İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

CEMAATLE NAMAZ BÖLÜMÜ

 

85. : Bir Köy Veya Belde Halkının Cemaate Devam Etmelerini Gerektiren Şartlar Bulunduğu Halde Namazlarda Cemaati Terketmekte İttifak Etmeleri

 

Buhari ile Müslim'in tahriçlerinde Resûl-i Ekrem:

“İçimden öyle geçiyor ki, namaz kılmayı emredeyim de kamet yapılsın. Sonra da birisine emredeyim, İnsanlara imâm olsun. Sonra odun taşıyan birkaç kişiyi yanıma alıp cemaate gelmeyenlerin yan­larına gideyim ve evlerini üzerlerine yakayım.”[1], buyurmuştur.

Ahmed, Ebû Davûd, Nesei ve İbn Huzeyme ile İbn Hibban Sahih­lerinde Ebû'd-Derdâ (r.a.) dan rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Herhangi bir köy veya çölde üç kişi bulunur da orada cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara galebe çalmış ve onları emrine al­mıştır. Cemaate devam edin, zira sürüden ayrılan koyunu kurt par­çalar.” (812), buyurmuştur. Rezin bu rivayete ilâve ederek der ki: “İnsanın kurdu da şeytandır. İnsan şeytan ile başbaşa kaldı mı onu parçalar”.

Hâkim de “Müstedrek”inde:

“Üç kişiye Allah lanet etmiştir. (Bunlar:) cemaat kendisinden hoşlanmadığı halde onlara imamlık yapan, kocası kendisinden razı olmadığı halde yatan kadın ve ezan sesini duyduğu halde cemaate gitmeyen kimsedir.” buyurmuştur.

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Abdullah İbn Mes'ûd (r.a.) şöyle demiştir:

“Kim ki yarın kıyamet günü Allah'a Müslüman olarak mülâki olmak isterse şu beş vakit namazı ezan okunduğu yerde muhafaza etsin (cemaatle kılsın), zira Allahu Teâlâ peygamberiniz için “Sünen-i Huda” meşru kılmıştır. O namaz­lar (ı cemaatle kılmak) da “Sünen-i Hudâdandır. Eğer siz, cemaat­ten ayrılıp evinde yalnız başına namaz kılan şu kimse gibi namaz­larınızı evinizde kılarsanız peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursanız, sapıtırsı­nız. Kim ki güzelce temizlenir, sonra şu mescidlerden birine gitme­yi kararlaştınrsa attığı her adım karşılığı Allahu Teâlâ onun bir günahını mahveder, defterine bir sevap yazar ve cennette kendisine üstün bir derece verir. Vallahi ben öyle günümüzü görmüşümdür ki, bu cemaatten ancak nifakı belli olan münafık ayrılır, öyle kim­se vardır ki getirilir, iki kimse dirsekleri ile beraber onu tutar (o iki kimseye dayanır) ta ki safda ayakta durabilsin.”[2]

Abdullah'tan gelen bir başka rivayette şöyle demiştir:

“Cemaat­le namazdan ancak nifakı belli olan münafık veya hasta olan ayrı­lır. Hatta hasta, iki kimse arasında yürüyebilecek durumda olsa yi­ne cemaate gelir”. Râvi diyor ki:

“Resûl-i Ekrem “Sünen-i Hudâ”yı bize öğretti. Ezan okunan mescidde kılınan namaz da bu “Sünen-i Hudâdandır.” [3]

Ebü Dâvûd'dan gelen başka bir rivayet de, “Peygamberinizin sünnetini terkederseniz sapıtırsınız.” yerine “Kafir olursunuz.” şek­lindedir.[4]

Ahmed ve Taberâni'nin rivayetlerinde, “Alabildiğine eziyet, kü­für ve nifak, namaza çağıran müezzininin ezanını duyduğu halde ona icabet etmeyip namaza gitmemektir.” [5]buyurulmuştur.

Yine Taberânı'nin rivayetinde, “Şakâvet ve ümitsizlik bakımın­dan, müezzinin ezanım duyduğu halde ona icabet etmemek mü’mine yeter.” [6]buyurulmuştur.

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“İçimden öyle geçiyor ki, etrafımdaki gençlere emredeyim, on­lar bana bir miktar yakacak odun toplasın. Sonra, (mazereti olma­dığı halde cemaate gelmeyip evlerinde kılanlara gideyim de; evleri içlerinde olanlar üzerine yakılsın.” [7]buyurmuştur. Esamm'ın oğ­lu Yezid'e:

“Acaba Resûl-i Ekrem cumayı mı yoksa başka vakitleri mi kasdediyordu?” diye sordular. O:

“Ben bizzat Ebû Hureyre'den bu kulaklarımla bunu duydum bir ayırım yapmadı,” dedi.

Ahmed'in ceyyid sened ile rivayetinde; Resûl-i Ekrem mescide geldi. Cemaatte biraz azalma ve gevşeklik gördü de:

“İçimden şöyle geçiyor:  Birisini bu cemaate imam edeyim, sonra çıkayım, cemaatten ayrılıp evinde kılanın evini üzerine yaka­yım,” buyurdu. Ümmü Mektûm:

“Ya Resûlallah, (ben körüm) evimle mescid arasında hurma­lar ve diğer ağaçlar vardır. Her zaman beni götürüp getirecek adam da bulamıyorum ve yalnız başına çok zorluk çekiyorum. Bu durum­da evimde kılsam olmaz mı?” dedi. Resûl-i Ekrem:

“Ezan sesini duyuyor musun?” buyurdu. Ümmü Mektum:

“Evet, duyuyorum,” dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“O halde camiye gel!”[8], buyurdu ve âmâya bile Müsaade et­medi.

