İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

NAMAZIN ŞARTLARI

 

80. : Peruk Takmak Ve Bu İşi Yapmak

 

81. : Deri Altına Döğün Vurmak Ve Vurdurmak

 

82. : Diş Uçlarını Keskinletmek Ve Bu İşi Yapmak

 

83. : Cımbız Ve Benzeri Şeyle Kaş Ve Yüz Kıllarını Yolmak Ve Yoldurtmak

 

Buhâri, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Reaûl-i Ekrem:

“Güzellik için saçma saç ekleyen, ve ekleten (peruk takan ve taktıran), döğün vuran ve vurdurana Allah lanet etsin.”[1], bu­yurmuştur.

Yine Buhari ile Müslim'in İbn Mesûd (r.a.) den rivayetlerinde:

“Güzellik için döğün vuran ve vurduran, cımbız ve benzeri şey­le yüz ve kaş kıllarını yolan ve yolduran ve dişlerini aralatarak Al­lah'ın yarattığı güzelliği değiştiren kadınları Allah rahmetinden uzak etsin.”[2], buyurulmuştur. Enes (r.a.) in bu sözüne itiraz eden bir kadına Enes (r.a.):

Bu bölümde gerek zımnen ve gerek sarahaten tümâninet ve tadil-i erkanın fan olduğuna, terki ise haram ve namazı müfsit olduğu için büyük günah olduğunu söylüyor. Bu görüş, Şafii'nindir. Hanefilerde tadil-i erkân farz değil, fıkıhtaki deyim ile farzdan aşağı sünnetten yukan ve her ikisinin arasında vaciptir. Bu iti­barla bir vacibin terki, büyük günah olamaz.

Gerek Şafii ve gerekse Hanefilerin dayanakları yukarda geçen, “Dön namaz kıl, çünkü sen kılmadın” hadisidir. İmam Şafii bu hadisten şöyle delil çekmiştir: Resûl-i Ekrem bedeviye üç defa kıldığı halde, “Sen namaz kılmadın” buyurmuştur. Son­ra bedevinin nasıl kılınması gerektiğini sorması üzerine, namazı bedeviye tarif ederken tadil-i erkandan bahsetmiştir. Yani bedevinin kıldığı namazdaki kusuru tadil-i erkânı terketmiş olması idi Bir namazın namaz olmaktan çıkması, farz­larından birini terketmekle olur. Resûl-i Ekrem, “Sen namaz kılmadın” buyurur­ken, adamın tâdil-i erkana riâyet etmediğini anlatmak ve buna dikkatini çekmek istiyordu. Nitekim onu tarif etti. Demek ki tâdil-i erkan farzdır, dedi Farz olun­ca, şüphesiz terki de büyük günahlardan olur.

Hanefilere gelince; İmam-ı A'zam da aynı hadisden delil çekerek tadil-i er­kânın farz ile sünnet arasında muztarip vacip olduğunu söylemiştir. Şayet tadil-i erkân farz olsaydı, tadil-i erkansız kılınan namazın namaz olmayıp abes ve fay­dasız iş olması gerekirdi. Halbuki Resûl-i Ekrem'in .huzurunda abesle iştigal ya­saktır. Bunun için bedevinin bununla uğraşması caiz değildi. Ama bedevi, bunu nereden bilecekti? Dersen, bu, doğrudur. Resûl-i Ekrem'in huzurunda abesle işti­galin yasak olduğunu bedevi bilmeyebilirdi. Fakat o zaman Resûl-i Ekrem ikinci ve üçüncü kez bedeviyi bu abesle iştigal ettirmezdi. Demek ki kıldığı namaz idi; fakat kamil bir namaz değildi. Resûl-i Ekrem'in “Sen kılmadın.” buyurması, kâ­mil bir namaz kılmadın, anlamındadır. Resûl-i Ekrem'in bu anlamda, bu şekil ifa­deleri vardır, “Emaneti olmayanın imanı yoktur.”, Müslim, “Elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.” buyurması bunlardandır. Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Bütün bunlardan kemal kasdedilmlştir, yani olgun mü’min, olgun müslüman değil, demektir. Türkçemizde de, “O adam değil” denir ki gayemiz ke­maldir.

“Allah'ın Resulünün lanet ettiğini ben niye lanetlemeyeyim, Resulünün verdiğini niye almayayım? Halbuki Kur'an-ı Kerîm'de,

“Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse on­dan geri durun.” [3]buyurmuştur.

