İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

GİYİM BÖLÜMÜ

 

105. : Akil Ve Baliğ Olan Erkeğin Mazeretsiz Safi İpek Veya Ağırlığı Bakımından İpeği Galip Olan Elbise Giymek

 

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin Hz. Ömer'den rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Sakın ipekli elbise giymeyin, zira dünyada ipekli elbise giyen âhirette onu giyemez.”[1], buyurmuştur. Nesei'nin ziyâdesinde, “Onu (ipekli elbiseyi) dünyada giyen, cennete giremez.” Buyurul­muştur. Allahu Teâlâ,

“Oradaki elbiseleri de ipektendir.” [2]buyurmuştur. Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

 “İpeği, ancak nasibi olmayanlar giyer.”[3] buyurmuştur. Buhari ve diğerlerinin rivayetleri, “Ahirette nasibi olmayanlar.” şek­lindedir.

Nesei, “Sahih”inde İbn Hibbân ve senedinin Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Dünyada ipek giyen cennete girse bile ahirette onu giyemez. Cennet ehli ipek giyer, o giyemez.”[4]

Yine Buhar! ile Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

Dünyada ipek giyen ahirette giyemez.” [5]buyurmuştur.

Ebû Dâvûd ve Nesei'nin Hz. Ali (r.a.) den rivayetlerinde, Hz. Ali diyor ki:

“Resûl-i Ekrem'i gördüm sağ eline ipeği ve sol eline altını aldı ve,

 “İşte bunlar, ümmetimin erkeklerine haramdırlar.”[6], bu­yurdu.”

Hakim, Sahih olduğunu söylediği bir rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Dünyada ipek giyen, ahirette giyemez. Dünyada şarap içen ahirette içemez. Dünyada alttın ve gümüş kafalardan içen âhirette bunlarla içemez. Cennet ehlinin elbisesi ipektir. İçkileri sekir vermeyen ve baş döndürmeyen şaraptır. Kabları ise altın ve gü­müştür.”[7]

Buhârî ile Müslim'in rivayetlerinde Zübeyr radıyallahu anh îrad ettiği bir hutbesinde şöyle demiştir: “Kadınlarınıza ipek giydirme­yin, zira ben Ömer (r.a.) in Resûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu ha­ber verdiğini duydum: “İpek giymeyin, zira dünyada ipek giyen, ahirette giyemez.”[8], Nesei buna, “Ahirette ipek giymeyen de cen­nete giremez.” ifâdesini ilave etmiştir. Çünkü Kur'an-ı Kerîm'de:

“Onların orada elbiseleri de ipektir.” [9]Buyurulmuştur.

Nesei ve Müslim'in şartlarına göre Sahih olduğunu söyleyen Hâ-kim'in Ukbe b. Âmir (r.a.) den rivayetlerinde; Resûl-i Ekrem çoluk çocuğunu ipek ve ziynetten meneder ve:

“Eğer cennetin ipek ve süs­lerini severseniz dünyanın ipek ve süsünden vaz geçin.” derdi.[10] Resûl-i Ekrem'in, “Dünyada ipek giyen, altun ve gümüş ile süslenen, ahirette bunları giyemez.” va'dine kadınların da dahil olduğunu İbn Zübeyr'in anlaması, mücerred ihtiyatındandır, yoksa dünyada kadın­ların ipek giyip altun ve gümüş ziynet takınmalarına cevaz verildik­ten sonra, “Ahirette bunları giyemezler.” diye bir şey söz konusu olamaz.

Buhârl ile Müslim'in rivayetlerinde; Resûl-i Ekrem'e bir ipek kaftan hediye edilmişti. Resûl-i Ekrem onunla bir namaz kıldı. Na­mazı bitirir bitirmez çabucak elbiseyi sırtından çıkarıp attı, sonra “bu, takva sahiplerine yaraşmaz. [11]buyurdu.

“Sahih”inde İbn Hibban'ın Ukbe b. Amir (r.a.) den rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Bana yalan isnad ederek benim namıma yalan konuşan cehen­nemdeki yerine hazırlansın.”, buyurduğunu naklettikten sonra şöyle diyor: “Ben Resûl-i Ekrem'in, “Dünyada ipek giyen, ahirette ondan mahrum edilir.” buyurduğunu işittim.”

Buhâri'nin rivayetinde, “Resûl-i Ekrem bizi, altun ve gümüş kap­larda yiyip içmekten, ipek ve dibac giymek ve üzerlerine oturmak­tan nehyetmiştir.”, buyurulmuştur.[12]

Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Allah'a ulaşmayı uman kimse ipekten faydalanmaz.” [13]bu­yurmuştur.

