İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

AVLANMAK VE HAYVAN BOĞAZLAMAK KİTABI

 

162. : Hayvanın Bir Uzvunu Kesmek

 

163. : Hayvanın Yüzünü Dağlamak

 

164. : Hayvanı Hedef Alıp Ona Atmak

 

165. : Hayvanı Aç Ve Susuz Bırakıp Ölümüne Sebep Olmak

 

166. : Hayvanlara Eziyet Etmek

 

Havileri meşhur ve sikadan olan sened ile Ahmed'in tahricinde Resûl-i Ekrem:

“Kim bir hayvana yüzünü, kulağını veya kuyruğunu kesmek su­retiyle eziyet eder ve sonra tevbe etmeden ölürse, Allahu Teâlâ kıya­met günü aynı ceza ile kendisini cezalandırır.” [1]

İbn Hibbân “Sahih”inde Mâik b. Nadle (r.a.) den rivayetinde, di­yor ki:

“Resul-i Ekrem'e gittim. Resûl-i Ekrem:

“Ey Nadle, kavminin develeri sağlam olarak doğdukları hal­de, ustura ile kulaklarını kesip derisini yardıktan sonra, “İşte bu ke­silmiştir” deyip kendine ve aile efradına hiç haram ettiğin var mı?” diye sordu. Ben:

“Evet var, ya Resûlallah,” dedim. Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ'nın sana verdiği her şeyi helâldir. İyi bil ki, Al­lah'ın (kudret) eli senin ellerinden kuvvetli, onun usturası senin us­turandan keskindir,” buyurdu.

Müslim'in rivayetinde; Resûl-i Ekrem yüzünden dağlanmış bir merkep gördü ve “Bunu dağlayana Allah lanet etsin.”[2], bu­yurdu.    

“Yüze vurmaktan ve yüzü dağlamaktan Resûl-i Ekrem menetmiştir.” [3]

Yine Sahih bir rivayette; Resûl-i Ekrem yüzde dağ yapanı lânetlemiştir.

Buharî ile Müslim'in rivayetinde; Abdullah b. Ömer (r.a,) Kureyş'den iki gencin yanına uğradı. Bunlar kuş ve tavuk gibi şeyleri hedef alır onlara ok atarlar, isabet etmeyen okları da bu kuş ve ta­vukların sahiplerine verirlerdi. Bunlar İbn Ömer (r.a.) i görünce da­ğıldılar, İbn Ömer (r.a.):

“Kimdir, bunu yapan? Yapana Allah lanet etsin. Zira, Resûl-i Ekrem canlıları hedef alanlara lanet etmiştir,” dedi.

Nesei ve “Sahih”inde İbn Hibbân'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Kim ki bir serçeyi boşuna öldürürse, kıyamet günü o serçe yük­sek sesle bağırarak: “Ya Rabbi, filan adam beni boşuna öldürdü, (etimi yemek gibi)  bir menfaat için öldürmedi.” diye davacı olur.”[4], buyurmuştur.

Nesei (ve Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

 “Kim haksız yere bir serçe veya daha büyük bir hayvanı öldü­rürse, Allahu Teâlâ kıyamet günü onu ondan sorar.” buyurdu. Resûl-i Ekrem'e:

“Hakkı nedir (onu kesmede insan nasıl haklı olur)?” diye sor­dular. Resûl-i Ekrem:

“Onun hakkı, onu kesip etini yemendir; başını koparıp onu at­man değildir,” buyurdu.[5]

Müslim ve Sünen-i Erba'a sahiplerinin rivayetlerinde Resûl-i Ek­rem:

“Allahu Teâlâ her şeyde ihsanı emretti. Öldürdüğünüzde güzel öldürün, hayvanı boğazladığınızda da güzel boğazlayın. Sizden her­hangi biriniz (hayvanı boğazlayacağı zaman) bıçağım iyice bile­sin.” [6]

Buhârî'nin şartlarına göre Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in ri­vayetinde Resûl-i Ekrem bir adama uğradı. Adam koyunu yatırmış, ayağını koyunun yanı üzerine basmış, koyun kendisine bakıp durur­ken o da bıçağını biliyordu. Bunu gören Resûl-i Ekrem:

“Şimdiye ka­dar niçin bıçağını bilemedin, yoksa ona birkaç ölüm acısı mı taddırmak istiyorsun?” buyurdu ve böyle eziyet ederek hayvanı boğazla­maktan hoşlanmadığını duyurdu.

