İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

ORUÇ KİTABI

 

140. Ve 141. ler: Ramazanda Bir Gün Olsun Oruç Tutmamak Yolculuk Ve Hastalık Gibi Özürleri Olmaksızın Herhangi Bir Şekilde Kasden Orucu Bozmak

 

Ebû Yâlâ'nın hasen sened ile İbn Abbâs (r.a.) dan rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“İslâm'ın direği ve dinin kuralı üçtür. İslâm, bu üç esas üzerine kurulmuştur: Her kim inkâr suretiyle bunlardan birini terkederse, kanı helâl bir kâfirdir. Bunlar da Allah'tan başka İlâh olmadığına şehâdet etmek, beş vakit namaz ve ramazan orucudur,” [1]bu­yurmuştur.   Diğer bir rivayette,   

“Bunlardan bir tanesini terk eden kanı helâl bir kâfirdir. Farz ve nafileden hiç bir ibadeti kabul edil­mez.” [2]şeklindedir.

Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesei, İbn Mâce, “Sahih”inde İbn Huzeyme ve Beyhakî'nin rivayetlerinde Resül-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Her kim ramazanda ruhsatsız ve hastalık (gibi bir özrü) ol­maksızın bir gün orucu yerse, bir yıl boyu oruç tutsa da o günü kaza etmiş olmaz.”[3] Buhârî de aynı hadisi talik olarak zikretmiş ve Ebû Hureyre (r.a.) yolu ile merfû olduğunu söylemiştir. Ali ve İbn Mesûd (radıyallahu anhüma) bu hadîsin zahirini alarak, “Bir gün orucunu yiyen bir yıl oruç tutsa da onu kaza etmiş olamaz.” demiş­lerdir. Her ne kadar Ebû Dâvûd bu rivayet hakkında susmuş ise de Nevevî, hadîsin isnadının garip olduğunu söylemiştir. Nehai ise da­ha da ileri giderek bir güne üçbin gün orucu şart koştu.[4]

İbn'l-Müseyyeb de, “Bir gün için otuz gün oruç tutması vacip olur.” demiştir.

İmâm Mâlik'in hocası Rebi'a, “Ramazanda yediği her gün için oniki oruç tutması gerekir.” demiştir.

Fakat çoğunluk, “Her ne kadar faziletini ihraz edemezse de” [5]âyeti gereğince bir gün kâfidir.” demişlerdir. İbn Huzeyme İle İbn Hibbân “Sahih-lerindeki rivayetlerinde; Resûl-i Ekrem:

Ben uyuyordum ki, iki kişi gelip elimden tuttu ve beni sarı bir dağın eteğine getirdiler de bana:

“Hadi buradan çık,” dediler. Ben:

“Buradan çıkamam,” dedim. Onlar:

“Korkma, biz sana yardım ederiz,” dediler. Ben de gayret ettim. Dağın tepesine çıktığımda birtakım korkunç ve tüyler ürpertici ses­ler, çığlıklar duydum. Onlara:

“Bu çığlıklar nedir?” diye sordum. Onlar:

“Bu vaveylalar, cehennemlilerin sesleridir,” dediler. Sonra iler­ledik. Bacaklarından asılı ve yanaklarından kanları akan birtakım kimselere rastladık. Ben:

“Bunlar kimlerdir?” diye sordum. Onlar:

“Bunlar, oruçlarını tamamlamadan bozanlardır,” dediler. (Yâni akşam olmadan iftar edenlerdir demektir).” [6]

Ahmed'in mürsel olarak rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyur­muştur:

“Dört şey vardır ki, Allahu Teâla onları İslâm'da farz kılmıştır. Her kim bunlardan üçünü yaparsa, dördünü yapmadıkça, bu üç şey ona bir fayda sağlamaz. Bunlar: namaz, zekât, ramazan orucu ve hacdır.”[7]

Dâre Kutni'nin rivayetinde, “Ramazandan bir gün iftar eden bir deve kurban etsin.” buyurulmuştur.