Yine Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Dünyada ipeği, âhirette giyme ümidi olmayanlar giyer.” bu­yurmuştur. Hasan diyor ki:

“Peygamberlerinin bu sözü kendile­rine ulaştığı halde bazı kimselere ne oluyor ki, hâlâ elbise ve evle­rini ipekle süslüyorlar?” [14]

Ahmed ve Beyhaki'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle buyur­muştur:

“Bu ümmetten bazı kimseler yemek, içmek, oyun ve çalgı ile ge­celerler. Fakat domuz ve maymun suretine dönmüş olarak sabaha çı­karlar. Yerin dibine batarlar ve tepelerine taş yağar. Hatta sabah olunca, “Yahu falan kabilenin ve falancanın evi yerebattı.” derler. Lût kavmine gönderildiği gibi onların evlerine ve başlarına taş yağdırır. Ad kavminin üzerine taş yağdırdığı gibi, şarap içmeleri, ipek giymeleri, oyun ve çalgıcılar edinmeleri, riba yemeleri ve akraba ile ilgilenmemeleri sebebiyle bunların kabilelerinin ve evlerinin üzerine de taşlar yağdırır.”[15]

Buhârî muallak olarak ve Ebû Davud'un rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Ümmetimden öyle kimseler geleceklerdir ki, bunlar, ipek giyme­yi helâl göreceklerdir. Bunların suretleri kıyamete kadar maymun ve domuz suretine döndürülür.”[16], buyurmuştur.

Beyhaki'nin de -kuvvetlidir dediği- bir rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Ümmetim beş şeyi helâl gördüğü vakit helak olmayı haketmiştir  Lânetleşme açığa çıktığı, İçki içip ipek giydikleri, oyun çalgıcı kadınlar edindikleri, erkek erkekle kadın da kadınla yetindiği, vakit­tir.”[17], buyurmuştur.

Hâkim'in -Buhâri ve Müslim'in şartlarına göre Sahih olduğunu söylediği- rivayetinde Sâid (r.a.) şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem yas­tığa benzer ipekten bir şeye yaslanmış iken bir adam içeri girmek üzere izin isteyince, bu yastığı attı ve o gelenden dolayı bu yastığını attığını haber verdi ve “Sen, haklarında: “Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız.” [18]buyurdu­ğundan olmadığınıza göre ne iyi insansın. Senden dolayı ben bu ipeği attım. Vallahi, kızgın közler üzerinde oturmak, ipeğe yaslanmaktan benim için daha sevimlidir.”[19], buyurdu”.

Bezzâr ve Taberânî'nin - râvileri sikadan plan- rivayetlerinde; Resûl-i Ekrem ipek işlemeli bir cübbe gördü ve “İşte bu, kıyamet gü­nü cehennemden bir halkadır.” buyurdu.[20] Bu, işlenmiş olma­yan hakkındadır. Zira Resûl-i Ekrem'in dibac astarlı cübbesi vardı.

Ahmed ve Taberânî'nin - râvileri arasında Câbir el-Ca'fi'nin bu­lunduğu - rivayetlerinde,

“İpek elbise giyen kimseye kıyamet günü Allahu Teâla ona ateş­ten bir elbise giydirir.” [21]buyurmuştur. Diğer bir rivayette, “Dün­yada ipek giyene Allahu Teâlâ ateşten zillet elbisesi veya ateşten bir elbise giydirir.” [22]buyurulmuştur.

Bezzâr'ın Huzeyfe (r.a.) den merfû olan rivayetinde Resûl-i Ek­rem:

“İpek elbise giyen kimseye Allahu Teâlâ bir gün ateşten elbise giydirir. Fakat o gün, sizin bu dünya günü kadar değil, o âhiret gü­nüdür ve çok uzundur.” [23]buyurmuştur.[24]

 

106. : Erkeğin Gümüş Yüzükten Başka Altın Ve Gümüşle Süslenmesi

 

Ravileri sikadan olan bir sened ile Ahmed'in tahricinde Resûl-i Ekrem:

“Allah'a ve âhiret gününe imanı olan ipek giymesin ve altın ile süslenmesin[25] buyurmuştur.

Yine ravileri sikadan olan Ahmed'in diğer bir rivayetinde ve Taberânî'nin Abdullah b. Ömer (r.a.) den rivayetinde Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden şarap içmeye devam ettiği halde ölen kimseye Allahu Tealâ cennette şarap içmeyi haram eder. Ümmetimden her kim altın işlemeli elbise giydiği halde ölürse, böyle bir elbise giymeyi Allahu Teala cennette kendisine haram eder.” [26]

Müslim'in rivayetinde; Resûl-i Ekrem bir adamın elinde altın yü­zük gördü. Yüzüğü çıkarıp attı ve “insan bilerek ateş kıvılcımını eli­ne alır mı?” buyurdu. Resûl-i Ekrem oradan ayrıldıktan sonra ada­ma:

“Altını al, ondan   başka suretle   yararlanırsın” dediklerinde, adam:

“Hayır, Resûl-i Ekrem'in attığı altını vallahi almam,” dedi.[27] Neseî’nin rivayetinde;   Necranlı birisi Resûl-i Ekrem'i  ziyarete geldi. Adamın elinde altun yüzük olduğu için Resûl-i Ekrem ona ilti­fat etmedi ve:

“Elinde ateşten bir kor olduğu halde bana geldin.” bu­yurdu.[28]

İbn Hibbân'ın “Sahih” indeki rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“İki kızıl şeyden altın ve renkli elbiseden kadınlara yazıklar ol­sun.” [29]buyurmuştur.

