İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

YIKANMA BÖLÜMÜ

 

73. : Guslün Farzlarından Birini Terketmek

 

İbn Ebi Şeybe, Ahmed, Ebû Dâvûd, İbn Mace ve İbn Cerîr'in Ali radıyallahu anh'den tahriçlerinde Resûl-i Ekrem, sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Cünüblükten yıkanan bir kimse vücudunda bir kıl yeri kuru bırakırsa, ona ateşde şöyle böyle azâb olur.”[1] Hadîsi rivayet eden Hz. Ali (r.a.) üç defa, “Onun için başıma düşman kesildim” de­miştir.  

İbn Cerir’in hem merfû ve hem de mevkuf, ayrı ayrı rivayetle­rinde Resûl-i Ekrem:

“Her kılın altında cûnüblük vardır.” buyurmuştur.

Beyhakİ'nin mürsel ve İbn Cerîr'in mevsûl rivayetlerinde, “Her kılın dibinde cûnüblük vardır; kılları ıslayın ve bedeni te­mizleyin.” [2]buyurulmuştur.

Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem Hz. Âişe'ye,

“Ya Âişe, her kıl üzerinde cûnüblük vardır.” [3]buyurmuştur. Taberânî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Allah'tan korkun ve guslü güzel yapın. Zira gusül size yükleti­len emânet ve tevdi edilen sırlardandır.”[4] buyurmuştur.

Tembih: Yukarda geçen hadislerde gusülde kuru yer bırakma hakkında şiddetli uyanların bulunduğu meydandadır. Bu ve özellik­le namazın da gusülsüz sahih olamıyacagı bakımından, gusülde ek­sikliğin büyük günahlardan olduğu açığa çıkar.[5]

 

74. : Zaruretsiz Mahrem Yerini Açmak Ve Peştemalsız Hamama Girmek

 

İbn Mâce'nin tahricinde Resûl-i Ekrem:

“İki kişi karşı karşıya def-i hacet ederlerken birbirlerinin edeb yerlerine bakarak konuşmasınlar, zira Allahu Teâla buna gazab eder.” [6]buyurmuştur.

Ebû Dâvûd ve “Sahih”inde İbn Huzeyme'nin rivayetlerinde Re­sûl-i Ekrem:

“İki kişi avret yerlerini açarak karşılıklı kaza-i hacete oturup konuşmasınlar, zira Allahu Teâla buna kızar.”[7] buyurmuştur. Taberânî'nin leyyin sened ile aynı mealde rivayeti vardır.

İbnü's-Sikkin ve'I-Kattân Sahih olduğunu söyledikten sonra riva­yetlerinde Resûl-i Ekrem:

“İki kişi kazâ-i hacete çıktıkları vakit, bir­birinden uzaklaşsın ve birbirine arka çevirsinler.” buyurmuştur.

Ahmed, dört sünen Sahihlerinin, Hâkim ve Beyhaki'nin rivayet­lerinde Resûl-i Ekrem:

“Mahrem yerini koru, onu ailen veya cariyenden başkasına gösterme,” buyurdu. Kendisine:

“Ortada sıkışıklık olur, İnsanlar birbirine girmiş vaziyette olursa ne yapalım?” diye soruldu. Resûl-i Ekrem:

“Gücün yettiği kadar kendini koru, edeb yerini gösterme,” bu­yurdu. Yine kendisine:

“Şayet birimiz yalnız yerde yıkanırsa (bu takdirde sakınca var mı?) diye soruldu, Resûl-i Ekrem:

“(Kimse yoksa Allah görüyor ya, yine de mümkün olduğu ka­dar kapalı olmaya gayret et) çünkü kendisinden utanmak bakımın­dan, Allahu Teâlâ herkesden önde gelir,” [8]buyurdu.

Hâkim'in Cebbar b. Sıhhır'dan rivayetinde:

“Biz, mahrem yeri­mizi açmaktan menolunduk.” buyurulmuştur.

Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesei'nin rivayetlerinde Resül-i Ekrem:

“Muhakkak Allahu Teâlâ ayıbları örtücü ve haya sahibidir; (ku­lundan) kapalılık ve utangaçlığı sever. Sizden biriniz yıkandığı vakit (bir şeyle) örtünsün.” [9]buyurmuştur.

Hâkim'in Câbir b. Sıhhır'dan rivayeti, “Avret yerimizin görülme­sinden nehyolunduk.” şeklindedir.