Müslim'in rivayeti şöyledir: Amanın biri:

“Ya Resûlallah, beni mescide götürecek adamım yok, evimde kılabilir miyim? dedi. Resûl-i Ekrem:

“Olur, evinde kıl, buyurdu.   Âmâ oradan   ayrıldıkdan sonra Resûl-i Ekrem onu geri çağırtarak:

Ezan sesini duyuyor musun?” diye sordu. Âmâ:

“Evet, duyuyorum, ya Resûlallah,” deyince, Resûl-i Ekrem:

“Ezana icab et, yani camiye git,” buyurdu.[9]

Ebû Davud'un rivayeti ise şöyledir: “Ümmi Mektum Resûl-i Ek­rem'e gelerek;

“Ya Resûlallah, Medine'de çeşitli haşereler ve hatta yırtıcı hay­vanlar bile vardır. Benim gözlerim görmez. Evim camiye uzaktır. Be­ni her zaman götürüp getirecek adam işime gelmez. Bu durumda evimde kılabilir miyim?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Ezanı duyuyor musun? buyurdu. Ümmi Mektum:

“Duyuyorum, “deyince, Resûl-i Ekrem:

“Ezana icabet et, ben sana ruhsat bulamıyorum,” buyurdu.[10] İbn Mâce'nin rivayetinde,

“Ya cemaatten ayrılmaktan vaz ge­çerler, ya da evlerini üzerlerine yakarım.”[11], buyurmuştur.

Hâkim'in Sahih dediği bir rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

“Sıhhati yerinde ve meşgalesi olmadığı halde ezanı duyup da cemaate gelmeyenin namazı yoktur.” [12]

Münzirî, “En doğrusu bu rivayetin mevkuf olmasıdır.” demiştir.

Ebû Davud'un rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Namaz için ezan okuyanı duyup da hastalık veya korku gibi bir manii bulunmadığı halde camie gitmeyip evinde kılan kimsenin namazı kabul olmaz.”[13], buyurmuştur.

İbrahim et-Teymi Allahu Teâla'nın,

“O gün işin dehşetinden baldırlar açılırı gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür” secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Halbuki kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmış­lardı.”[14], buyurduğu o gün, kıyamet günüdür. Dünyada secdeye davet edildikleri halde mazeretleri olmaksızın icabet etmedikleri için orada pişmanlık ve zillet onlan bürür. Ezan ve ikâmetle beş vakit namaza davet edildikleri halde icabet etmezler.” demiştir.

Sald İbnü'l-Müseyyeb diyor ki: “Bunlar, sapasağlam oldukları halde “Haydin felaha” deyip icabet etmeyenlerdir”. Ka'bu'l-îcâr, “Val­lahi bu âyet-i cellle cemaate gelmeyenler hakkında nazil olmuştur. Mazeretsiz cemaati terkedenler hakkında bundan daha büyük korkutma olmaz.” demiştir. İbn Âbbas (r.a.) a, gündüz oruçlu ve geceyi de sabaha kadar ibadetle geçiren ve fakat cemaate gitmeyenin ha­linden sordular. İbn Abbas (r.a.):

“Bu adam, bu halinde ölürse va­racağı yer cehennemdir.” demiştir. Ebû Hureyre (r.a.):

“Kişinin ku­lağının erimiş kalayla dolması -ezanı işitip cemaate gitmemesinden daha ehvendir.” demiştir. Hz. Ali (r.a):

“Mescide komşu olanın na­mazı ancak mescidde olur.” buyurdu. Kendisine,

“Mescidin civan ne­residir?” diye soranlara,

“Ezan sesidir, yani ezan sesini duyanlar mescidin civarında sayılırlar.” demiştir. Ebû Hureyre (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) den gelen bu rivayetlerin hadis oldukları da söylenir.

Hatem-i Esamin anlatıyor: “Bir defa cemaate gidemedim. Bu­nun için yalnız Ebû îshak el-Buharî beni taziye etti. Bir çocuğum öl­se onbinden fazla insan beni taziye ederdi. Çünkü insanlar naza­rında Dinî musibet dünya felâketinden ehvendir.”

Abdullah b. Ömer (r.a.) anlatıyor: “Bir defa Hz. Ömer bağa git­mişti. Dönüşünde ikindi namazına cemaate yetişemedi. Bunun üze­rine “İnna lillah ve inna ileyhi raciûn” dedikten sonra. “Bunun keffâreti olarak bahçemi yoksullara sadaka verdim, şahid olun.” dedi”.

İbn Ömer (r.a.) diyor ki: “Bizim zamanımızda bir adam yatsı veya sabah namazına cemaate gelmezse, bu münafık mı oldu, diye kendisine kötü nazarla bakardık. Zira hadisde,

“Münafıklara en ağır gelen namaz yatsı namazı ile sabah na­mazıdır. Eğer bunlardaki fazileti hileydiler emekleyerek de olsa bun­lara gelirlerdi.” [15]Buyurulmuştur.