Ebû's-Şeyh ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Rü­yamda cennete girdim. Bir de baktım ki cennetin yüksek mevkile­rinde muhacirlerin yoksulları ve müzminlerin düşüklerini gördüm. Dikkat ettim, en az zenginlerle kadınları gördüm. Sebebini sorduğum­da bana, “Zenginler henüz hesap vermekle meşgullerdir. Kadınları da alıkoyan altın ve ipektir.” dediler.” buyurmuştur, Bundan da geç­miş hadisin manası anlaşılır. Yani kadınları iyilikten alıkoyup isyan ettiren bu iki şeydir. Yoksa bu hadislerden zahir mânâları murad de­ğildir, çünkü altın ve ipek kadınlara helâldir.

Tembih: İpek giymeyi kebâireden saymak, bu hadislerin zahirle­rinden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Ancak Cumhûr-i ulemâ, ipek giy­menin kebâireden değil, sağâireden olduğunu söylemişlerdir.' Belki bunlar sağâir ve kebâir taksimatında, hakkında had –ceza- veri­lip verilmeyen suçları esas almışlardır. Halbuki Sahih olan, bunun hilafıdır. Hadislere ve hadîslerdeki şiddetli veîdlere bakıldığı takdir­de bunun  olduğunda şüphe kalmaz. Celâl Belkini de bunu ihtiyar etmiş, îmâmu'l-haremeyn de buna meyletmiştir. İpek elbise kebâirden olduğuna göre altın işlemeli elbisenin kebâirden olması evleviyetle sabit olur. Üstelik, özel olarak bunun hakkında da şiddetli veîdler vârid olmuştur. Her ne kadar altın ile gümüş arasında fark var ise de, gümüş de altına katılmıştır. Altın ile gümüş arasında fark olduğu için, altın işlemeli elbise herkesçe yasak edilmişken, gümüş yüzüğün yanında gümüş işlemeli elbisenin giyilmesini helâl görenler de vardır. Gümüş yüzüğün helâl ve belki mendup olmasında ittifak vardır.

Faide: İnce de olsa, arada bir perde olunca ipek üzerine oturmak helâl olur. İpek elbiseyi örtünmek ve perde olarak da kullanmak ya­saktır. Fakat alt kısımlarını ipekle işlemek. Dört parmak eninde elbi­seye uzunlamasına alâmet dikmek, teşbih ipi, süngü alemi ve mushaf kabının ipekten olmasında bir sakınca yoktur. İpeği mecnûn ve sabilere giydirmek de günahtır. Günahı giydirenedir. Abdusselâm, ipek bulundurmak günahtır, fakat giymek gibi değildir. Nikâh pa­rasını erkek için ipekte yazmak; ev, cami ve şehitlikleri ipek ve re­simlerle süslemenin haram, kadınlar için mekruh olduğunu söyle­mişlerdir. Za'feran, güzel koku, parlak boya, güzel kokulu sarı ot ile boyanmış elbiselerin de aynı hükümde oldukları söylenmiştir.[30]

 

107. : Söz, Hareket Ve Giyimde Kadının Erkeğe Ve Erkeğin de Kadına Benzemeye Çalışması

 

Buhâri ve dört sünen sahiplerinin rivayetlerinde İbn Abbâs (r.a.) diyor ki:

“Resûl-i Ekrem kendilerini kadınlara benzetmeye çalışan erkeklerle, kendilerini erkeklere benzetmeye çalışan kadınlara lanet etmiştir.” [31]

Taberânî'nin rivayetinde İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir:

“Kadı­nın biri boynuna bir yay astığı halde Resûl-i Ekrem'in yanından geç­ti. Resûl-i Ekrem kadını görünce,

Kendilerini erkeklere benzetmeye çalışan kadınlarla kendilerini kadınlara benzetmeye çalışan erkeklere Allah lanet etmiştir.” buyur­du.[32]

Buhâri'nin rivayetinde,

“Resül-i Ekrem erkeklerden kadınlaşanlara, kadınlardan erkekleşenlere lânet etmiştir.”[33], buyurulmuştur.

Ebû Dâvûd, Neseî, İbn Mâce ve Müslim'in şartına göre Sahih ol­duğunu söyleyen Hâkim'in rivayetlerinde, “Kadın elbisesi giyen er­keklerle erkek elbisesi giymeye çalışan kadınlara Resül-i Ekrem la­net etmiştir.” [34]

Ahmed'in hasen sened ile rivayetinde; Resûl-i Ekrem,

“Erkek­lerden kadınlara benzeyenlerle, kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanlar ve yalnız başına çöle yolculuğa çıkanlara beddua et­miştir.” [35]

Taberânî'nin -senedinde ihtilâf edilen- rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Dört sınıf insana dünya ve âhirette beddua edilmiş, melekler de buna “Âmîn” demişlerdir. (Bunlardan) birisi bir erkektir ki, Allahu Teâlâ onu erkek yarattığı halde kendisini kadınlaştırarak ka­dınlara benzemeye çalışır. Diğeri bir kadındır ki, Allahu Teâlâ onu kadın yarattığı halde (giyim ve hareketleri ile) kendisini erkeklere benzetmeye çalışır. Üçüncüsü de âmâ olan kimseye yanlış yol gös­teren ve onu şaşırtan kimsedir. Dördüncüsü de hasûr (hiç evlenme­miş) olan erkektir. Halbuki Allahu Teâlâ yalnız Zekeriyâ'nin oğlu Yahya'yı hasûr kılmıştır,”[36]