Taberâni'nin Abbâs (r.a.) dan rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Çıp­lak gezmekten nehyolundum.” buyurmuştur.

Tirmizî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Çıplaklıktan sakının, zira def-i tabiî ve cinsi münasebet dışın­da, sizinle sizden ayrılmayanlar vardır; onlardan haya edin ve onla­ra ikramda bulunun.”[10] İbn Asâkir, Abdurrazzak ve Taberani’nin kelime farkları ile gelen rivayetlerinde meâlen, “Allahu Teâlâ haya sahibidir, bilicidir, kusurları örtücüdür. Siz de yıkandığınız va­kit, kapalılığa riâyet edin.” buyurmuştur.

Deylemi'nin rivayetinde, “Peştemalsız suya girmeyin, zira suyun da iki gözü vardır.” buyurmuştur.

Âbdurrazzak'ın rivayetinde İbn Cureyc diyor ki:

“Bir gün Resûl-i Ekrem, ücretle tutulmuş bir adamının çırılçıplak yıkanmakta olduğunu görür ve:

“Rabbinden seni haya eder görmüyorum (Yâni Allah'tan haya etmiyorsun), ücretini al da git, sana ihtiyacımız yok,” buyurdu.

Nesei, Tirmizî ve Hâkim'in rivayet edip, Neseî'nin hasen, Hâkim'in ise Sahih dediği bir hadisde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah'a ve âhiret gününe imanı olan peştemalsız hamama gir­mesin. Allah'a ve âhiret gününe inanmış olan ailesini hamama gön­dermesin.” [11]

İbn Mâce ve Ebû Davud'un rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Yakında acem toprakları size açılacak, oraları fethedecek ve oralarda hamam diye adlandırdıkları bazı yıkanma yerleri bulacak­sınız. Erkekler oralara ancak peştemal ile girsinler. Kadınlardan has­ta veya nifas olanlar hariç, diğerlerini oralara girmekten menedin.”[12] buyurmuştur.

Senedi kuvvetli olmayan diğer bir rivayette, Resûl-i Ekrem ka­dın ve erkeklerin hamama girmelerini yasakladı. Sonra peştemal tu­tunmak şartıyle erkeklere Müsade etti (fakat kadınlara izin verme­di).[13]

Diğer Sahih bir rivayette, “Hamam, ümmetimin kadınlarına ha­ramdır.”[14], buyurulmuştur.

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah'a ve âhiret gününe imanı olan misafirine ikram etsin. Allah'a ve âhiret gününe inanmış olan, komşusuna ikram etsin. Al­lah'a ve âhiret gününe imanı olan hamama ancak peştemal ile gir­sin. Kadınlarınızdan Allah'a ve âhiret gününe imanı olan hamama girmesin.”[15] Diğer rivayet de, “Kocaları, kadınlarını hamama sokmasınlar.” şeklindedir.

İşte, Ömer b, Abdülaziz'in bu rivayetlere dayanarak kadınların hamama girmelerini yasakladığı bir gerçektir.

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“ Hamam diye anılan yerlerden sakının,” buyurdu. Ashâb;

“Ya Resûlallah! Orası kiri giderir, bazı hastaların hastalıkları­na şifa olur, dediklerinde, Resûl-i Ekrem:                      

“Oraya giren örtünsün (peştemal tutunsun),” buyurdu.[16]

Taberânî, “Oraya giren örtünsün.” şeklindeki rivayetinin başın­da, “Evlerin kötüsü hamamlardır. Orada sesler yükselir ve mahrem yerler açılır.” buyurduğunu da yazmıştır.[17]

Diğer Sahih bir rivayette; Humus veya Şam kadınlarından bir grup Hz. Âişe'nin yanına girdiler. Hz. Âişe onlara:

“Siz, hamamlara giren kadınlar değil misiniz?”   Halbuki ben Resûl-i Ekrem'in,

“Kocasının evinden başka bir yerde elbisesini soyunan bir kadın, Allah ile kendi arasındaki perdeyi yırtmış olur.” buyurduğunu işittim,” dedi.[18] Ümmü Seleme ile de bu kadınlar arasında böyle bir muhaverenin geçtiği söylenir. Onlar Ümmü Seleme'ye:

