İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

KURBAN KİTABI

 

160. : Kurbanın Vacip Olduğunu Kabul Edenlere Göre Gücü Yetenlerin Kurban Kesmemeleri

 

Ebü Hureyre (r.a.) nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Kurban kesme imkânına sahip olduğu halde kesmeyen, bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”[1], buyurmuştur.

Tembih: Kurban kesmemeyi den saymak, bu hadisin zahi­rinden anlaşılmaktadır. Her ne kadar bunun büyük günah olduğunu söyleyen kimseyi görmedimse de, “Namazgahımıza yaklaşmasın.” teh­didi çok ağırdır. Kurbanın vacip değil de nıendup ve sünnet olduğu­nu söyleyenler, buna cevap olarak derler ki; bu hadisi Hâkim her ne kadar merfû ve Sahih diyerek rivayet etmişse de, mevkuf olarak da rivayet etmiştir. Bunun için hadîs kesin hüccet değildir. Bununla be­raber, “Namazgahımıza gelmesin.” sözünde de sanıldığı kadar veîd yoktur. Meselâ Sahih bir hadiste, “Çiğ soğan, sarımsak ve benzeri gi­bi ağzı kokutan şeyleri yiyen, namazgahımıza yaklaşmasın.”[2], buyurulmuştur. Bununla beraber bunları yemekte de sakınca yok­tur. Fakat bu cevaba cevaben deriz ki; “Ağzı kokanlar namazgahımı­za gelmesinler.” buyurulması, insanlara ve meleklere eziyet etmemeleri içindir. Bunun hikmeti böyledir. Fakat kurbanda böyle bir şey yoktur. Her ikisi arasındaki fark açıktır. Ayrıca kurbanın fazileti hakkında o kadar çok hadisler vârid olmuştur ki, buna önem veril­mesini gerektirir. Meselâ Hz. Fâtıma'ya hitaben Resûl-i Ekrem:

“Ey Fâtıma, kalk, kurbanının başına git, onun kesildiğini gör. Zi­ra onun kanının ilk damlası ile senin geçmiş günahların bağışlanır,” buyurdu. Hz. Fatıma:

“Bu, biz ehli beyte mi mahsus, yoksa bütün Müslümanlara da şâmil midir? diye sordu, Resûl-j Ekrem:

“Bize ve bütün Müslümanlara   şamildir, [3]buyurdu.   Bu hadîsi bir cemaat rivayet etmiştir. Kavileri arasında birisi (Atiyye b. Kay s) hakkında dedikodu varsa da yine sikadandır. Bazı hadîs ha­fızlan senedinin hasen olduğunu söyledikleri diğer bir rivayette Resûl-i Ekrem Hz. Fâtıma'ya hitaben:

Ey Fatıma, kalk, kurbanının başına git. Zira kurbanının akan ilk damlası ile bütün günahların bağışlanır. Sonra kıyamet günü kur­banın kanı, eti ve her şeyi ile getirilir ve yetmiş kat daha fazla ağır olarak mizanına konur,” buyurdu. Ebû Saîd:

“Ya Resûlallah, bu yalnız ehli beyte mi mahsustur, yoksa bütün Müslümanlara da şamil midir?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Özel olarak Muhammed'in aline, genel olarak bütün Müslü­manlara, şamildir,” [4]buyurdu.

Zeyd İbn Erkam (r.a.) den rivayete göre, şöyle demiştir:

Resûlallah'ın Ashabı:

“Ya Resûlallah, bu kestiğimiz kurbanlar nedir?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:

“Babanız İbrahim'in sünnet ve âdetidir,” buyurdu. Onlar:

“Bunlarda bize ne gibi mükâfatlar vardır?” diye sordular, Re­sûl-i Ekrem:

“Her kılına bir hasene vardır,” buyurdu. Onlar:

“Yününe, ya Resûlallah?” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Evet, yünün de her bir kılına bir hasene vardır,” buyurdu.[5]

Hâkim, bu hadisin Sahih olduğunu söyledi ise de, râvileri ara­sında iki sakıtın bulunması ile kendisine itiraz edilmiştir.