Tembih: Ramazandan bir gün olsun oruç tutmamanın, yolcu­luk ve hastalık gibi mazeretleri olmaksızın herhangi bir şekilde kas­ten orucu bozmanın büyük günahlardan olduklarını, yukardaki ha­dîslere dayanarak ifâde etmişlerdir. Şüphesiz bu cezalar böyle bir vacibi vakitli bir orucu terketmekten lâzım gelir. Namazı ve zekâtı terkedenler hakkında şiddetli ve mükerrer veîdler varken, orucu terkedenler hakkında bu kadar veîdlerin bulunmaması -Allah bilir ya- orucu daha az kimselerin terketmesi bakımındandır. Nitekim namazlarını kılmayan pek çok kimseler oruçlarını tutarlar. Namaz ile zekâta gelince; insanların çoğu burada tembellik ederler. Çok kimseler namaz kılmadıkları halde oruç tutar ve çokları da yalnız ra­mazanda namaz kılarlar.[8]

 

142. : Ramazandan Kazaya Kalmış Orucunu İlk Fırsatta Tutmayıp Geciktirmek

 

Ramazandan kazaya kalmış orucunu ilk imkanda tutmayıp te­hir etmeyi büyük günahlardan sayanı görmedimse de,  olduğu açıktır. Çünkü ramazan günü mazeretsiz orucunu yiyen fâsıktır ve bundan hemen tevbe etmesi vaciptir. Fısktan ancak böyle kurtulur. Tevbe de kazaya bıraktığı ibadeti yerine getirmekle, yâni tutmadığı orucu tutmakla, özürsüz kaza etmezse fışkını devam ettiriyor demek­tir. Fıskda devam ise fısktır. Öyle imkân bulduğu vakitten onu te­hir etmek de fısktır. Bu şekilde terkettiği her vacipte de hüküm ay­nıdır. Namazdaki kaza borçları, haccı tehiri hepsi aynıdır. Mazereti sebebiyle kazaya bıraktığı ramazan orucunu mazeretsiz olarak ge­lecek ramazana kadar tutmamakta da hüküm aynıdır. Sonradan Şa­fii'nin ileri gelen zâtlarından Hirevî'nin “Edebü"l-Kazâ” adlı eserin­de, fevri olarak borç olan bir farzı tehir etmenin  olduğunu, gördüm.[9]

 

143. : Kadının Kocası Evde İken Ondan İzin Almadan Ve Rızası Olmadan Nafile Oruç Tutması

 

Buhârî ile Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Bir kadının kocası yanında hazır iken onun rızası olmadıkça nafile oruç tutması helâl olmaz. Yine bir kadın kocasının evine onun izni olmadıkça kimsenin girmesine izin veremez.” [10]buyurmuş­tur. Ahmed'in hasen sened ile rivayet ettiği bu hadîsde, “Ramazan orucu Müstesnadır.” fazlalığı vardır.[11]

Yine Sahih rivayette,

“Ramazan dışında, kocasının izni olmadan kadın bir gün dahi oruç tutmasın.”[12]  buyurulmuştur.

Taberâni'nin münker ve garip olan rivayetinde,

“Herhangi bir kadın kocasının izni olmadan oruç tutar ve bu se­beple kocasının isteğini yerine getirmezse Allah o kadına üç kebâir yazar.” [13]buyurulmuştur.

Taberânî'nin diğer bir haberinde, “Kocanın, karı üzerinde olan haklarından birisi de izni olmadan kadının nafile oruç tutmamasıdır. Şayet kadın buna rağmen oruç tutarsa açlık ve susuzluktan baş­ka bir kârı olmaz.” [14]buyurulmuştur.