Tembih: Naklettiğimiz bu hadisler cemaatle namaz kılmayı farz-ı ayn kabul eden Ahmed b. Hanbel ve diğerleri için delillerdir. Yine bunlardan, yukarda işaret edilen kayıtlara göre cemaatı terketmenin  olduğu anlaşılır. Ancak cemaati terketmenin kEbi-reden olduğunu kimsenin sarahaten söylediğini duymadım. Üstelik mezhebimizde, cemaat farz-ı kifâyedir, dedikse de hadislerden anla­şılan cemaatı terketmenin büyük günahlardan olmasıdır. Zamanın hükümdarının cemaatı terkedenlerle savaşması bunun böyle olduğu­nu kuvvetlendirmektedir. Cemaatle namaz kılmanın sünnet olduğunu ve terkedenlerle savaşılamayacağını tercih eden Rafii'nin görüşü, bizim bunu den saymamıza mani olamaz. Çünkü Rafii bu veîdleri münafıklara hamletmekle hadisleri tevil etmiştir. Bunlardan murad, münafık ve kâfirlerdir, demiştir. Halbuki onun bu hususta bir delili de yoktur. Cemaate gelmeyenlerden yakılmalarını Resûl-i Ekrem'in azmettiği kimseler hakkında bu tevil doğru olsa da, telin edilen diğerleri hakkında doğru olamaz. Çünkü yukarda görüldüğü gibi telin, kebâir alâmetidir. Demek ki cemaati terketmek büyük gü­nahtır. Bir belde halkı cemaatı terk ederse fâsık olurlar. Bu cemaatı terk, beş vakitten yalnız bir vakit için de olsa yine hüküm aynıdır. Zira bir belde halkının bir vakit içinde de olsa ittifak halinde cemaatı terketmeleri, dine, ihanetlerinin delilidir. Zehebi'nin de bunu kebâirden saydığını gördüm. Fakat onun ifâde tarzı ve sebepleri be­nimkine uymaz. Zehebi diyor ki:

“Altmış altıncı , özürsüz ce­maate gitmemekte ısrardır”. Bunun kebâirden olduğuna, benim yu­karda gösterdiğim bazı hadislerle delil çekmek istemiş ise de, onun bu delilleri cemaatın farz-ı ayn olduğunu söyleyen Ahmed b. Hanbel'in görüşüne uyar, yoksa bizim mezhebe uymaz. Zira diğer mez­heplerde cemaat ya farz-ı kifâye ya da sünnet-i müekkededir. Farz-ı kifâyeyi bir kısımları yaparsa diğerlerinden sakıt olur. Sünnetin terkinde, kebâirden olması şöyle dursun, günah bile değildir.[16]

 

86. : Cemaat Tarafından Sevilmeyen Bir Kimsenin Onlara İmamlık Yapmak İstemesi

 

Hâkim'in “Müstedrek”indeki rivayetinde Resûli Ekrem:

“Üç kimseye Allah lanet etmiştir: “Sevilmediği cemaatın önüne geçen imam, kocası kendisinden razı olmadığı halde gecele­yen kadın, ezanı duyduğu halde cemaate gitmeyen kimse.” buyur­muştur.

Timizi, hasenve garip olduğunu söylediği bir rivayetinde Re­sûl-i Ekrem,

“Üç kişinin namazı kulaklarını ileri geçmez: Kaçan köle -efen­disine dönünceye kadar-, kocası kendisinden razı olmadığı halde geceleyen kadın ve sevilmediği cemaate imamlık yapan kimse.” [17]buyurmuştur.

Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Üç kimsenin namazını Allahu Teâlâ kabul etmez: Kendisinden hoşlanmayan cemaate imamlık yapan, namazı vaktinden sonra kılan ve hür bir adamı köle edinen.” [18]

Taberâni'nin, senedinde münker kimseler bulunduğu söylenen, rivayetinde,

“Talha b. Ubeydullah bir defa bir cemaate namaz kıl­dırdı. Namazdan sonra cemaate döndü ve:

“Ben unuttum, namazdan önce size imamlığımı kabul edip etmiyeceğinizi sormam gerekirdi. Acaba kabul ettiniz mi? dedi. Ce­maat:

“Elbette icabet ettik, senden daha iyisi kimdir, ey Resulün as­habı = arkadaşı,” dediler.  

Bunun üzerine Talha (r.a.) Resûl-i Ekrem'in,

Her kim sevilme­diği bir cemaate İmamlık yaparsa namazı kulağını ileri geçmez.” bu­yurduğunu haber verdi.[19]

İbn Huzeyme “Sahih”inde mürsel ve merfû olarak rivayetinde Rosûl-i Ekrem,

“Üç kimse vardır ki, Allah onların namazlarını ka­bul etmez, onların namazları göklere yükselmez, hatta baş uçlarını bile yukarı geçmez: Kendisini sevmeyen cemaate imamlık yapan, kendisine izin verilmediği halde cenazenin namazını kıldıran ve ko­casının davetine icabet etmeyen kadın.” buyurmuştur.

İbn Mace'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur

“Üç kimse vardır ki: omuzları başlarından bir karış bile yu­karı geçmez . Kendisini sevmeyen cemaate İmamlık eden, kocası ken­disinden razı olmayan kadın ve birbirleriyle alakalarını kesen kar­deşler.”[20] İbn Hibban'ın da “Sahih” inde aynı mealde çok az ke­lime farkları ile rivayetleri vardır.

Tembih: İmamlardan bazıları kesin olarak bunun kebâirden ol­duğunu söylememişlerdir. Bunun kebâirden olduğunu söyleyenlerin rivayet edilen bu hadislere dayanmış oldukları anlaşılmaktadır. Hal­buki bize göre (Şafiilere göre) bu hadis böyle mutlakıyyet üzere mahmul değildir, yani herhangi bir sebepten olursa olsun, cemaat içerisinde adamın imamlığını istemeyen bir kişi varsa onun imamlı­ğı yasaktır, demek değildir. Şahitte bulunması gereken adaleti ibtal etmeyecek dini bir salonca sebebiyle cemaatın çoğunluğu imamlı­ğından hoşlanmayıp onu kerih görenler hakkındadır. Aynı zamanda dinî olmayan herhangi özel bir sebeple imamın imamlığını kerih gö­renlerin, bu görüşlerinin bir değeri olmadığı gibi, dinî yönden İmam­lığını çoğunluğun kerih görmemesi halinde de imamlığı büyük gü­nahlardan değil, belki mekruhtur. Çünkü imam, hiç kimseyi kendi­sine uymaya mecbur tutmaz. Ancak camiin imamı varken başka bi­risi zorla imamete geçer ve cemaat bundan memnun kalmazsa, işte bu, dendir. Çünkü adamın servetini zorla elinden almak kebâ­irden olduğu gibi, mevki ve mansıbını da zorla elinden almak dendir.