“Ademoğlunun kurban günü yapmış olduğu amellerde Allah ka­tında kan akıtmaktan daha sevimlisi yoktur. Kurban, kıyamet günü boynuzu, tüyleri ve tırnakları ile beraber mahşer yerine gelir. Kur­banın kanı yere düşmeden, Allah katındaki mevkiine yükselir. O hal­de kurbanı güzel ve gönül hoşluğu ile kesiniz.” [6]Tirmizi, hasen ve garip olduğunu, Hâkim ise Sahih olduğunu söylemişlerdir. Halbuki râvileri arasında vahi vardır fakat mevsuktur. Münziri'nin beyânına göre râvileri arasında durumu bilinmeyen Yahya b. el-Haşeni'nin bulunduğu bir hadîsde:

“Ademoğlu bu kurban gününde kan akıtmaktan daha efdal bir şey yapmış olamaz. Meğer ki sılâ-ı rahm etmiş ola.” [7]

“Ey insanlar, kurban kesin ve onun akan kanından alacağınız mükâfatı hesap edin. Zira kan her ne kadar yere dökülürse de, Al­lah'ın himayesine almıyor.”[8]

“Her kim gönül hoşluğu ile ve alacağı mükâfatı hesaba katarak kurban keserse, kurbanı ona cehennemden bir perde olur.” [9]

 

161. : Kurban Derisini Satmak

 

Resûl-i Ekrem,

“Kim  kurbanın  derisini  satarsa,  o,  kurban  kesmemiş  olur.”[10] buyurmuştur.

Tembih: Gerçi kurbanının derisini satmanın  olduğunu söyleyen kimseyi görmedim, fakat hadis-i şerifin zahiri bunu gerek­tirir. Derinin satılması ile kurbanın kesilmemiş sayılması şiddetli bir veiddir. Çünkü bu hareketiyle önemli bir âdeti kökünden yok etmiş­tir. Bunun doğru olduğu şu yoldan da anlaşılır. Meselâ, o hayvanı kurban kesmekle kendi mülkiyetinden çıkarıp yoksulların hakkı yap­mıştır. Bundan sonra deriyi satarsa, yoksulun hakkını gasbetmiş olur. Gasbın  olduğu ilerde açıklanacaktır. Hatta kasap ücreti ola­rak deriyi vermek de satmak gibidir. Çünkü orda gasb olduğu gibi burda da gasb vardır. Bu bakımdan da dir.[11]


 

[1] Sünenü İbn Mâce, 2/1044.

[2] Sahihu Müslim, 1/394.

[3] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 4/17 (Bezzâr’ın rivayetinden naklen).

[4] Mecmeu'z-Zevaid ve Meribeu'I-Fevâid, 4/17 (Taberâni'nin “Kebir” ve “Evsat”indeki rivayetinden naklen).

[5] Sünenü İbn Mâce, 2/1045.

[6] Sünenü't-Tirmizi, 4/83; Sünenü İbn Mâce, 2/1045.

[7] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 4/18 (Taberâni’nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen).

[8] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 4/17 (Taberâni’nin “Evsat”îndeki ri­vayetinden naklen. Hadiste itimada şayan olmayan Amr İbn Husayn vardır).

[9] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 4/17 (Taberâni’nin “Kebir”indeki ri­vayetinden naklen. Senedde yalancı olan Süleyman b. Amr en-Nehai vardır).

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 618-620.

[10] et-Tergib ve't-Terhib, 2/156 (Hakim'in rivayetinden naklen).

[11] Hanefilerde kurban derisi satılmaz, satılırsa alman para tasadduk edilir. Bununla beraber bu deriyi, mutlak surette bir yoksula vermek şart değil­dir. Kurbanı kesen derisini namazlık olarak kullanabileceği gibi, bakır gibi bir ile de değiştirebilir. Hatta çarık olarak da kullanabilir.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 621.