Tembih: Kocasının izni ve rızası olmadan kadının nafile oruç tutmasının den sayıldığını her ne kadar görmedimse de, üçün­cü hadis bunu açıkça göstermektedir. Bunun den olduğuna üçüncü hadisden delil çekilemediğini kabul etsek bile, birinci hadîsdeki işaret ile yine den sayılır. Birinci hadîsde, “Kadın, kocasının izni olmadan evine kimseyi alamaz.” buyurulmaktadır. Bu oruç­ta da erkeğin hakkı olan şeye engel olma vardır. Efendim erkek din­lemez, kadının oruçlu olduğuna fcfakmadan dilediğini yapabilir de­mek de doğru değildir. Çünkü çok defa insan, ibadeti ibtal etmekten çekinir, buna cesaret e.demez. Bu suretle sıkılır, sıkışır ve zor durum­da kalır.[15] 

 

144. : Bayram Ve Teşrik Günleri Oruç Tutmak

 

Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Hâkim ve Neseî'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Ramazan ve kurban bayramı günleri ile teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bunlar yemek ve içmek günleridir.” [16]buyurmuştur.

İbn Mâce'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Nûh aleyhisselâm seneyi boydan boya oruç tutar, yalnız rama­zan ve kurban bayram günlerini tutmazdı.” [17]

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“İki günde oruç doğru olmaz: Kurban ve ramazan bayramı gün­leri.” [18]buyurmuştur.

Ahmed ile Neseî'nin rivayetlerinde:

“Şu günleri, teşrik günleri oruç tutmayın, zira onlar yemek iç­mek günleridir.” [19]buyurulmuştur.                  

Tembih: Ramazan bayramı ile kurban bayranu günleri ve teş­rik günleri yâni kurban bayramından (kurban bayramı günü dahil) dört gün oruç tutmaktan nehyeden pek çok rivayetler vardır. Ancak den sayılması, her halde Allahu Teâlâ'nın ziyafetinden yüz çevirmek bakımından olacaktır.[20]

 

Oruç İle İlgili Hasen Ve Sahih Hadîsler:

 

Bu hususta “İthaf u'l-İslâm bi Hususıyyâti's-Sıyâm” adlı bir eser yazdım. Buraya aldığım hadîsler, o kitapta yazılanların bir özeti mahiyetindedir.

“Aziz ve Celîl olan Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlu’nun her ameli kendisinindir. Oruç hâriç, o. benim içindir. Onun ecrini ben vereceğim. Oruç, ateşe karşı bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu bulunduğu günde kötü söz söylemesin; kavga etmesin. Şayet biri ona söver veya sataşırsa, “Ben oruçluyum.” desin. Muhammed'in nefsini kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, muhak­kak oruçlunun ağız kokusu, Allah katında, misk kokusundan daha hoştur. Oruçlunun iki sevinci vardır. Bunlardan birisi iftar ettiği za­man, diğeri de orucunun sevabı ile Allah'a kavuştuğu andır.” [21]

“Allahu Teâlâ buyurmuştur: “Âdemoğlu'nun her ameli (nin sevabı) kat kat verilir. Bir hasene (iyilik) on mislinden yediyüz misli­ne kadar mükâfatlandırılır. Yalnız oruç hâriç. Onun mükâfatını Ben veririm. Zira (oruçlu) yemesini ve şehevî arzularını sırf Benim için terkediyor. Oruçlu için iki sevinç ânı vardır: Biri iftar ettiği, diğeri de Allah'a kavuştuğu (ve tuttuğu orucun mükâfatını aldığı) vakittir. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” [22]

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanlar girer. Onlardan başkaları giremez. “Oruçlular nerede?” diye nida edilir. Onlar da kalkıp o kapıdan gi­rerler. O kapıdan, onlardan başkası giremez. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve artık oradan hiç bir kimse giremez.” [23]

Yine Resûl-i Ekrem:

“Gaza edin ganimet alın, oruç tutun sıhhat kazanın, sefere çıkın ihtiyaçtan kurtulun.” [24]buyurmuştur.

Yine Resûl-i Ekrem:

“Oruç bir siper ve cehennemden koruyucu bir kal'adır.” [25]buyurmuştur.