Son söz: İbn Huzeyme ve İbn Hibban'a göre Sahih kabul edilen rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Kim İmamlık eder, namazı vaktinde ve tam olarak kılarsa, hem kendi lehine ve hem de cemaatın lehine (hareket etmiş) dir. Fakat namazdan bir şeyi eksik bırakırsa, bu, İmamın aleyhinedir, cemaate bundan bir şey yoktur.” buyurmuştur.

Taberâni'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem, şöyle buyurmuştur:

“Bir cemaate imamlık .eden kimse Allah'tan korksun ve bilsin ki arkasındaki cemaatın namazına kefildir ve bu kefaletinden sorum­ludur. Şayet üzerine aldığı bu görevi hakkıyle yerine getirirse, arka­sında namaz kılanların, sevaplarından bir şey eksilmemekle beraber onların sevabı kadar da sevap alır. Bununla beraber namazda kusur ederse, bunun sorumlusu yalnız kendisidir.”[21]

Buhârî'nin rivayetinde,

“Size namaz kıldırırlar, doğru dürüst kıldırırlarsa, bu, hem sizin ve hem de onların içindir. Hata ederlerse, bu, sizin lehinize, onların aleyhinedir.”[22], buyurmuştur.

Hasen bir hadisde Resûl-i Ekrem:

“Üç kişi var ki kıyamet günü onları miskten yapılmış tepeler üzerinde görürüm. (Bunlar:) hem efendisinin ve hem de Allah'ın hakkına riayet eden köle, cemaatı kendisinden razı olan imam ve beş vakit ezanı okuyan müezzindir.”[23], buyurmuştur.

Sened-i lâbeis ile gelen bir rivayette de şöyle buyurulmuştur:

“Üç kişi var ki kıyametin dehşeti onları korkutmaz, hesap da görmezler. Yaratıklardan hesaptan kurtuluncaya kadar onlar misk­ten tepeler üzerinde beklerler. (Bunlar:) yalnız Allah'ın rızasını arayarak Kur'an okuyan ve imamlık ettiği cemaatı kendisinden razı olan imamdır...” [24]

 

87. Ve 88. ler: Safları Bozmak Ve Düzeltmemek

 

Bir cemaatın tahririnde ve Hâkim'in de Müslim'in şartına göre Sahihtir dediği rivayetinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

“Kim ki safları (aralarındaki boşluğu doldurarak) vbirleştirirse Allah da ona rahmet eder. Her kim de safları keser ve ayırırsa Al­lah da ondan rahmetini keser.”[25]

Yine Resûl-i Ekrem:

Safları birleştirip düzelten kimselere Allahu Teâlâ rahmet eder, melekleri de mağfiret dilerler.”[26] buyurmuştur.

İbn Huzeyme'nin *Sahih”indeki rivayetine göre Resûl-i Ekrem eli ile safları düzeltir ve:

“Saflarınızı aralamayın. (Böyle yaparsanız) gönülleriniz de ay­rılır.” buyururdu.

Yine Resûl-i Ekrem,

“Allah ve melekleri birinci safdaki cemaate rahmet ve istiğfar ederler.”[27], buyurmuştur. Sened-i metruk diğer bir rivayette,

“Saf arasındaki boşluğu dolduran ve kapatan kimseye Allahu Teâlâ ve melekleri salat ederler. Bir kimse bir saf düzelttiği vakit Al­lah onu bir derece yükseltir ve onun için cennette bir bina inşa edi­lir.”[28], buyurulmuştur.

Hasen sened ile gelen bir rivayette Resûl-i Ekrem,

“Saf arasındaki boşluğu dolduran kimse mağfiret olunur.” [29]buyurmuştur.

Sened-i lâbeis gelen bir rivayette Resûl-i Ekrem,

“Safları düzel­tenlere Allah rahmet eder, melekler de onlar için mağfiret dilerler. Saf arasındaki boşluğu doldurup saftı düzelten kimseyi Allahu Teâlâ bir derece yükseltir.” [30]buyurmuştur.

Buhâri, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Ya saflarınızı düzeltiniz, ya Allahu Teâlâ'nın yüzlerinizi ayrı ayrı taraflara çevireceğini muhakkak biliniz.”  [31], buyurmuştur.

İbn Hibbân'ın “Sahih”inde ve Ebû Davud'un rivayetlerinde Re­sûl-i Ekrem:

“Ya saflarınızı düzeltiniz, ya Allahu Teâlâ'nın kalblerinizi ayrı ayrı taraflara çevireceğini muhakkak biliniz.”  [32]buyurmuştur.

Ahmed ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Ya saflarınızı düzeltiniz ya yüzleriniz arkalarınıza çevrilir, göz­leriniz kapanır,   ya gözlerinizin nuru alınıp kör olursunuz..” [33] buyurmuştur.

Tembih: Safları bozmak ve düzeltmemeği den saymak hadîslerdeki şiddetli veîdlere dayanır. Zira Resûl-i Ekrem'in, “Saffı kesenden Allah da rahmetini keser.” buyurmasının anlamı, Allah lanet eder, demektir. Lanetin, nin alâmetlerinden oldu­ğu yukarda anlatılmıştır. Resûl-i Ekrem'in,buyurması, mesh-ı suret olmaları ile tehdittir, nitekim bazılarının hasen dediği son rivayet buna delâlet etmektedir. Bu da şiddetli bir veîd ve korkutmadır.