“Meğer hamama girmekte bir  sakınca var mıdır?” demeleri üzerine, Ümmü Seleme:

“Ben Resûl-i Ekrem'in:

“Herhangi bir kadın, evinden başka bir yerde elbisesini çıkarır­sa, Allahu Teala da o kadını koruyup setretmez.” buyurduğunu duy­dum, dedi.[19]

Havileri arasında İbn Luhay'a'nın da bulunduğu bir hadisde, Hz. Aişe diyor ki:

Resûl-i Ekrem'e hamamdan sordum. Resûl-i Ekrem:

“Evet, benden sonra hamamlar icad edileceki kadınlar için ha­mamlarda hayır, yoktur,” buyurdu. Ben:

“Onlar hamamlara peştemal tutunarak girerler,” dedim. Resûl-i Ekrem:

“Değil peştemal, gömlek, elbise ve baş örtüsü ile de girseler, yine de hayır yoktur,” buyurdu.[20]

Taberâni’nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Size büyük fetihler nasib olacak, cihana yayılacaksınız. Gide­ceğiniz yerlerde hamamlar vardır, onlara girmek, ümmetime haram­dır,” buyurdu. Ashab:

“Ya Resûlallah, bu hamamlar insanı terletir, soğuk algınlığı gibi bazı hastalıkları tedavi eder, vücudu temizler ve rahatlandırır,” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Peştemal ile hamama girmek erkeklere helal ve fakat kadın­lara haramdır,” buyurdu[21].

Yine bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“Allah'a ve âhirete imanı olan peştemalsız hamama girmesin. Allah'a ve âhirete inanmış olan aile­sini hamama göndermesin. Allah'a ve âhirete inanmış olan içki iç­mesin. Allah'a ve âhirete imanı olan içki içilen sofrada oturmasın. Allah'a ve âhirete imanı olan, aralarında mahremiyet bulunmayan yabancı bir kadın ile tek basma bir arada bulunmasın.”[22], bu­yurmuştur.

Beyhaki'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Hamamlar, suları te­miz olmayan ve İnsanı örtmeyen yerlerdir. Erkekler peştemal tutun­madan hamama girmesinler, ailelerini de aldatıp azdırmasınlar. Çünkü erkekler kadınlara hâkimdir. Onları öğretin ve teşbih ile em­redin.” buyurmuştur.

Dört sünen sahibinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Hamamlar ne kötü yerlerdir, oralarda sesler yükselir ve edeb yerleri açılır.”[23], buyurmuştur.

İbn Asâkîr'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Peştemalsız hamama girmeyen ümmetimin erkeklerini Allah yüceltsin. Kadınlardan da hamama girmeyenleri Allah yüceltsin.” buyurmuştur.

Şîrâzi'nin rivayeti, “Peştemalsız hamama giren kimseye, Allah ve melekleri lanet ederler.” şeklindedir.

Hakîm, Tirmizî, İbn Sünni ve İbn Asâkir'in rivayetlerinde.

“Müslümanın girdiği hamam, ne güzel bir evdir. Çünkü hama­ma giren Müslüman, onun sıcağından korkarak cehennemi hatır­lar, cehennemden Allah'a sığınır ve cenneti ister. Gerdek gecesi de bu bakımdan kötü bir gecedir, çünkü buna giren Müslümanı, dün­yaya heves ettirip âhireti unutturur.”[24], buyurulmuştur.

Ukaylî, Taberâni, İbn Adiy ve Beyhaki’nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Hamamlarda külhan yapan ve hamamlara ilk giren Süley­man aleyhisselâmdır. O, hamamın sıcağını ve bunaltıcı havasını gö­rünce, “Ah, Allah'ın azabından, ah o azab gelmeden.” demiştir.”[25], buyurmuştur.

İbn Asâkîr'in rivayetinden Resûl-i Ekrem:

“Âhir zamanda peştemal ile de hamama girmek erkeklere yasaktır.” buyurdu. Sebebini soranlara, Resûl-i Ekrem:

Zira onlar örtünseler de yine çıplaklar arasına girerler. Halbuki Allahu Teâlâ bakana da kendini gösterene de lanet eder.” buyurmuştur.

Hâkim'in rivayeti, “Göbek ile diz kapak arası mahremdir.” şek­lindedir. Diğer rivayette, “Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz kapağı arasıdır.” buyurulmuştur.