Yine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş­tur:

 “Kıyamet günü (Müslüman) kul için oruç ile Kur'an şefaat edeceklerdir. Oruç:

“Ya Rab, bana o (kulu) nu yemek içmek ve cinsî münâsebette bulunmaktan alıkoydum. Beni ona şefaatçi kıl.” diye­cektir. Kur'an da:

“Ya Rab, ben onu gece uykusundan alıkoydum, beni ona şefaatçi kıl.” diyecek ve her ikisi de şefaat edeceklerdir.” [26]

Bir diğer hadîste de,

“Oruca devam et, zira onun dengi yoktur.” [27]buyurulmuştur. Yine Resûl-i Ekrem:

“Kim ki Allah yolunda (rızası uğrunda) bir gün oruç tutarsa, Allahu Teâlâ o bir gün sebebiyle onun vücudunu yetmiş yıl cehen­nemden uzaklaştırır.” [28]buyurmuştur.

Yine Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kimki bir gün Allah yolunda oruç tutarsa, Allahu Teâlâ onunla cehennem arasında yer ile gök arası kadar genişlikte bir handek yapar.” [29]

“Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, bin yıl cehennemden uzaklaşmış olur.” [30]

Bazıları “Allah yolunda” kelimesini cihad ile, diğer bazıları da Allah rızası ile açıklamışlardır.

Üç kimse vardır ki, duaları reddedilmez: İftar vakti oruçlunun, âdil hükümdar ile mazlumun dualarıdır. Allahu Teâlâ   mazlumun (duasını) bulutların üstüne yükseltir, gök kapılarını ona açar ve: “İzzet ve Celâlim hakkı için, bir zaman sonra da olsa sana yardım edeceğim.” buyurur.” [31]

“Ramazanın faziletine inanarak ve ecrini Allah'tan umarak oruç tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Bir kimse de faziletine inanarak ecrini Allah'tan umarak kadir gecesini ibadetle ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.”[32] Sahih bir rivayette, “Gelecek günahları da bağışlanır.” kaydı vardır.[33] Ahmed ve oruçtan sonra hasen isnad ile bunu zikretmiştir. Yalnız Hammad, mevsül ve­ya mürsel olmasında şüpheye düşmüştür.

“Kim ramazan orucunu tutar, hududunu korur, orucunda aşırı­lık yapmaz, sakınılması gereken şeylerden sakınır ve korunursa, geç­miş günahları bağışlanır.” [34]

“Beş vakit namaz, cumalar ve ramazan orucu, kebâirden kaçın­mak şartıyle aralarındaki küçük günahlara keffâret olurlar.” [35]

Kâ'b İbn Âcure (r.a.) den rivayete göre şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir gün minbere çıkmak üzere kalktı. Birinci basamağa çıkınca, “Âmin” dedi. Sonra ikinci basama­ğa çıktı yine “Âmîn” dedi. Sonra üçüncü basamağa çıktı ve yine “Âmin” dedi. Minberden inip (namazı) bitirince, biz:

“Ya Resûlallah, bu gün sizden bir söz duyduk Cki bundan önce onu hiç duymamıştık), o ne idi?” dedik. Resûl-i Ekrem:

“Siz onu duydunuz mu?” buyurdu. Biz:

“Evet, duyduk,” dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Birinci basamağa çıktığımda Cebrail aleyhisselâm bana geldi ve “Anne babasından birinin veya ikisinin  ihtiyarlık çağına yetişip de onlara yapacağı hizmetle cennete girmeğe   (hak   kazanmayan) uzak olsun.” dedi, ben de “Âmîn” dedim. Sonra ikinci basamağa çık­tığımda yine Cebrail aleyhisselâm geldi ve “Ya Muhammed, senin İsm-i şerifin yanında anıldığı halde sana salâvat-ı şerife getirmeyen uzak olsun.” dedi, ben de “Âmîn” dedim. Daha sonra üçüncü basa­mağa çıktığımda yine Cebrail aleyhisselâm geldi ve “Ey Muhammedi Ramazana erişip de mağfiret olma (sına vesile olacak amel ve ibadet yapma) yan uzak olsun.” dedi, ben de, “Âmîn” dedim,” (İşte âmin demesinin hikmeti bu idi.).[36]