Fakat bunları büyük günahlardan sayan kimseyi görmedim. As­lında bize göre safları bölmenin veya düzeltmemenin kebâirden ol­ması şöyle dursun, haram bile değil, belki mekruhtur. Bununla be­raber cemaat tarafından sevilmeyen kimsenin imameti, etrafı çev­rili olmayan, korkuluğu bulunmayan yüksek bir yerde yatıp uyu­mak ve cemaatı terketmek kebâirden sayıldığına ve bunlardaki veîd onlardan da şiddetli olduğuna göre bunlar da kebâirden sayılırlar. Ebû Davud'un rivayetinde,

“İnsanlar ilk safdan geri kalmaya devam ettikçe, Allahu Teâlâ onları cehenneme atmak için geri bırakır.” [34]buyurmuştur. İbn Huzeyme Sahih”inde ve İbn Hibbân’ın rivayetinde, “Onlar ilk saf­tan ayrıldıkları için, Allah da onları cehennem için ayırır.” buyur­muştur. Bütün bu hadîslere ve bu tehditlere rağmen, imamlar bu hadîslerden zahir manayı almadı, safları düzeltmek için teşvik mana­sını aldılar da bunları büyük günahlardan saymadılar.[35]

 

89. : Rükünlerde İmamı Geçmek

 

Buhâri, Müslim ve dört sünen sahiplerinin tahriçîerinde Resûl-i Ekrem:

“Rükû veya secdeden İmamdan önce başını kaldıran kimsenin başını Allahu Teâlâ'nın eşek başı veya suretini eşek sureti kılmasın­dan korkmaz mı?”[36], buyurmuştur.

Taberânî de ceyyid sened ile hadîsi şöyle rivayet etmiştir:

“İmamdan önce başını (rükû ve secdeden) kaldıran kimsenin, başını Allahu Teâlâ'nın köpek başına çevireceğinden onu ne temin edebilir?” [37]

İbn Mesûd (r.a.)’a mevkuf olarak gelen Sahih bir rivayette za­ten bu gibi rivayetler şahıslar tarafından olamayacağı için merfû olacaklarında şüphe yoktur. Nitekim İbn Hibbân da bunu “Sahih” inde rivayet etmiştir Resûl-i Ekrem:

“Başını İmamdan önce (rükû ve secdeden) kaldıran kimsenin başını Allahu Teâlâ'nın köpek başına çevireceğinden korkmaz mı?” buyurmuştur.

Hasen sened ile gelen bir rivayette Resûl-i Ekrem:

İmamdan önce başını   (rükû veya secdeden)  indirip kaldıran kimsenin bu alnı ancak şeytanın elindedir.”[38], buyurmuştur.

Tembih: İmamdan önce rükû veya secdeye gitmenin veya imam­dan önce başı kaldırmanın büyük günahlardan olduğu, Sahih olan bu hadîslerde açık olarak belirtilmektedir. Nitekim ,müteafrhirinden bazıları da kesin olarak bu görüştedirler. Bu görüş, İbn Ömer (r.a.) in, “Şüphesiz bunu yapanın namazı yoktur.” rivâyetiyle de açıklık kazanmıştır. Bu görüşe karşı olan Hattabî diyor ki: “Bütün ilim er­babı, bu namaz kılanın böyle yapmakla günahkâr olduğunu ve fa­kat namazının caiz olduğunu; ancak imamdan önce başını rükû ve­ya secdeden kaldırdıktan sonra, tekrar rükû ve secdeye dönerek kendisinden sonra imam ne kadar kalmışsa o da o kadar kalır, son­ra yeniden kalkar”. Bizim mezhebimizde (yâni Şafiî mezhebinde) imamdan önce rükû veya secdeye gitmek veya imamdan önce rükû veya secdeden kalkmak tenzihen mekruhtur. Şayet imam daha ayrılmamışsa hemen geri döner ve imama uyar. Şayet imamdan önce rukûa gitmiş ve henüz imam rukûa gitmeden rukûdan kalkmışsa, iş­te bu, haramdır, günahtır. Hadîsi de bu mânâya hamletmek uzak bir ihtimal değildir. Bu mâsiyet bir veya iki rükünde olmakla  olur. Rukûu imamın rükû undan, secdeyi de imamın secdesinden önce yapmak gibi, bu suretle adamın namazı batıl ve bu işi de  olur.[39]

 

90. 91. Ve 92. ler: Namazda Gözleri Göklere Kaldırmak Ve Sağa Sola Bakmakla İhtisar

 

Buhârî ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

Bazı kimselere ne oluyor ki, namazda gözlerini göğe dikiyorlar.” buyurdu. Bu husustaki sözlerini o kadar şiddetlendirdi ki, “Bunlar ya bu işlerinden vaz geçerler ya da gözlerinin ışığı alınır, kör olur­lar.”[40], buyurdu.

İbn Mâce ve Taberânî'nin Sahih senedle ve İbn Hibbân’ın “Sahih”indeki rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Namazda iken gözlerinizi semâya doğru kaldırmayın, gözleri­niz sür'atle kör olur.” [41]

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Bazı kimseler, ya namazda iken duada gözlerini semâya dik­mekten vaz geçerler, ya da gözleri kör olur.”[42], buyurmuştur.

Yine Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde kelime farkı ile, “Ya namazda gözlerini semâya dikmekten o kimseler vaz geçer ya da gözleri kör olur.”[43], buyurulmuştur.

Ebû Davud'un rivayetinde; Resûl-i Ekrem mescide girmiş orada birtakım kimselerin namazda gözlerini semâya diktiklerini görünce:

“Bunlar, ya namazda iken gözlerini semâya dikmekten vaz geçerler, ya da gözleri onlara geri verilmez.” buyurdu.    