Dâre Kutnî ve Beyhaki'nin rivayetleri de şöyledir: “Diz kapağın üst kısımları mahremdir.” Taberâni'nin rivayetinde, “Müslüman ki­şinin oyluğu avret yerindendir.” buyurulmuştur. Hâkim'in rivaye­tinde de, “Oyluğunu kapat, zira oyluk avrettir.”[26], buyurulmuş­tur. Tirmizi, Ebû Dâvud. İbn Hibbân ve Hâkim'in de aynı mealde rivayetleri vardır. Ayrıca Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Hâkim'in rivayet­lerinde Resûl-i Ekrem:

“Oyluğunu gösterme, ister ölü ister diri kimsenin oyluğuna bak­ma.”[27], buyurmuştur.

Hâkim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Kadının mahrem yeri ya­bancı bir erkeğe ne ise erkeğin mahrem yeri de erkeğe aynıdır. Ka­dının mahrem yeri diğer bir kadına karşı, kadının mahrem yerinin erkeğe karşı olan hükmü gibidir ki, her ikisi de haramdır.” buyurmuştur.

Tembih: Yukarda geçen hadislerden, avret yerini açana Allahu Teâlâ'nın şiddetle buğzettiği anlaşılmaz. Çünkü hadîslerde hamamın yasaklanmasında, yüksek sesle konuşmak ve avret yerini aç­maktan bahsediliyor. Yüksek sesle konuşmak yasak olmadığına göre ortada sadece avret yerini açmak kalmıştır, Yine yukarda geçen hadislerden açıkça anlaşılmaktadır ki, ister galize olsun -ön ve ard gibi- ister hafife olsun- diz kapağının altından göbek altına ka­dar olan diğer kısımları gibi- bunları ailesinden başka yabancıya açması büyük günahlardandır. Nitekim İmamlarımızdan İbrahim b. Muhammed b. el-Atbi bunu tasrih etmiş ve demiştir ki: “Âvret-i galîzeyi insanlar arasında, hafifeyi de hamamda açmak fışıktır”. İmâm Şafiî'nin sözü de bunu gerektirir. “Tabakatü'l-İbâd” adlı eserinde Müzeni, Şafiî'den yaptığı rivayette:

“Hamamda çıplak dolaşan, bir adamın şehâdeti kabul olmaz, zira mahrem yerini örtmek farzdır.” dedi. Tevhidi de “Besâiri’de Müzenî'nin rivayetinden aynı şekilde nakletmiş, ancak, “Çıplak dolaşan” yerine, “Mahrem yeri açık ola­rak dolaşan” demiştir. Bunun hükmü, bir defa hamamda çıplak bu­lunmakla fâsıklardan olmasıdır. Böyle bir kusur ile fasıklardan sa­yılmak, ancak büyük günahlarda olur. Basralı Ahmed Haddad'ın - oğlu Hasan'ın “Edebu'l-Kaza” adlı eserindeki yazıya da uygun düşer ki, bu zat, İbn Şureyh'ın adamlarına yetişmiş bir insandır. Diyor ki: Zekeriyâ es-Sâci der ki:

“Peştemalsız hamama girenin veya peştemalsız ırmağa dalan kimsenin şehâdeti caiz değildir.” Ebü Bekir Ahmed b. Abdullah b. Seyf es-Sahtiyânî de Müzenî'den ve Şafiî'den bunu ke­sin olarak nakletmiştir. Sonra Haddad der ki: “Zekeriyâ diyor:

“Evet, ırmağa girdiği vakit onu kimse görmese de aynı şekilde cezaya çar­pılır ve şehâdeti kabul olmaz. Çünkü bu mürüvvet değildir.” Haddâdî de Zekeriyâ'yı tasdik ederek:

“Mâsiyet olmasa bile mürüvveti dü­şürür.” demiştir. İbn Suraka “Edebu'ş-Şâhid” adh eserde:

“Evet, av­ret yerini açması, şehâdetini düşürür.” dedi.