“Ey insanlar! Mübarek ve büyük bir ayın gölgesi üzerinize düş­müştür. Bu ay içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi var­dır. Allahu Teala bu aynı orucunu size farz ve gece ibadetini (Tera­vih namazını) nafile (sünnet) kılmıştır. Kim ki bu ayda bir iyilik ya­parsa diğer aylarda bir farz yapmış gibi sevap alır. Bu ayda bir farz yerine getiren, diğer aylarda yetmiş farz edâ etmiş gibi olur. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir. Bu ay, yardımlaşma ayı­dır. Bu ay, müminin rızkının çoğaldığı bir aydır. Bu ayda bir oruç­luyu iftar ettirenin günahları bağışlanır ve cehennemden azad olur. Aynı zamanda o oruçlunun sevabından bir şey eksilmemek şartı ile onun sevabı gibi de sevap alır,” buyurdu. Ashâb-ı Kiram:

“Ya Resûlallah, bizim çoğumuzda oruçluyu yedirip doyuracak bir şey yok, ne yapalım?” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ bu sevabı; bir hurma, bir yudum su veya süt ile de olsa orucunu açtıran kimseye verir,” buyurdu. Resûl-i Ekrem de­vamla:

“Bu ayın evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu ise cehennem­den azâd olmadır. Kim ki bu ayda eli altında bulunanları esirger ve onlara kolaylık gösterirse, işlerini hafifletirse, Allahu Teâlâ onu mağ­firet edip cehennemden azâd eder. Bu ayda dört hasleti  çoğaltın. Bunların ikisi ile Rabbınızı razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiç bir vakit Müstağni kalamazsınız.  Rabbınızı razı edeceğiniz iki haslet, şehâdet kelimesi ile istiğfara devam etmenizdir. Müstağni kalama­yacağınız hasletler de, cehennemden Allah'a sığınmanız ve cenneti­ni istemenizdir. Bu ayda oruçluya su vereni Allahu Teâlâ kıyamet günü benim havuzumdan içirir de artık ondan sonra bir daha susa­nı az.” buyurmuştur.[37]   Bu hadisin senedinin Sahih olduğunu söyleyenler olduğu gibi; Tirmizî hasen olduğunu, diğerleri de zayıf olduğunu söylemişlerdir. Bunun için İbn Huzeyme hadisi “Sahih” ine almış, sonunda, “Sahih ise” demiştir.

“Kim ki helâl olan kazancından ramazanda bir oruçluya iftar verirse, melekler onun için ramazanın her gecesinde istiğfar eder. Kadir gecesinde bizzat Cebrail aleyhisselâm onunla musafaha eder. Bunun alâmeti olarak gönlü yumuşar ve göz yaşı çoğalır.” [38]

“Ramazan (ayı) geldiği vakit cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur ve cinler demirlenir­ler.” [39]

“Ramazanı Şerifin ilk gecesi olduğu vakit cennetin bütün ka­pıları açılır ve ayın sonuna kadar hiç bir kapısı kapanmaz. Cehen­nem kapılan kapanır ve ayın sonuna kadar hiç bir kapısı açılmaz. Cinler bağlanır ve her gece sabaha kadar devam etmek üzere gök­ten bir münâdi:

“Ey hayra koşan, hayrını tamamla, sana müjdeler olsun. Ey şerre yönelen, kötülüğü azalt ve aklını başına al. Yok mu mağfiret dileyen, mağfiret olunsun. Yok mu tevbe eden, tevbesi kabul olun­sun. Yok mu dua eden, duasına icabet olunsun. Yok mu isteyen, is­tediği kendisine verilsin? Allah katında ramazanın her gecesinde iftar vaktinde altmış bin kişi cehennemden azâd edilir. Bayram gü­nü olunca, Allahu Teâlâ bütün ayda affettiği kadarını top yekûn bir­den affeder ki, yekûnu otuz kere altmışbin eder.” [40]


 

[1] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 1/47 (Ebû Yâlâ’nın rivayetinden nak­len).