Buhârî ve diğerlerinin Hz. Aişe (radıyallahu anha)'den rivayet­lerinde Hz. Aişe diyor ki:

“Resûl-i Ekrem'e namazda sağa sola ilti­fattan sordum,

“Kulun namazından kapıp kaçtığı şeydir.” diye ce­vap verdi.[44]

Ahmed, Ebû Dâvûd, Neseî, “Sahihinde İbn Huzeyme, Sahih ol­duğunu söyleyen Hâkim, Tirmizi'nin de Sahih dediği, İbn Hibbân ve diğerlerinin rivayetlerinde,

“Namaz kılan sağa sola iltifat etmediği sürece Allahu Teâlâ da o kuluna yönelmiştir. Ne zaman başka tarafa yönelirse, Allahu Teâlâ da ondan vaz geçer.”[45], buyurulmuştur.

Ahmed, hasen sened ile ve diğerleri Ebû Hureyre (r.a.) den riva­yetlerinde, Ebû Hûreyre (r.a.) şöyle demiştir: “Dostum bana üç şeyi tavsiye etti ve beni şu üç şeyden nehyetti: Tavuğun daneyi toplama­sı gibi namazda çabucak yatıp kalkmaktan, namazda köpek gibi oturmaktan ve tilki gibi sağa sola iltifat etmekten”.[46]

Bezzâr'ın rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Kul namaza yöneldiği vakit Allahu Teâla da rahmetiyle ona yönelir. Kul (namazda) sağa sola baktığı vakit, Allahu Teâlâ ona:

“Ey Ademoğlu, kime bakıyorsun? Benden daha iyisini mi bul­dun? Bana dön,” buyurur. Kul ikinci defa sağa sola bakarsa, Allahu Teâlâ aynı şekilde kendisine seslenir. Kul üçüncü defa sağa sola İlti­fat ederse Allahu Teâlâ da ondan rahmetini keser.”[47], buyur­muştur.

Tİrmizi'nin hasen dediği bir rivayetinde Resûl-i Ekrem:

Oğulcağızım, sakın namazda sağa sola iltifat etme, zira namaz­da sağa sola bakmak çok tehlikelidir.”[48] buyurmuştur.

Taberani'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kim namaza durur da sağa sola iltifat edecek olursa, Allahu Teâlâ onun namazını geri çevirir.” [49]

Buhâri'nin Ebû Hureyre (r.a.) den rivayetinde, Ebû Hureyre (r. a.), “Resûl-i Ekrem namazda elleri böğrüne koymaktan nehyetmiştir.”[50] demiştir.

Müslim'in rivayeti de, “Resûl-i Ekrem, bir kimsenin elleri böğ­ründe namaz kılmasını nehyetmiştir.”[51], şeklindedir.

İbn Huzeyme ve İbn Hibban'ın “Sahih”lerindeki rivayetlerinde, “Namazda elleri böğürlere koymak, cehennemlilerin  istirahatıdır.” buyurulmuştur.

Tembih: Yukarda anılan hususları büyük günahlardan saymak, rivayet edilen hadislerin birincisindeki “Gözü kör olur.”, ikincisin­deki “Allahu Tealâ ondan rahmetini keser.” Ve üçüncü hadisdeki “Namazda elleri böğüre koymak, cehennemlilerin istirahatıdır.” gibi veîdlerden alınmış gibidir. Bu da aynen yukarda geçen, imameti kerih görülen, imamı geçen, ipek giyenlere kıyas edilerek kebairden sayılmıştır. Fakat bunlarda kebairlik şöyle dursun, haram bile değil­lerdir. Olsa olsa ancak mekruh olabilirler.[52]

 

93. 94. 95. 96. 97. Ve 98. ler: Mezarları Mescid Edinip Onların Başında Işık Yakmak -Onları Tapınak Haline Getirmek- Tavaf Etmek Ve Onlara El Kaldırıp Üzerlerine Salât-u Selâm Getirmek

 

Taberâni'nin “Labeis” sened ile Ka'b b. Mâlik (r.a.) den rivaye­tinde, diyor ki:

“Ölümünden beş gece önce Peygamberimiz:

“Hiç bir peygamber yoktur ki, ümmetinden birini dost edinmiş olmasın. Be­nim dostum da Kuhâfe'nin oğlu Ebû Bekir'dir. Gerçek şu ki, sizin bu arkadaşınızı (yani kendisini) Allah dost edindi. Dikkat edin, geçmiş ümmetler peygamberlerinin mezarlarını mescid edindiler. Halbuki ben sizi bundan şiddetle nehyederim.” Buyurdu ve devamla üç defa:

“Allah'ım, ben tebliğ ettim.” buyurdu. Sonra yine üç defa;

“Allah'ım, şahid ol.” buyurdu”.

Taberâni'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem,

Mezara karşı ve mezarın üstünde namaz kılmayın.”[53], bu­yurmuştur.

Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesei, İbn Mace ve İbn Hibbân'ın Abdullah İbn Abbâs (r.a.) dan rivayetlerinde.

Resûl-i Ekrem mezarları ziyaret eden kadınlar ile  mezarları mescid edinen ve  mezarlarda ışık yakanlara lanet   etmişlerdir.”[54], buyurulmuştur.

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Dikkat ediniz, sizden öncekiler peygamberlerinin mezarlarını mescid ediniyorlardı, ben ise sizi bundan nehy ediyorum.”[55], bu­yurmuştur.

Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet koparken hayatta olanlar ile mezarları mescid edinen­ler, insanların fenalarındandır.” [56]

Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Mace ve Hâkim'in rivayetlerin­de Resûl-i Ekrem:

“Yeryüzünün her tarafı mescittir, yalnız mezarlık ve hamam ha­riç.”[57], buyurmuştur.