“Ancak avret yerini açmanın mürüvvet ve şehâdeti düşürmesi, zaruretsiz hallerdedir, zaruri haller Müstesnadır.” dedi. “El-Fetava eş-Şayişi” adlı eserde de “Hamamda avret yerini açmak, adalete mânidir.” denilmektedir. İbn Burhan da:

“Başkalarının yanında av­ret yerini açmak, adalete münafidir. Fakat kimsenin olmadığı yerde mahrem yerini açmak adalete münafi değildir” demiştir. Ancak Buhârî ile Müslim bunu, mutlakıyyeti üzere almışlar:

“Yalnız kalsa da avret yerini açması, küçük günahlardandır.” demişlerdir. Hanatl'nin fetvası da buna uygun düşer, çünkü Hanati:

“Tekrar tekrar hama­ma çıplak giren fâsık olur, bir defa girmekle fâsık olmaz.” demiştir. Birkaç defa çıplak hamama girdiği takdirde fâsık olacağını söyle­mesi, avret yerini açmanın küçük günah olduğunu gösterir. Gerçi bazıları “Bunun sağîre olması, kimsenin bulunmadığı zamandadır.

Hiç kimsenin görmeyeceğinden emin olsa da avret yerini kapaması borçtur” demişlerdir.

Hulâsa, mezhebde itimâd edilen, avret yerini açmak her ne şe­kilde olursa olsun, küçük günahtır. Fakat insanlar arasında olursa mürüvveti bozar ve aldırmamazhğı gerektirir. Böyle olunca da şehâdeti reddedilir. Şehâdeti reddedilince de fısk u fücur gibi olur. Haddâdi'nin “Edebü'l-Kazâ” adlı eserinde söylediği ve ondan sonra söylenenler buna hamledilir.

Avret yerini açmanın den olduğuna delâlet eden sözlere gelince, zaruretsiz olarak insanlar arasında avret yerini açanlar içindir.

Bir diğer tembih de, “Avret yerini açana da avret yerine bakana da Allah lanet etsin.” hadîsinin kazıyyesi, bunun  olduğunu gösterir. Çünkü telin, ancak kebirde olur. Fakat bu, kasıtlı olarak av­ret yerini açıp gösteren ve kasıtlı olarak bakanlar hakkındadır. İleride anlatılacağı gibi” yabancı bir kadın veya genç bir delikanlıya kasden ihtiyaç ve zaruret olmadan bakmak fısıktır. Bunun detayla­rına ilerde inilecektir.[28]


 

[1] Sünenü Ebi Dâvûd, 1/65; Sünenü İbn Mace, 1/196.

[2] Sünenü Ebi Davûd, 1/65.

[3] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 1/272 (Ahmed'in rivayetinden nak­len).

[4] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 1/272 (Taberânî'nin “Kebir”indeki rivâyetinden naklen).

[5] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 347-348.

[6] Sünenü İbn Mâce, 1/123.

[7] Sünenü Ebi Dâvûd, 1/4, 5.

[8] Sünenü İbn Mâce, 1/618; Sünenü't-Tirmizi, 5/110; Sünenü Ebi Dâvûd, 4/41.

[9] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/40; Sünenü'n-Nesei, 1/200.

[10] Sünenüt-Tirmizi, 5/112.

[11] Sünenü't-Tirmizi, 5/113; Sünenü’n-Nesei, 1/198.

[12] Sünenü Ebi Davûd, 4/39.

[13] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/39; Sünenü't-Tirmizî, 5/113.

[14] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevâid, 1/278 (Taberân'nin rivayetinden nak­len).

[15] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 1/278 (Taberani'nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen).

[16] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 1/277 (Bezzâr'ın ve Taberani'nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[17] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 1/278 (Taberani'nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen).

[18] Sünenü't-Tirmizi,  5/114; Sûnenü Ebi Davûd, 4/39.

[19] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 1/277 (Ahmed ve Taberani'nin “Ke­bir” ve “Evsât”ındaki rivayetlerinden naklen).

[20] Mecmeu's-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 1/278 (Taberani'nin “Evsat”ındaki ri­vayetinden naklen).

[21] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 1/278 (Taberani'nin rivayetinden nak­len).

[22] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 1/278, 279 (Taberâni'nin   “Kebiri”indeki rivayetinden naklen).

[23] et-Tergîb ve't-Terhib, 1/144 (Taberani'nin rivayetinden naklen).

[24] Hadisi İbn Asâkir rivayet etmiştir.

[25] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 1/279 (Taberâni'nin “Kebir” ve “Evsât”ındaki rivayetlerinden naklen).

[26] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 2/52 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[27] Sûnenü Ebi Davûd, 4/40; Sünenü İbn Mâce, 1/496.

[28] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 348-356.