[2] et-Tergib ve't-Terhîb, 2/110.

[3] Sünenü't-Tirmizi, 3/92; Sünenü Ebî Dâvûd, 2/315; Sünenü İbn Mâce, 1/535.

[4] Doğrusu bu düşündürücü bir mübalâğadır. Bunu açıkça Allah affetmez de­mek daha kolaydır. Bu mübalâğa İslama zarar getirebilir. Ancak hadîsden anlaşılan bir gerçek vardır, o da ramazan hâricinde ne kadar oruç tu­tarsa tutsun, ramazan ayında tutulan orucun sevabını alamaz, yoksa bor­cu ödeyemez demek değildir.

[5] el-Bakara: 2/184.

[6] et-Tergib ve't-Terhib, 2/108, 109 (İbn Huzeyme ve İbn Hibbân'ra rivayetlerinden naklen).

[7] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Eevâid, 1/47 (Ahmed ve Taberânî'nin rivayet­lerinden naklen. Senedde İbn Lunay'a vardır).

[8] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 574-576.

[9] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 577.

[10] Sahihu'l-Buhari, Kitabu'n-Nikâh.

[11] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, 3/200 (Ahmed'in rivayetinden nak­len).

[12] Sünenü't-Tirmizi, 3/142; Sahihu Müslim, 2/711.

[13] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/200 (Taberâni'nin “Evsat”indeki rivayetinden naklen).

[14] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 4/307 (Bezzâr'ın rivayetinden nak­len).

[15] Hanefi mezhebinde, kocasının izni olmadan kadının nafile oruç tutması mekruhtur.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 577-578.

[16] Sünenü't-Tirmizî, 3/134; Sünenü Ebi Dâvûd, 2/320; Sünenü'n-Nesei, 5/252.

[17] Sünenü İbn Mâce, 1/547.

[18] Sahihu Müslim, 2/799.

[19] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/203.

[20] Hanefi mezhebine göre, bu günlerde oruç tutmak tahrlmen mekruhtur.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 579-580.

[21] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu's-Savra; Sahihu Müslim, 2/807.

[22] Sahihu Müslim, 2/807.

[23] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu's-Sıyâm; Sahihu Müslim, 2/808; Sünenü İbn-Mâce, 1/625.

[24] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/179 (Taberânî'nin “Evsat”indeki rivayetinden naklen).

[25] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/180 (Ahmed'in rivayetinden nak­len).

[26] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevâid, 3/181 (Ahmed ve Taberani'nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[27] Sünenü'n-Neseî, 4/165.

[28] Sahihu Müslim, 2/808; Sünenü İbn Mâce, 1/548; Sünenü'n-Nesei, 4/173.

[29] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'L-Fevâid, 3/194 (Taberâni'nin “Sağîr” ve “Evsat”indeki rivayetinden naklen).

[30] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/194 (Taberâni'nin “Kebir” ve “Evsat”indeki rivayetlerinden naklen).

[31] Sünenü İbn Mâce, 1/557.

[32] Sünenü't-Tirmizî, 3/58; Sahihu Müslim, 2/524; Sahihu'l-Buhâri, Kitatau's-Salati't-Terâvih.

[33] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/145 (Ahmed'in rivayetinden nak­len).

[34] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/143, 144 (Ahmed ve Ebû Yâlâ'nın rivayetlerinden naklen).

[35] Sahihu Müslim, 1/209.

[36] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevâid, 10/166 (Taberani’nin rivayetinden naklen).

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 580-587.

[37] et-Tergib ve't-Terhib, 2/217, 218 (İbn Huzeyme'nin “Sahih”indeki rivayetin­den naklen).

[38] Benzerini Bezzâr ve Taberâni rivayet etmişlerdir. (Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 3/156)

[39] Sahihu Müslim, 2/758; Sünenü İbn Mâce, 1/526; Sünenü'n-Nesei, 4/126; Sünenü't-Tirmizi, 3/57.

[40] et-Tergib ve't-Terhib, 2/104 (Beyhaki'nin rivayetinden naklen).