Buhârî, Müslim ve Ebû Davud'un rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Peygamberlerinin mezarlarını mescid ittihaz eden yahudileri Allah kahretsin.”[58], buyurmuştur.

Ahmed'in Uşâme (r.a.) den, ayrıca yine Ahmed, Buhâri, Müslim ve Neseî'nin Aişe radıyallahu anha'dan ve İbn Abbâs (r.a.) dan ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.) den rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

Allah, peygamberlerinin mezarlarını mescid edinen yahûdi ve Hıristiyanlara lanet etsin.”[59], buyurmuştur.

Ahmed, Buhârî, Müslim ve Neseî'nin rivayetlerinde Resûl-i Ek­rem,

“Gerçekten onlar, içlerinde iyi bir insan bulunur da ölürse, onun kabri üzerinde bir mescid yaparlar. Ve suretleri bu mescide asarlar. Onlar kıyamet gününde Allah katında yaratıkların en kötüleri ola­caklardır.”[60], buyurmuştur.

İbn Hibbân'ın rivayetinde; Resûl-i Ekrem mezarlara karşı na­maz kılmaktan nehyetmiştir.

İbn Sa'd rivayetinde Resûl-i Ekrem;

“Dikkat edin, sizden evvel­kiler peygamberlerinin ve içlerindeki iyi kimselerin mezarlarını mes­cid yaparlardı. Sakın siz böyle yapmayın, ben sizi bundan men edi­yorum.” buyurmuştur.

Abdurrazzak'ın rivayetinde, “İnsanların kötüsü, mezarları mes­cid edinendir.” buyurulmuştur. Yine, “İsrâiloğulları, peygamberleri­nin mezarlarını mescid edindiler. Ali ahu Teâlâ da onları lanetledi.” buyurulmuştur.

Tembih: Şafiilerden bazıları yukarda anılanları büyük günah­lardan saymışlardır. Delilleri de bu hadîslerdir. Mezarları mescid edinmenin büyük günahlardan olması, peygamberimizin o gibileri lanetlemiş olmasından ve bunlara “İnsanların en kötüsü” demesindendir. Şüphesiz onların bu korkunç sonuçlarını bildirmekte bizleri de korkutmak vardır. Yâni sizden öncekiler lanetlendiği gibi böyle yaparsanız siz de lanete uğrarsınız ve insanların kötülerinden olur­sunuz.

Mezarları mescid edinmek demek, mutlaka üzerinde bir cami yapmak demek değil, mezar üzerinde veya mezara karşı namaz kıl­mak demektir. Bunun için imamlarımız, teberrük ve saygı için pey­gamberlerin ve velilerin mezarlarına karşı namaz kılmayı haram saymışlar ve bunu söylerken iki şeyi şart koşmuşlardır. Bunlardan birisi, üzerinde veya karşısında namaz kılınan mezarın büyük bir zatın mezarı olması, diğeri de bu namazın saygı için kılınmasıdır. İş­te bu niyetle mezarlarda ve mezarlara karşı namaz kılmanın büyük günah olduğunda şüphe yoktur. Saygı için mezarda ışık yakmayı da buna kıyas etmişlerdir. Mezarları tavaf etmeyi de buna kıyas ederler ki, uzak bir ihtimal değildir.

Demek ki hadîslerdeki lanetleme, büyük kimselerin mezarlarına saygı için kılınan namaz, yakılan ışık ve yapılan tavaf içindir. Bu niyetle yapılan bu işler büyük günahtır. Bu işleri mekruh sayanlar, bu şartlar dışında kalanları nazara almışlardır. Yâni mezar büyük bir zatın mezarı olmaz ve tazim kastedilmezse, o zaman bu işler mekruh olur.

Mezarları tapınak edinmeye gelince: Bunu kesin surette yasak­layan Resûl-i Ekrem, “Ben öldükten sonra mezarımı tapınılan bir put haline getirmeyin.” buyurmuştur. Yâni diğer milletlerin putlarına secde ve benzeri şeylerle gösterdikleri saygı gibi benim mezarıma da saygı göstermeyin.

Şayet baş tarafta, “Mezarları puthane haline getirmek büyük günahlardandır.” demekten maksadı bu ise, bunun  olması şöyle dursun, belki bu şartlar bulunduğu takdirde küfürdür. Şa­yet, mutlak surette Müsaade edilmeyen saygının gösterilmesinin kebâir olmasını kasdediyorsa, bu, uzak bir ihtimaldir. Gerçi teberrüken mezar başlannda namaz kılmayı doğrudan doğruya Allah ve Resulüne muhalefet etmek, Allah'ın ve icma'ın yasakladığı dini bir bid'at olduğunu Hanbeli âlimlerinden bazıları söylemektedirler. En büyük haram ve şirkin sebeplerinden biri de o mezar başında na­maz kılmak ve orasını mescid edinmek veya bu maksadla üzerinde bina yapmaktır, demişlerdir.

Bunlara sadece mekruh diyenlere gelince: Onlar da bu anlattıklarımızın dışındaki mânâları kasdetmişlerdir. Zira Resûl-i Ek­rem'in tel'ini tevatüren sabit olan bir şeyi ulemânın caiz görmesi düşünülemez. Bu gibi kötü maksatlarla yapılan mescidi ve kubbeleri hemen yıkmak vaciptir. Zira bu gibi binalar, Mescid-i Dırar'dan da­ha çok zararlıdır. Çünkü bunlar, Resûl-i Ekrem'e isyan esasları üze­rine kurulmuştur. Zira Resûl-i Ekrem bunlardan nehyetmiş ve bu gibi mezarları yıkmamızı emretmiştir. Mezarlara kandil, mum yak­mak, vakfedip nezretmek Sahih olmadığı gibi, hemen onları yok etmek de vaciptir.[61]


 

[1] Sahihu Müslim, 1/363; Sünenü Ebi Davûd, 1/150 (813)   Sünenü Ebî Davûd, 1/160.