Ebû Dâvüd ve diğerlerinin de İbn Abbâs (r.a.) rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Rahatsız olmadığı halde saçlarına saç ekleyip ekle­ten, yüz ve kaş kıllarını yolan, döğûn vuran ve vurduran kadınlara Allah lanet etsin.”[4], buyurmuştur.

Buhâri ile Müslim'in rivayetlerine göre; Ensâr'dan bir kadın kı­zını everdi. Bu arada kızın saçları döküldü. Resûl-i Ekrem'e müra­caat eden annesi:

“Ya Resûlallah, kızımın saçı döküldü, kocası yâni damadım kızımın başına başka saç takmamı yâni peruk giydirmemi söylüyor, ne buyurursunuz? “diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Hayır, zira böyle saçlarına saç katan peruk kullananlar lanet­lenmişlerdir,” [5]buyurdu.

Yine rivayet edildiğine göre; Muâviye (r.a.) hacca giderken Medine-i Münevvere'ye uğradı. Eline bir avuç saç alarak minbere çık­tı ve:

“Ey Medineliler, âlimleriniz nerededir?” Resûl-i Ekrem'in böy­le saç takmaktan nehyettiğini ve:

“İsrailoğullarının helaki, kadınların böyle saçlarını eklemelerinden sebeptir. Onlar güzellik için saç­larını ekledikleri vakit helak oldular.” buyurduğunu duydum,” dedi.

Diğer bir rivayette Muâviye (r.a.):

“Bunu yalnız yahûdilerin yaptıklarını gördüm. Resûl-i Ekrem bunu duyunca:

“Yalancılıktır, aldatmaktır” buyurdu, dedi. Diğer bir rivayette Hz. Muâviye:

“Siz çok kötü bir baş örtüsü kullanmaya başladınız, Resûl-i Ekrem yalancılıktan nehyetmiştir,” dedi.[6]

Katâde diyor ki: Muâviye (r.a), kadınların başkalarının saçları ile veya başka bir şey ile kendi saçlarını çoğaltmalarını kasdederek ona yalan demiştir.

Senedleri arasında İbn Luhay'a'nın da bulunduğu Taberâni'nin bir rivayetinde:

“Resûl-i Ekrem bir defa bir miktar saç ile ortaya çı­karak:

İsrailoğullarının kadınları bunları başlarına taktıkları için lanetlendiler ve mescidlere gitmeleri yasaklandı.”[7], buyurdu.

Vasile, saçı saça katandır. Vâsime, vücuda döğme vurandır. Nâ-mısa, kaşları inceltip güzelleştirendir. Bunu Ebû Davud böyle anlat­mıştır.[8] Ama meşhur olan, Hattabi ve diğerlerinin dedikleri gi­bi, yüz kıllarını yolmaktır. Mütefellice, dişleri aralayıp seyrekleştirendir. Müstavsıle, mütenemmıse ve Müstevşime bu işleri kendisine yaptırandır.

Tembih: Bütün bunları kebâirden saymak, Celâl Belkıni ve di­ğerlerinin görüşüdür. Zaten bunları yapanlara lanet edilmesi,  oldukları içindir. Bu hadislerin Sahih olduklarını da öğrenmiş bulu­nuyorsun. Bütün bunlara rağmen imamlarımızın çoğu, bu telinleri mutlak olarak kabul etmemişler, döğün vurmak ve tüyleri yolmak­tan diğerlerinin kebâirden sayılmaları, kocanın izni olmadan yapıl­dıkları vakittir, dediler ki, bu, cidden müşkildir. Çünkü Ensâr kadı­nının kocası Müsaade ediyor, kadının annesi Resûl-i Ekrem'e:

“Kızıma peruk takayım mı?” diye soruyor. Resûl-i Ekrem:

“Hayır,” diyor ve Müsaade etmiyor. Durum bu olunca, daha bu­na nasıl cevaz verilir? Her iki anlamda dayâni gerek kaşlarını dü­zeltmek ve gerek yüzünün kıllarını yolmak anlamında Nemsişi lanetlendiği halde onların buna mekruh ve yine telin vârid olan di­ğerlerine haram demeleri şaşılacak şeydir.[9]

 

84. : Usûlüne Uygun Olarak Sütre İle Namaz Kılan Kimsenin Önünden Geçmek

 

