayet şeklinde helak olanlar, “Yaşlı zâni, ya­lancı hükümdar ve kibirli yoksullardır.”[26], buyurulmuştur.

Buhari ile Müslim'in rivayetlerinde bu helak olan üç kişinin “Çöl­de fazla suyu olduğu halde onu yolcuya vermeyen, ikindiden sonra öyle olmadığı halde yalan yemin ile böyledir, diye kandırıp malını satan ve dünyalık temini maksadıyle hükümdara bîat eden, istediği­ni aldığında onun emrinde kalan, fakat umduğunu bulamayınca ah­dini bozan kimsedir.”[27], şeklindedir.

2- Ahmed'in tahrîç ettiği bir hadisde de şöyle buyuruîmuştur:

“Allahu Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki kıyamet günü onlarla ko­nuşmaz, onları tezkiye etmez ve taraflarına bakmaz.”

“Bunlar kimlerdir, ey Allah'ın Resulü?” diye sorulduğunda, Resûl-i Ekrem:

“An­ne ve babasından veya evlâdından yüz çevirip uzaklaşanlar, kendi­sini azâd edip hürriyetine kavuşturan, topluma karşı nankörlük edip onlardan ayrılan kimselerdir.”[28], buyurdu.

Müslim'in bir rivayetinde ise:

“Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, efendilerinin izni ol­madan başkalarını efendi edinen üzerine olsun. Allahu Teâlâ farz ve nafileden hiç bir ibadeti ondan kabul etmez.”[29], buyurulmuştur.

Yine Buhâri ile Müslim'in rivayetinde şöyle buyurulmuştur:

“Söz gezdiren cennete giremez.”[30]Ahmed'in rivayetinde ise,

 “Üç kişi cennete giremez. Bunlar, devamlı içki içen, akrabaları ile il­gilerini kesen ve sihirbazlara inanan kimselerdir.”[31], buyurulmuş­tur.

3- Ahmed ve Buhârî'nin rivayetlerinde şöyle buyurulmuştur:

 “(Allahu Teâlâ buyuruyor): Üç sınıf var ki kıyamet günü bunların hasmı doğrudan doğruya benim t Benim adıma and içer, sonra ye­minini bozar yerine getirmez, hür bir adamı köle diye satar, bir iş gördürmek için bir işçiyi tutar, işini gördürür de, sonra ücretini ver­mez. [32]

4- Ahmed ve Nesei'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Anne ve babasına asi olan, devamlı içki içen ve yaptığı iyiliği başa kakan cennete giremez.”[33], buyurmuştur.

5- Ahmed ve İbn Mâce'nin rivayetlerinde

“Anne ve babasına asi olan, devamlı içki içen ve kaderi inkâr eden cennete giremez.” [34]

6- Ahmed'in zayıf bir sened ile rivayetinde Resûl-i Ekrem şöy­le buyurmuştur:

“(Şu) beş (günah) sahibi cennete giremez. Bunlar, devamlı içki içen, Sihre inanan, akrabası ile ilgisini kesen, gaybden haber veren kâ­hin ve yaptığı iyiliği başa kakanlardır.” [35]

7- Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde de,

“Allah'tan başkası için kurban kesene lanet olsun, anne ve babasını tel'in edenlere lanet olsun, bidati îcad edene lanet olsun, yerin alâme­tini, yolun işaretlerini değiştirenlere lanet olsun.”[36], buyurulmuştur.

8- Hâkim de Sahih olduğunu söylediği bir rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Üç kimse cennete giremez. Bunlar, anne ve babasına asi olan, dey­yus, bir de giyim ve davranışlarında kendilerini erkeklere benzeten kadınlardır.” [37]

İşte yukarda sıraladığımız bu hadisler ile Alâi ve diğerlerinin, bir kısım günahların  ve  derecesinde olduklarını beyan için açık nasslar olduklarına işaret etmişlerdir. Günahları etraflıca açıklayacağımız sırada inşaallah bu hususlarla ilgili daha pek çok ha­disleri ele alacağız. Burada bunları öncelikle anlatmamızın sebebi, Alâi ve diğerlerinin sözlerinin esaslarına işaret içindir.