Ebû Davud'un rivayetinde Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir:

“El ve ayaklarını kına ile boyamak suretiyle kadınlaşan bir muhannis Resûl-i Ekrem'in huzuruna geldi. Resûl-i Ekrem:

“Buna ne oluyor?” buyurdu. Orada bulunanlar:

“Ya Resûlallah, kendisini kadınlara benzetmeye çalışıyor,” de­diler. Resûl-i Ekrem onu Medine'nin uzak bir yeri olan Nakî'e nef­yetti. Ashâb:

“Ya Resûlallah, onu öldürelim mi?” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Hayır, ben namaz kılanları öldürmekten nehyolundum,” bu­yurdu.[37]

Münziri diyor ki:

“Her ne kadar bu rivayetin senedinde meçhul bir adam var dedilerse de asıl metninde nekâret vardır.”

Yine Sahih bir rivayette,

“Üç kimse cennete giremez. Bunlar: Anne ve babasına âsi olan­lar, deyyuslar ve erkeğe benzemeye çalışan kadınlardır.” [38]buyurulmuştur.

Münziri'nin -aralarında mecruh kimse olduğunu bilmiyorum dediği- rivayetinde,

“Üç kimse asla cennete giremez. Bunlar: Dey­yus, erkeğe benzemeye çalışan kadın ve devamlı içki içenlerdir.” Bu­yurulmuştur. Resûl-i Ekrem'e:

“Devamlı içki içeni biliyoruz, deyyus kimdir?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:

Karısının yanına girip çıkanlara aldırış etmeyendir,” buyurdu. Onlar:

“Ya reçele kimdir?” dediler, Resûl-i Ekrem:

“O da kendisini erkeğe benzetmeye çalışan kadındır,” [39]buyurdu.

Tembih: Bu hadislerden ve hadislerdeki şiddetli veidlerden yu­karda anılan hususların kebâirden oldukları kolaylıkla anlaşılır. Er­keğin kadına, kaduun da erkeğe benzemeye çalışmasında imamlar arasında iki ayrı görüş vardır. Birincisi, bunun haram olmasıdır. Nevevî, “Bu Sahih ve doğrudur.” demiştir. İkincisi de mekruh olmasıdır. Bir yerde Rafi’ bunun Sahih olduğunu söylemiştir. Sahih ve doğru olanı, Nevevi'nin dediği gibi, belki benim takdim ettiğim şe­kilde  olmasıdır. Sonra bunu kebâirden sayan bazı kelam âlim­lerine de tesadüf ettim. Eline ayağına kına süren muhannisi Resûl-i Ekrem'in uzak bir yere sürgün etmesi, bunun haram ve belki  olduğuna açıkça delâlet etmektedir. Bu hadis, bu hususta açık ve ke­sindir. Bu mesele yakın zamanda Yemen âlimleri arasında bahis ko­nusu oldu. Yemen âlimleri bu hususta ihtilâfa düştüler. Helâl ve haram olduğuna dâir yazılar yazdılar ve Hicri 952'de bu hususta üç risale bana gönderdiler. Risalenin ikisi mutlak helal olduğuna, birisi de haram olduğuna hükmediyordu. Bu durum karşısında gerçeğin açıklanmasını benden istediler. Ben de bunun üzerine bu hususta dördüncü bir eser yazdım ve adına, “Şennü'l-gâre ala men azhare maarreten tekuluhu fi'l-hınâi ve avârihi” dedim. Bu risaleye bu ismi vermem, ismin musammaya uyması içindir. Çünkü helal olduğunu söyleyenler bu hususta ictihad etmek iddiasına varıncaya kadar ileri gittiler. Haram olduğunu iddia edenlerin -bunlar Ashâb-ı Kiram ve imamlardan İmâm Şafii'dir- bu iş üzerinde düşünmeden mugalata ettiklerini sandı ve buna benzer boş sözler söylediler. Kendilerine gü­ya onların bulamadıkları birtakım deliller bulup ortaya koyduğunu ve helâl dediği için kendisini taklidin, Ashâb ve Şafiî'yi taklitten daha doğru olacağını sandılar. İşte bunların bu tutum ve davranışı kar­şısında gerçeği açıklamak ve İmamlarımızı korumak için bu eseri yazdım ve gerçeği açıkladım.

Rabbımın lutûf ve keremiyle bu kitapta bunun kebair olduğunu gösteren geniş bilgi verdim.