[2] Sahihu Müslim, 1/453.

[3] Sahihu Müslim, 1/453.

[4] Sünenü Ebi Davûd, 1/150, 151.

[5] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/41 (Ahmed'in ve Taberâni'nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[6] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 2/42 (Taberânî'nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[7] Sahihu Müslim, 1/452.

[8] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/42    (Ahmed'in   rivayetinden nak­len).

[9] Sahihi Müslim, 1/451.

[10] Sünenü Ebi Davûd, 1/151.

[11] Sünenü İbn Mâce. 1/260.

[12] İbn Mâce'nin rivayeti: “Ezanı duyup ta camiye gelmeyen kimsenin, namazı yoktur, özründen sebep gelmemesi başka” (Sünenü İbn Mâce, 1/260).

[13] Sünenü Ebi Davûd, 1/151.

[14] en-Nûr: 24/43-44.

[15] Sahihu Müslim, 1/451, 462.

[16] Hanefi mezhebinde cemaatle namaz kılmak sünneti müekkededir.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 392-398.

[17] Sünenü’t-Tirmizi, 2/193.

[18] Sünenü İbn Mace, 1/311; Sünenü Ebi Dâvûd, 1/162.

[19] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/67, 68 (Taberâni'nin “Kebîr”indeki rivayetinden, naklen).

[20] Sünenü İbn Mace, 1/311.

[21] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/66 (Taberâni'nin “Evsât”ındaki ri­vayetinden naklen).

[22] Sahihu’l-Buhari, imâmet bahsi.

[23] Sünenü't-Tirmizi, 4/355.

[24] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid; 1/227 (Taberani'nin “Evsât”ındaki ri­vayetinden naklen).

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 398-402.

[25] Sünenü'n-Nesei, 2/93

[26] Sünenü İbn Mace, 1/318.

[27] Sünenü İbn Mace, 1/319.

[28] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/91 (Taberaninin “Evsat”ındaki rivâyetinden naklen).

[29] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/91 (Bezzâr’ın rivayetinden naklen).

[30] Sünenü İbn Mace, 1/318.

[31] Sahihu’l-Bubari, Kitabu's-salat; Sahihu Müslim, 1/324; Sünenü't-Tirmizi, 1/438; Sünenü Ebi Davûd, 1/178.

[32] Sünenü Ebi Dâvûd, 1/178.

[33] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/90 (Taberânİ'nin “Kebir”inde ve Ahmed'in rivayetlerinden naklen).

[34] Sûnenü Ebi Dâvûd, 1/181.

[35] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 402-404.

[36] Sahihu’l-Buhari, Kitabu's-salât; Sahihu Müslim, 1/320; Sünenü İbn Mâce, 1/308; Sünenü Ebi Dâvûd, 1/169; Sünenü't-Tirmizi, 2/476.

[37] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 2/78 (Taberani'nin “Evsât”ındaki ri­vayetinden naklen).

[38] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 2/78 (Taberani'nin “Evsat”ındakî ve Bezzâr'ın rivayetlerinden naklen).

[39] Hanefi mezhebine göre, imamdan önce rükû veya secdeye gider ve fakat orada imamı bekler veya imam gelmeden kalkar ve fakat imam gelince tekrar İmam ile rükû ve sücûd ederse caiz ve mekruhdur. Ancak imamdan önce rükû veya secdeye gidip kalktıktan sonra imamla birlikte bu rükû ve­ya secdeyi tekrarlamayan kimsenin namazı fasittir.

[39] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 405-406.

[40] Sahihu'l-Buhari, Kitabu's-salat; Sünenü İbn Mace, 1/333.

[41] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/82 (Taberânî'nin “Kebîr”indeki ri­vayetinden naklen.); Sünenü İbn Mâce, 1/332.

[42] Sahihu Müslim, 1/321.

[43] Sahihu Müslim, 1/321; Sünenü İbn Mâce, 1/332.

[44] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu's-salât; Sünenü't-Tirmizi, 2/484.

[45] Sünenü'd-Dârimi, 1/331.

[46] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/79, 80 (Taberani'nin “Evsat”inde ve Ahmed ile Ebû Yalâ'nın rivayetlerinden naklen.)

[47] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 2/80 (Bezzar’ın rivayetinden naklen.)

[48] Sünenü’t-Tirmizi, 2/484.

[49] Mecmeu's-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 2/81 (Taberani’nin “Kebir”ndeki ri­vayetinden naklen,)

[50] Buhari, Kitabu's-Salât.

[51] Sahihu Müslim, 1/387.

[52] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 406-409.

[53] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 2/27 (Taberâni'nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen.)

[54] Sünenü Ebi Dâvûd, 3/218; Sünenü’t-Tirmizi, 2/136; Sünenü-n-Nesei, 4/95.

[55] Sahihu Müslim, 1/378.

[56] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 2/27 (Taberâni'nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen.)

[57] Sünenü Ebi Dâvûd, 1/133; Sünenü İbn Mace, 1/246; Sünenü't-Tirmizi, 2/131.

[58] Sahîhu'l-Buhâri, Kitabul-Cenâiz; Sahihu Müslim, 1/376; Sünenü Ebî Davûd, 3/218.

[59] Sahihu’l-Buhari, Kitabul-Cenâiz; Sahihu Müslim, 1/378; Sünenü’n-Nesei, 2/41; Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevâid,   2/27 (Ahmed’in rivayetinden naklen.)

[60] Sahihu Müslim, 1/376; Sünenü’n-Nesei, 2/42.

[61] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 409-413.