İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

İSTÎSKÂ BABI

 

112. : Yıldızın Yağmurda Etkisi Olduğuna İnanarak Bu Yağmuru Falan Yıldız Yağdırdı Deyip İnanmak

 

Buhâri ile Müslim'in Zeyd b. Halid el-Cüheni radıyallahu anh'den rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Rabbınız ne buyurdu bilir inisiniz?” diye sordu. Onlar:

“Allah ve Resulü bilir,” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ: “Kullarımdan bazısı bana inanarak, bazısı da kâfir olarak sabahladı. Kim, “Allahu Teâlâ lutf-u kereminden bize yağmur indirdi” dedi ise işte o bana inandı, yıldıza küfretti. Kim de, “filân ve filân yıldızın doğması veya batması ile yağmura kavuştuk” dedi  ise,   o,   bana  küfretti   yıldıza  iman   etti.”   buyurdu.” [1], dedi. [2]

Tembih: Bunun kebâirden olduğunu pek çokları söylemişlerse de, bu doğru değildir. Zira yağmuru mutlak surette yıldızın yağdır­dığına inanan kimse kebâiri irtikâb etmekle kalmaz, küfre gitmiş olur. Nitekim hadis de bunu ifâde etmektedir. Bizim sözümüz, kebairdendir. İmâm Şafii hazretleri de, “Falan yıldızın doğması veya bat­ması bize yağmur yağdırdı, deyip buna inanan kimse, bu sözünden tevbe etmezse kafirdir ve kanı helâldir.” demiştir. Ayrıca -er-Ravza”da da, “Yıldızın doğması veya batmasının yağmuru yağdırdığına gerçekten inanan kimse kâfir ve mürteddir.” denilmektedir, İbn Abdülberr de, “Şayet yıldızın doğması veya batması yağmur yağması­na sebep olup Allahu Teâlâ bu sebeple ezelî ilmine ve takdirine uy­gun dilediği kadar yağmur yağdırır, diye inanırsa, bu inanç -her ne kadar mubah ise de- Allah'ın nimetine karşı nankörlük ve hik­metine karşı cehalettir.” demiştir. [3]


 

[1] Sahihu Müslim, 1/83; Sahihu’l-Buhari, Kitabul-İstiska.

[2] Ehl-i Sünnete göre, her şey Allahu Teala'nın bilmesi ve dilemesiyledir. Fâil-i hakiki bizzat kendisidir. Bununla beraber her şeyi bir sebebe bağla­mıştır. Sebebin batınisi olduğu gibi, zahirisi de vardır. Meselâ, hastaya gerçekte şifa veren Allahu Teâlâ'dır. çünkü onun derdine dermanı yaratan ve bunu hükmü ile bildirip bulduran yine O'dur. Ancak zahiri sebep, dok­tor ve doktorun müdahalesidir. Gerçek şifa Allah'tandır. Şimdi bunu böyle bildikten sonra, “Beni filan doktor tedavi etti” demekte bir sakınca yoktur. Çünkü gerçekte şifâyı verenin Allahu Teâlâ olduğunu biliyor, doktoru vasıta ve sebep kabul ediyor. Fakat Allah'ı unutur da şifâyı yalnız doktor­dan bilirse, işte bu sakıncalıdır. Yağmurda da durum aynıdır. Yağmuru yağdıran Allah'tır, ama bunun baza maddi sebep ve belirtileri vardır. Bunu böyle bilmek ve kainatta her şeyin yüce Allah'ın bilmesi ve dilemesiyle olduğuna inanmak lazımdır.

[3] Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de, yağmurun önünde rüzgârı müjdeci olarak gönderdiğini haber vermiştir. Bu, O'nun her şeyi bir sebebe bağladığını açıkça ifade etmektedir. Yağmuru yağdıran, o sebebi yaratan Allah olduğuna ve kişi de buna böylece inandığına göre, “Allahu Teâlâ bu sebeple yağ­muru yağdırdı” demekle küfrân-ı nimet etmiş olmaz. Hikmetine gelince; zaten O'nun hikmetlerini tamamiyle kim bilebilir. Belki bu adam buradaki zahiri hikmet ve sebebi bir derece bildi, gerçek sebep ve hikmeti bilemedi, zaten bunu kimse bilemez.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 442-443.