Sonuç: Hareketinde ve giyiminde erkeklere benzemek isteyen kadını, bu halinden menetmek kocasına vaciptir. Bu sayede karısını ve hatta belki de kendisini lanetlenmekten korumuş olur. Zira o, ka­rısına mani olmazsa karıya gelen ceza kocaya da gelir. Kanyı bu halinden menetmekle Allahu Teâla'nın,

“Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun.”[40] emrine de uymuş. olur. Şüphesiz çoluk çocuğunu cehennemden korumak; onları öğretmek, eğitmek ve güzel terbiye edip, Allah'a itaati emretmek ve isyandan nehyetmekle mümkün olur. Ayrıca Resûl-i Ekrem'in:

“Hepiniz çobansınız ve idareniz altında bulunanlardan sorumlu­sunuz. Kişi çoluk çocuğunun çobanı ve koruyucusudur. Aynı zaman­da kıyamet günü onlardan sorumludur.”[41] buyurduğuna da uy­muş olur. Başka bir hadisde,

“Şüphesiz erkeklerin helaki, hanımlarına itaatlerindendir.” buyurulmuştur. Bunun için Hasan-ı Basri diyor ki: “Vallahi, kim ki karısının arzularında ona itaat “derek sabahlarsa, Allahu Teala onu cehenneme kor.”[42]

 

108. : Kadının Tenini Gösteren İnce Elbise Giymek

 

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Cehennemlik iki zümre var ki, bunları dünyada henüz görme­dim. Birisi, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döverler. Diğer bir kısmı, kadınlardır ki; giyinmişlerdir ama çıplak görünürler. Baş­ka kadınları kendileri gibi yapmaya teşvik ederler. Bunların başlan, içine doldurdukları bezler ve saçlarla deve hörgüçlerine benzer. İşte bunlar ne cennete girerler, ne de pek uzak mesafeden yayılan güzel kokusunu alırlar.” [43]buyurmuştur.

Kâsiyât, giyinmiş, âriyât ise çıplak kadınlar demek­tir. Yâni Allah'ın nimetleri ile giyinmiş ve fakat O'na şükür bakımın­dan çıplaktırlar veya görünüşte giyinmiş ve fakat giydikleri elbise tenlerini belli edecek şekilde ince olduğu için gerçekte çıplaktırlar.

Mâilât ve mûmiiât, korunması lâzım gelen şey’i ko­rumaktan ve Allah'a itaatten meyledip ayrılmışlardır. Çirkin hare­ketlerine başkalarını da meylettirmişler; yahut Mâilât'dırlar, sallana sallana, kırıta kırıta yürürler ve kendilerine meylettirirler. Ya­hut çok dallı ağaç gibi saçlarını tararlar bölük bölük yaparlar ve başkalarını da buna teşvik ederler.

Deve hörgücü gibi demek, yani saçlarına saçlar ekleyerek âdeta başlarını taşıyamayacak, meylettirecek şekilde büyütmek ve saçları birbirine dolayarak sarık gibi başa sarmaktır, yâni saçlarına şekil vermektir.

Lafzı, İbn Hibbân'ın olmak üzere “Sahih” inde ve Hâkim'in de -Müslim'in şartına göre Sahih olduğunu söylediği - rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Sonraları gelecek ümmetim arasında öyle erkekler bulunur ki, eğerlere binerler, mescid kapılarına inerler. Kadınları (görünüşde) giyinmiş (ve fakat gerçekte) çıplaktırlar. Başları üzerinde saçları, zayıf develerin hörgüçleri gibidir. İşte bunları lanetleyin, zira bun­lar melundurlar. Eğer sizden sonra başka ümmet ve başka peygam­ber gelecek olsa, geçmiş ümmetlerin kadınları size hizmet etmek zo­runda kaldıkları gibi sizinkiler de onlara hizmet etmek zorunda ka­lırlardı”.[44]

Ebû Davud'un mürsel olarak Hz. Aişe’den rivayetinde, şöyle de­miştir:

“Ebû Bekir -radıyallahu anh'ın- kızı Esma (r. anha) üze­rinde ince elbise olduğu halde Resûl-i Ekrem'in huzuruna girdi. Resûl-i Ekrem ondan yüzünü çevirdi ve:

Ey Esma, bir kız erginlik çağına erdiği vakit, bunlardan başka­sının ondan görülmesi ona yaramaz.” buyurdu ve eli ile yüzüne ve eline işaret etti.[45]

Tembih: Kadının, tenini gösteren ince elbise giymesinin büyük günahlardan olması, bu husustaki şiddetli veidlerden anlaşılmakta­dır. Her ne kadar bunun kebairden olduğunu açıkça yazan kimseyi görmedim ise de, kadınların kendilerini erkeklere benzetmeleri ke­bairden olunca bunun da kebairden olması kesinlikle ortaya çıkmış olur.

Zehebi diyor ki: “Kadınları lanetlemeyi gerektiren işlerinden bi­risi de altın ve inci gibi süs eşyalarını perde altından göstermeleri ve sokağa çıktıkları vakit güzel koku sürünmelerindendir”. Ayrıca dikkatlari üzerlerine çekecek parlak renkli elbise, ipek giymek, geniş koltuklu ve uzun elbise edinmek, bunların hepsi Allahu Teâlâ'nın hışmettiği gösteriş kıyafetidir. Bunlar da kebâiredendir. İşte kadınların çoğunluğunda bu kabahatler bulunduğu içindir ki, Resûl-i Ek­rem,

“Cehenneme baktım, cehennemlilerin çoğunun kadın olduğunu gördüm.” [46]buyurmuştur.

