İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

İKİNCİ BAB

 

ZAHİR KEBÂİRLER

 

Kolaylıkla anlaşılabilmeleri için bunları fikıhdaki bablann ter­tibi üzere sıraya koymayı kararlaştırdım.[1]

 

TAHARET KİTABI

 

KABLAR BABI

 

67. : Altın Ve Gümüş Kablarda Yemek Yemek Ve İçmek

 

Buhâri, Müslim ve İbn Mâce'nin Ümmü Seleme (r.a.) den riva­yetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Altun ve gümüş kablarda yiyip içen, cehennem ateşini karnına (çurp çurp) içerek gönderir.”[2], buyurmuştur. Taberâni'nin ri­vayetinde, “Tevbe edenler Müstesna.” ilâvesi vardır.

Nesei'nin Enes (r.a.) den rivayetinde, “Resûl-i Ekrem altın ve gümüş kablarda yiyip içmekten nehyetmiştir.” buyurulmuştur. Ay­rıca Buhâri ve Müslim'in aynı mealde az farkla rivayetleri vardır.

Tembih: Altın ve gümüş kablarda yiyip içmeyi büyük günahlar­dan saymak, bazı imamların bu hadislerden edindikleri bilgilerine dayanır. Meselâ, ateşin midede cırıltısı, azabın şiddetli olmasının de­lilidir. Bu da, bunun büyük günahlardan olduğunu gösterir.

Şeyhülislâm Alâuddin Alâi de bunun den olduğunu açık­ça ifade etmiş ve hatta Ashâb'dan da bunun nakledildiğini söyle­miştir.

Şeyhülislâm Celal Belkini de, “Salahüddin Alâî diyor ki: “Asha­bımız, altın ve gümüş bardaklardan içmenin den olduğunu açıkça ifâde etmişler ye buna da içlerinde yanan ateşin ses vermesi ile delil çekmişlerdir,” demiştir”.

Demiri de manzumesinde bunun den olduğunu bir cema­atten naklederek yazmış ve şöyle demiştir:

“Altın ve gümüş kablarını kullanmayı da, onlar kebâirden say­mışlardır.”                    

Fakat Ezra'i ve diğerlerinin görüş ve cumhurdan nakilleri, bu­nun sağîre olmasındadır.

Tembihlerden birisi de, gümüş ve altın kablarda yemek ve iç­mekten bahsedilmesi bir misâldir yoksa aslında altın ve gümüş kabları bulundurmak da dir. Bunun için altın ve gümüş kablan-nın başka hususlarda kullanılması da bunlara katılmış ve yasaklan­mıştır.

Neticede, insanı çalgı kullanmaya sevkettiği için çalgı âletleri kullanmak yasak olduğu gibi, ilerde kullanma ihtimalleri olduğu için, altın ve gümüş Jcabları edinmek de aynı şekilde yasak ve kebâirdendir. Zaten “Inâ “ demek, âdet bakımından kullanılan kab demektir. Bunun için makara Demiri, sürme kabı, kürdan ve kulak temizleme âletine varıncaya kadar bütün âletler de bu hükümdedir. Ancak gözündeki hastalık sebebiyle doktor, altın çöp ile gözleri te­mizlemenin faydalı olduğunu söylerse, doktorun tavsiyesine uyarak altın veya gümüş istimali caiz olur. Kabların yüzde yüz altın veya gümüş olmaları şart değildir. Meselâ, bir bakır kab altın veya gü­müş ile kaplanır, bakır içerde kalır ve ateşte eritildiği vakit altın veya gümüş maddesi de bulunursa, işte bu, altın ve gümüş hükmün­dedir ve istimali haramdır. Bunun haram olmasındaki hikmet, mad­desi ve tekebbür vesilesi olmasıdır. Bunun için altın veya gümüş bir kab bakır ile kablanırsa, o zaman istimali caiz olur. Hatta bir altın kabın paslanması mümkün olup paslansa ve pas her tarafını kaplasa, onu kullanmakta bir sakınca olmaz. Çünkü haram olmasının iki illetinden biri kaybolmuştur, o da böbürlenmektir. Yakut ve inciden yapılmış nefis kabları kullanmak helaldir. Çünkü haram olmasının iki illetinden biri burada da yoktur. O illet de altındır. Yalnız kibir­lenmek, haram olmak için yeterli değildir. Bununla beraber bunu da ancak bu kablaruı değerini bilen ileri gelenler anlar. Yoksullar zaten bu taşlardan anlamadıkları için adamın bunları kullanması­na hiç de üzülmezler. Fakat altın ve gümüş böyle değildir, onları herkes tanır ve bilir. Onları kullanmak, fakirlerin kalblerinin kırılmasına vesile olur.

Bu tembihlerden birisi de, altın ve gümüş kabları kullanmakta, erkek ile kadın arasında fark olmamasıdır. Hatta kadın da altın bardaktan çocuğunu içiremez. Örf bakımından küçük sayılan ve zinet için olan küçük gümüş parçası ile kabı süslemek, bu hükümden istisna edilir; bu, kerahetle caizdir. Zira Resül-i Ekrem'in bardağın­da gümüş süsü vardı. Bu dabbenin, direğin aslı, kabın etrafını dü­zeltmeye ve onu tamire yarar. Kabın etrafına çember çekip onu bağ­lamak, kırığını düzeltmek, yarıklarını doldurmaktır. Sonra bu Dabbe, tezyinat ve süslemeye isim verildi. Bu, herhangi bir kabı gümüşle süslemek demektir ki, bu, küçük olursa caiz, büyük olursa kerahetten hali değildir. Kabe'nin tepesinde oluk, altındır, buradan dökülen suyu içmekte beis yoktur. Çünkü altın veya gümüş, dudak­lara değmemekte ve aynı zamanda el ile de tutulmamaktadır. Artık buna altın istimali denmez. Evet, bu şekil istimalde kerahet yoktur. Hatta bunun altında oturmakta da bir beis yoktur.

Altın ve gümüş kablanm kullanmakta hile ve çare, önce onlar­daki maddeyi başka bir kaba veya sol ele dökmek ve sonra da ora­dan sağ eli ile alıp kullanmaktır. Kişi böyle yapınca, artık altın ve gümüş kablannı kullanıyor denme?” Evet, “Bu hile, doğrudan doğ­ruya altın veya gümüş kabından kullanmayı önlüyor” denebilir, fa­kat içersine o maddeyi koymak bakımından ve bu yönde onu kul­lanmaktan önlemiyor. İşin bu yönü üzerinde düşünülmeye değer. Gerçi onların sözlerinden bunun sakıncalı olmayacağı da anlaşılır.[3]


 

[1] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 322.

[2] Buhâri, Kitabu'l-Eşribe; Sahlhu Müslim, 3/1634; İbn Mâce, 2/1130.

[3] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 322-324.