Ebû Talib-i Mekki'ye gelince; o da Kebâir'i on yediye çıkarmıştır. Bunların dördü kalbdedir ve şunlardır:

Allah'a şirk koşmak,

İsyana devam etmeğe niyetli olmak,

Allah'ın rahmetinden ümidi kesmek,

Allah'ın mekrinden emin olmaktır. Dördü de dildedir ve şunlardır:

İftira etmek.

Yalan şahitliği yapmak.

İnsanın durumunu veya bir uzvunu değiştiren sihir,

Hakkı ibtal eden veya batılı yerleştiren yalan yemindir. Üçü de midededir. Onlar da:

Haksız olarak haramı, yetim malını yemek,

Riba yemek,

Sarhoşluk veren şeyleri yemek ve içmek,

İkisi de edeb yerindedir. Bunlar:

Zina ve livatadır,

İkisi de eldedir ve şunlardır:

Adam öldürmek.

Hırsızlık yapmak.

Birisi ayaktadır.

O da savaş alanından kaçmaktır. Diğer birisi de bütün bedendedir. O da anne ve babasına âsi ol­maktır.[38]


 

[1] En-Nisâ: 4/31.

[2] Mecmau'z-Zevâid ve Menbaul-Fevâid, 1/103.

[3] El-Hucurât: 49/7.

[4] En-Nisâ: 4/31

[5] En-Necm: 53/32.

[6] Sahihul-Buhari, Kiltâbu’l-Vasâya; Sahihu Muslim, 1/92.

[7] Sahihul-Buhârî, Kltabu'l-Eşribe; Sahihu Müslim, 1/70.77.

[8] Sünenü-n-Nesai, 8/66.

[9] Sünenü Ebi Davud, 4/241.

[10] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 1-12.

[11] Sahihu Müslim, 1/91; Sahihu’l-Buhâri, Kitabu’ş-Şehadat.

[12] Sahihu Müslim, 1/91.

[13] Sahihu Müslim, 1/92. (13

[14] Mecmau'z-Zevaid ve Menbau'l-Fevaid, 1/103.

[15] Muhammed: 47/25.

[16] Mecmau'e-Zevâid ve Menbaul-Fevaid, 1/103.

[17] en-Nisa: 4/48.

[18] Lukman: 31/14.

[19] Mecmau’z--Zevaid ve Menbaul-Fevaid, 1/103.

[20] Et-Tevgib, Ve’t-Terhîb, 2/622.

[21] Mecmau’z-Zâvaid ve Menbaul-Fevaid. 1/105.

[22] et-Tergib, ve't-Terhib, 3/327 (İbn Hibban'ın rivayetinden naklen.)

[23] Sûnenü Ebu Davud, 4/269; Musnedu Ahmed b. Hanbel, 1/190.

[24] et-Tergîb, vet-Terhib, 4/329 .(Nesei’nin rivayetinden naklen.

[25] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 12-16.

[26] Sahihu Müslim, 1/102.

[27] Sahihu Müslim, 1/103.

[28] Müsned, İmam Ahmed b. Hambel, 3/440 (Mısır, H. 1313).

[29] Sahihu Müslim, 2/1146.

[30] Sahihu Müslim, 1/101; Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Edeb. et-Tergib, ve’t-Terhîb, 3/327 (Nesei ve Bezzar’ın bir rivayetinden naklen.)

[31] et-Tergib, ve’t-Terhib, 3/344 (İbn Hibban'ın rivayetinden naklen.

[32] Sahihu'l-Buhârî, Kitabu'1-Buyû; Sünenü İbn Mace, 2/816 Buhari'de Hadis-i Kudsi olarak rivayet edilmiştir.

[33] et-Tergib, ve't-Terhib, 3/255, 256 (Taberâni'nin rivayetinden naklen.)

[34] Sünenü İbn Mace, 2/1120.

[35] Hadis-i Ahmed rivayet etmiştir. (Müsnedü Ahmed İb. Hanbel, 3/14).

[36] Sahihu Müslim. 3/1566.

[37] et-Terğib vet-Terhib, 3/327 (Nesai ve Bezzar'ın rivayetlerinden naklen.)

[38] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 16-19.