 

109. Ve 110. ler: Eteği Yerleri Sürüyen Uzun Ve Geniş Kollu Elbise Giyip Böbürlenmek, Kibrinden Sebep Sallanarak Yürümek

 

Buhârî ve diğerlerinin tahriçlerinde Resûl-i Ekrem:

“İzâr'ın iki topuktan aşağı sarkanı ateştedir.”[47] buyurmuştur. Nesei'nin rivayeti:

“Mü’minin elbisesi ayak adalesine, sonra ada­lenin yarışma, en son topuklara kadardır. Onlardan da aşağı sarkıp yerlere sürünen cehennemdedir.” şeklindedir.

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resül-i Ekrem:

“Elbisesini kibirli kibirli yerlere sürüyüp çeken kimseye kıyamet günü Allahu Teâlâ rahmetle nazar etmez.”[48], buyurmuştur.

Diğer bir rivayette “Huyelâ” yerine “Betaran” ifadesiyle geçer.[49] Her ikisi de kibirli kibirli sallanıp gezmek demektir. Aynı me­alde takdim ve tehirli başka bir hadîste:

“Elbisesini böbürlenerek sürüyen kimseye Allahu Teâlâ kıya­met günü bakmaz.” buyurdu. Hz. Ebû Bekir:

“Benim entarim de uzundur, fakat bunu ben kibir için böyle yapmam, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Sen, kibrinden onu öyle yapanlardan değilsin,” buyurdu.[50]

Müslim'in İbn Ömer (r.a.) den rivayetinde, İbn Ömer (r.a.) di­yor ki:

“Şu kulaklarımla Resûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu işit­tim:

“Yalnız böbürlenip kibirlenmek için eteğini uzatıp sürükleyen­lere Âllahu Teâlâ kıyamet günü nazar etmez.” [51]

Ebû Davud'un İbn Ömer (r.a.) den rivayetinde, şöyle demiştir:

“Resûl-i Ekrem izâr hakkında ne söylemişse gömlekler için geçerli­dir.” [52]

Mâlik, Ebû Dâvûd, Neseî, İbn Mâce ve “Sahih”inde İbn Hibbân Abdurrahman'ın oğlu Alâ'dan, o da babasından rivayetlerinde, Abdurrahman diyor ki:

“Ebû Saîd'e izâr'dan sordum, o,

“Dinle” dedi. Resûl-i Ekrem:

“Mü’minin izarı, ayak bileğinin yarısına kadar uzanır. Bununla beraber şimiklere kadar indirmekte beis yoktur. Fakat ondan aşağı geçerse, işte o cehennemdedir. Kim ki kendisini beğenip başkalarını hakir görmek suretiyle yerleri sürüyecek şekilde eteğini uzatırsa, kı­yamet günü Allahu Teâlâ ona nazar etmez.”[53], buyurmuştur.

Ahmed'in -râvileri sikadan olan- İbn Ömer (r.a.) den gelen bir rivayetinde Abdullah diyor ki:

“Bir gün üzerimde yerleri sürü­yen ve ses çıkaran bir izanın olduğu halde Resûl-i Ekrem'in huzu­runa çıktım. Resûl-i Ekrem:

“Bu kimdir?” diye sordu. Ben:

“Ömer'in oğlu Abdullah'ım, dedim. Resûl-i Ekrem:

“Abdullah, Allah'ın kulu isen, şu yerlerini sürüyen entarini ayak bileklerinin yarısına kadar yukarı çek,” buyurdu.

“ Ben de izarımı hep öyle kullandım.” [54]

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Üç kimse var ki kıyamet günü Allahu Teâlâ onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onlan tezkiye etmez ve onlar için elem verici bir azâb vardır.” buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı. Râvi Ebû Zer (r.a.):

“Bunlar kimlerdir, helak oldular, ya Resûlallah, dedik. Resûl-i Ekrem:

“Böbürlenerek ridalarım yerlere sürüyen, yaptığı İkramı başa kakan ve malını yalan yemin ile satandır.”[55], buyurdu.

Ebû Dâvûd, Nesel ve İbn Mâce -cumhurun, mevsûkdur, dedik­leri zatlardan gelen- rivayetlerinde:

“İsbâl -uzatma- elbise, gömlek ve sarıkta olur. Kim ki bun­lardan birini böbürlenerek uzatır ve yerlere sürürse, Allahu Teâlâ ona kıyamet günü bakmaz.”[56], buyurulmuştur.   Diğer rivayette de:

“Sakın entarini uzatma, Allahu Teâlâ onu sevmez.”[57], buyurulmuştur.

Taberani'nin “Evsat”ındaki rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

“Ey Müslümanlar topluluğu! Allah'tan korkun, yakınlarınızla il­gilenin (onları görüp gözetin), zira sılâ-ı rahmin sevabından daha tez hiç bir sevap insana ulaşmaz. Azgınlıktan sakının, zira azgınlığın cezası kadar çabuk insana ulaşan hiç bir ceza yoktur. Anne ve ba­banıza âsi olmaktan sakının, zira cennetin kokusu bin yıllık yoldan alınır. Allah'a yemin ederim ki, anne ve babasına âsi olan, akraba ile münasebetini kesen, yaşlı olduğu halde zina eden, entarisini ki­birle sürüyenler onun kokusunu alamazlar. Çünkü kibriyâhk ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.” [58]

Yine bir rivayette, “Ridâsını kibrinden yerlere sürüyerek yürü­yen kimse, kerem sahibi olsa da kıyamet günü Allahu Teâlâ ona bak­maz.” [59]Buyurulmuştur.