Buhârî, Müslim ve diğer sünen sahiplerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Eğer namaz kılanın önünden geçen kimse üzerine ne kadar gü­nah olacağını bir bilse, onun önünden geçmektense kırk kadar du­rup beklemesi kendisi için daha hayırlı olurdu.”[10] buyurmuştur. Burada “kırk” kelimesi saat, gün, ay veya yıl mıdır belli de­ğildir. Ancak Bezzâr'dan gelen Sahih bir rivayette:

Kırk güz, son bahar, yâni kırk yıl beklemesi, namaz kılanın önünden geçmesin­den daha hayırlıdır.” [11]şeklindedir. Tirmizî diyor: Enes (r.a.) den gelen bir rivayette, “Yüz yıl” şeklindedir. Yâni namaz kılanın önünden geçmektense yüz yıl beklemek daha hayırlıdır.[12] Yine bu hususta Ebû Hureyre (r.a.) den gelen Sahih bir hadis daha varid olmuştur:

“Eğer sizden biriniz kardeşi namazda Rabbisiyle münâcât halin­de iken onun önünden geçmekle yükleneceği günahı bileydi attığı o adımı atmaktansa orada yüz yıl beklemek onun için daha sevimli olurdu.” [13]

Yine Buhârî ile Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

“Sizden biriniz kendisini İnsanlardan siper edecek bir şeye doğ­ru namaz kıldığı vakit, önünden biri geçmek isterse onu İtsin. Aldı­rış etmezse onunla savaşsın, çünkü o, bir şeytandır.” [14]

Yine Sahih bir rivayette, “Geçmek için kimseye Müsaade etme­yin. Geçmek isterse onu itsin, şayet dinlemezse onunla savaşsın, zi­ra onunla beraber şeytan vardır.” şeklindedir.

İbn Abdulberr'ın mevkuf olarak tahrlç ettiği rivayetinde:

“Kasden namaz kılanın önünden geçmektense kül olmak, onun için daha hayırlıdır.” buyurulmuştur.

Tembih: Namaz kılanın önünden geçmeyi büyük günahlardan sayan bazı imamlar, bunu, yukardaki hadislerden çıkarmış olacak­lardır. Çünkü bu hadislerde şiddetli veidin bulunduğu açıktır. Aynı zamanda namaz kılanın önünden geçinenin haram olmasının şartı, namaz kılanın önünde bir sütrenin bulunmamasıdır. O da bize (Şafiilere) göre duvar, direk, yere dikilmiş değnek, önüne serilmiş eş­yadır. Şayet âciz ise bir seccade serer. Bunu da bulamıyorsa uzun­lamasına sağından veya solundan bir çizgi çizer. Bu çizgi, üç karış­tan uzak olmamalıdır. Ayrıca yola karşı olmamalıdır. Bir de kendi­siyle saf arasında bir boşluk bulunmamalıdır. Bu şartlar bulunma­dığı vakit namaz kılanın önünden geçmek haram değil, belki mek­ruh olur. Bazıları da her ne şekilde olursa olsun, secde mahallinden geçmenin haram olduğunu söylemişlerdir. Şafiiler de bu. görüşte­dirler.[15]


 

[1] Sahihu Müslim, 3/1677; Sünenü’t-Tirmizi, 4/236; Sünenü İbnn Mâce, 1/639.

[2] Sahihu Müslim, 3/1678; Sünenü İbn Mâce, 1/640; Sünenü Ebi Davud, 4/78

[3] el-Haşr: 59/7.

[4] Sünenü Ebi Davûd, 4/78.

[5] Sahihu Müslim, 3/1677.

[6] Sünenü Ebî Dâvûd, 4/77; Sahihu Müslim, 3/1679, 1680.

[7] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 5/169 (Taberani’nin “Kebir” ve “Evsat”ındaki rivayetlerinden naklen).

[8] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/78

[9] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 388-390.

[10] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu's-salât; Sahihu Müslim, 1/363; Sünenü Ebi Dâvûd, 1/187; Sünenü't-Tirmizl, 2/159.

[11] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/61 (Bezzâ'ın rivayetinden).

[12] Sünenü't-Tirmizi, 2/160.

[13] Sünenü İbn Mace, 1/304

[14] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu's-salât; Sahihu Müslim, 1/363.

[15] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 391-392.