Beyhaki'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Cebrail aleyhisselâm bana geldi ve:

“Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir. Bu gecede Allahu Teâlâ Benikelb kabilesinin koyunlarının tüyleri   sayısınca cehennemden azadlıları vardır. Ancak bu gecede Allahu Teâlâ, şirk koşana, sihir­bazlık yapana, akrabası ile münâsebeti kesene, ridasım yerlere sürü­yüp kibirli kibirli gezene, anne ve babasına asi olana ve içkiye de­vam eden kimseye bakmaz.” [60]

Bezzâr'in rivayetinde Bureyde (r.a.) diyor ki:

“Resûl-i Ekrem'in huzurunda bulunduğumuz sırada Kureyş'den birisi bir hülle elbise içinde sallana sallana geldi. Adam Resûl-i Ekrem'in huzurundan kal­kıp gidince Resûl-i Ekrem:

“Ey Bureyde, İşte bu yok mu, Allahu Teâlâ kıyamet günü bunun İçin mizan kurmaz, yâni buna hiç kıymet vermez.”[61], buyurdu”.

Tembih: Eteği yerleri sürüyen uzun ve geniş kollu elbise giyip böbürlenmekle, kibrinden dolayı sallana sallana yürümeyi kebâirden saymak, bu hadîslerdeki şiddetli veîdlerden anlaşılmaktadır. Udde sahibinin -şeyhinin takririne uyarak- sallana sallana yürümeyi sağâirden sayması, bununla halkı eğlenceye alıp hiçe sayan kibre vermadığı vakittedir. Yoksa halk ile alay edercesine yapılan kibir, elbette kebâirdendir. Nitekim bu, yukarda geçti ve bütün imamlar kibrin kebâirden olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun için pek çok­ları, Udde sahibinin şeyhinin görüşlerine itiraz etmiştir. Bununla be­raber Udde sahibinin şeyhinin görüşlerinin de böyle olduğu kesin de­ğildir. Bu adam kibrinden dolayı böyle yaparsa, elbette bu dir. Zira bunu yasaklamak üzere Allahu Teâlâ,

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin. Rabbnun katında bunların hep­si beğenilmeyen şeylerdir.”[62], buyurmuştur, ki, âyette geçen “Merah” sallanarak gezmektir.

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Kalbinde zerre kadar kibri olan cennete giremez.”[63], buyur­muştur.

 Buhâri ile Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Dikkat edin, size cehennem halkını bildireyim. Onlar, katı yü­rekli, kibirli ve hilekâr, ululuk taslayan kimselerdir.”[64], buyur­muştur.

Yine Buhârî ile Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur :

“Günlerden birinde bir kimse güzel elbise içinde kurularak yü­rüyordu. Başını taramış, kendini beğeniyor ve çalım satıyordu. Der­ken Allah onu yerin dibine geçiri verdi. Kıyamet gününe kadar yerin dibine geçmektedir.”[65]

Yine Buhârî ile Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

 “Kibirlenerek elbisesini sürükleyen kimseye Allahu Teâlâ kıya­met gününde rahmet nazarı ile bakmaz.”[66], buyurmuştur.[67]

 

111. : Savaş Dışında Sakalı Siyaha Boyamak

 

Ebû Dâvûd, Neseî, “Sahih”inde İbn Hibban ve isnadının Sahih ol­duğunu söyleyen Hâkimin İbn Abbâs (r.a.) dan rivayetlerinde Re­sûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

Âhir zamanda birtakım kimseler gelecek ki, (ak sakallarını) güvercin kursakları gibi siyaha boy ayacaklardır. İşte bunlar cennet kokusunu alamayacaklardır.” [68]

Tembih: Her ne kadar bunu kebâirden sayan kimseyi görmedimse de, bunu kebâirden saymak, senedi Sahih hadisin mânâsından açıkça anlaşılmaktadır. Bunu, namazın şartları bölümünde zikret­mek daha uygun idiyse de bu bölüm ile de münâsebeti vardır.[69]


 

[1] Sahihu Müslim, 3/1642.

[2] el-Hacc: 22/23.

[3] Sahihu Müslim, 3/1641; Sünenü’n-Neseî, 8/201.

[4] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu’l-Libas; Sünenü Ebi Dâvûd, 4/46.

[5] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu’l-Libâs; Sahihu Müslim, 3/1645.

[6] Sünenü Ebi Davûd, 4/50, Sünenü"n-Nesei, 8/160.

[7] et-Tergib ve’t-Terhib. 3/96 (Hakimin rivayetinden naklen.)

[8] Sahihu Müslim, 3/1642; Sünenü'n-Neset, 8/200; Sahihu’l-Buhari, Kitabu’l-Libas.

[9] el-Hacc: 22/23..

[10] et-Tergib ve’t-Terhib. 3/100 (Nesei ve Hakimin rivayetlerinden naklen.)

[11] Sahihu Müslim, 3/1646; Sahihu'l-Buhâri, Kitabu’l-Libâs.

[12] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu’l-Libâs.

[13] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevaid, 5/141 (Ahmed'in rivayetinden naklen.)

[14] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevâid, 5/140 (Ahmed ve Bezzâr'ın rivayetle­rinden naklen.)

[15] et-Tergib ve't-Terhib, 3/101, 102   (Ahmed ve Beyhaki'nin   rivayetlerinden naklen.)

[16] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/46.

[17] et-Tergîb ve't-Terhîb, 3/98 (Beyhaki’nin rivayetinden naklen.)

[18] el-Ahkaf: 46/20.

[19] et-Tergib vet-Terhîb, 3/93 (Hâkim'in rivayetinden naklen.)

[20] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 5/142 (Taberâni'nin “Kebîr” ve “Evsat”ındeki rivayetleri ile Bezzâr'ın rivayetinden naklen.)

[21] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 5/141 (Ahmed'in rivayetinden naklen.)

[22] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 5/141 (Ahmed ve Taberâni'nin riva­yetlerinden naklen.)

[23] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 5/141 (Bezzâr’ın rivayetinden nak­len.)

[24] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 423-427

[25] Mecmeu'z-Zevaid ve Meabeul-Fevâid, 5/143 (Taberâni'nin “Evsat”indeki ri­vayetinden naklen.)

[26] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 5/74 (Ahmed, Bezzâr ve Taberâni'nin rivayetlerinden naklen.)

[27] Sahihu Müslim, 3/1655.

[28] Sünenü'n-Nesei. 8/170.

[29] et-Tergib vet-Terhîb, 3/100 (İbn Hibban'ın “Sahih”indeki rivayetinden nak­len.)

[30] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 428-429.

[31] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Libâs; Sünenü't-Tirmizi, 5/106; Sünenü Ebi Dâ­vûd, 4/80.

[32] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevâid, 8/103 (Taberanî'nin “Evsat”ndeki ri­vayetinden naklen.)

[33] Sahihu'l-Buhari, Kitabu'1-Libâs.

[34] Sûnenü Ebi Dâvûd, 4/60.

[35] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 8/103 (Ahmed'in rivayetinden naklen.)

[36] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 8/103 (Taberânî'nin rivayetinden nak­len.)

[37] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/282.

[38] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 8/148 (Bezzar”ın rivayetinden naklen.)

[39] et-Tergib ve't-Terhib, 3/109, 107 (Taberani'nin rivayetinden naklen.).

[40] et-Tahrim: 66/6.

[41] Hadîs Buhari ve Müslim’de daha uzuncadır.

[42] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 430-433.

[43] Sahihu Müslim, 4/2192.

[44] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/94 (İbn Hibban ve Hakim'in rivayetlerinden nak­len.)

[45] Sünenü Ebi Davud, 4/62.

[46] Sünenü't-Tirmizi, 4/716.

[47] Buhârî, Kitabu'l-Libas; Sünenü'n-Neseî, 8/207.

[48] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Libâs;  Sahihü Müslim, 3/1661;  Sünenü't-Tirmizi, 4/223.

[49] Sahihu Müslim, 3/1653.

[50] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/56, 57; Sünenü"n-Nesei, 8/208.

[51] Sahihu Müslim, 3/1652.

[52] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/60.

[53] Sünenü Ebi Dâvüd, 4/59; Sünenü İbn Mâce, 2/1183; Tenvîru'l-Havâlik Şerhu Muvattau İmâm Mâlik, 2/217.

[54] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 5/123 (Taberâni’nin “Evsat”inde ve Ahmed'in rivayetlerinden naklen.)

[55] Sahihu Müslim, 1/102; Sünenü'n-Nesei, 8/208; Sünenü Ebî Davûd, 4/57; Sünenü İbn Mâce, 2/746.

[56] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/60; Sünenü İbn Mâce, 2/1184; Sünenü’n-Nesei, 8/208.

[57] Sünenü Ebi Davûd, 4/56.

[58] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 5/125 (Taberani'nin “Evsat”indeki ri­vayetinden naklen.)

[59] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 5/126 (Taberâni'nin rivayetinden nak­len.)

[60] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/843, 344 (Beyhaki’nin rivayetinden naklen.)

[61] Mecmeu’z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 5/125 (Bezzâr’ın rivayetinden naklen.)

[62] İsrâ: 17/37-38.

[63] Sahihu Müslim, 1/93.

[64] Sahihu’l-Buhari, Kitabu Tefsîri’-Kur'an; Sahihu Müslim, 4/2190.

[65] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu'l-Libâa; Sahihu Müslim, 3/1655.

[66] Sahihu Müslim, 3/1654; Sahihu'l-Buhari, Kitabul-Libâs.

[67] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 434-441-

[68] Sünenü Ebi Davûd, 4/87; Sünenü'n-Nesei, 8/138.

[69] Hanefi mezhebinde; saçı ve sakalı siyaha boyamak, bazılarına göre mekruh ve bazılarına göre de mekruh değildir. Savaşta düşmana karşı heybetli görünmek için saçı ve sakalı siyaha boyamak memduh, kişinin ailesini hoş etmesi için boyaması da mubahtır.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 441-442.