Abdurrezzak'ın mevkuf olan rivayetinde; İbn Ömer (r.a.) ada­mın birini, koyunu kesmek için ayağından çekip sürüklediğini görünce:

“Yazıklar olsun sana, onu ölüme güzel çek de götür, eziyet etme.” dedi.

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”[7], buyurmuştur.

Yine bir rivayette Resül-i Ekrem:

Birbirinize merhamet etmeden iman etmiş olmazsınız,” buyur­du. Ashâb:

“Hepimiz merhametliyiz,” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Öyle değil sizden birinizin arkadaşına acıması değil, asıl mer­hamet umumî olacak, herkese acıyacaksınız,” [8]buyurdu.

Diğer bir rivayet de, “Merhamet edin ki, merhamet olunasınız, bağışlayın ki bağışlanasınız.” şeklindedir.

Tembih: Gerçi bunları kebâirden sayan kimseyi görmedim. An­cak hayvanın bir uzvunu kesmek, yüzünü dağlamak ve onu hedef alıp ona atmak, bu üçü hakkındaki şiddetli veidler vardır. Sonradan birçoklarının hayvana azâb etmenin den olduğunu yazdıkla­rını gördüm. Diğer bazıları hayvanı hapsedip aç ve susuz bırakarak ölümüne sebep olmayı, yüzüne vurup yüzünü dağlamayı den saymışlardır. Burada da Buhârî ile Müslim'in,

“Bir kadın bir kedi (yi. hapsedip ölümüne sebep olduğu) için azâb olundu.”[9], rivayet ettikleri hadîs ile Müslim'in o kadın hakkın­da rivayet ettiği, “Bu kadın Müslüman, fakat irtikâb ettiği kebâirdir.”

Şayet, bizim imamlarımız kesmez kör bıçakla hayvanı boğazla­mayı mekruh saymışlardır. Bu mekruh olduğuna göre, daha ihsanda bulunmamak nasıl  olur? Dersen:

Derim ki: Bu kerahet, bıçak kördür fakat yine de kesilmesi ge­reken damarları hayvan harekete geçmeden keserse kaydı ile mukayyeddir. Çünkü burada eziyet azdır. İşte onların maksattan da budur. Şayet bıçak kesmez de kesenin kuvveti ile zoraki iş görürse, bu kesilen, helâl olmaz. Şayet nefes borusu ile yemek borusunun bir kısmı kesilmeden mezbuhun hareketine vasıl olursa tu, kesileni ha­ram eder ve kesilen murdar olur. Nitekim bunu böyle teşrih etmişler­dir. İşte  olması bu yöndendir. Hayvanı boğazlarken eziyet ve işkenceyi murad etmenin  olduğunda şüphe yoktur.

Bilmiş ol ki kara hayvanı vahşî de olsa, Müslüman veya kesdiği helâl olan zimmînin kesmesiyle helâl olur. Önceden canlı olduğunu bildikten sonra, kemikten başka, çıkmış diş ve tırnak ile de olsa ne­fes borusu ile yemek borusunu kesmekle helâl olur. Şayet hayvanı boynundan veya boğazının bir tarafından kesmek veya bıçağı kula­ğına sokarak kesmekle öldürürse de helâl olur. Hayvanın boğazı ile yemek borusunun bir kısmını kesdikten sonra mezbuhun hareketine yâni oraya dokanınca hayvanı harekete getiren murdar iliğe giderse de yine helâldir. Ancak bu şekilde kesmekle günahkâr olur. Bilerek böyle yapan hayvana şiddetli eziyet ettiği için fâsık olur. Hayvanın kesim esnasında canlı olduğunu bilmek için bir zan yeterlidir. Kesil­dikten sonra şiddetli hareket etmesi, kanını atması ve akması gibi yemek ve nefes borularından bazıları kaldığı halde ölürse veya bun­lara inmeden ölürse haram olur. Boğazını kesmekle hemen hayvanı yüzerse, ağır ve kesici, ok gibi bir maddenin üzerine düşmesiyle kanı da akıp ölürse veyahut haram kılan bir madde ile veya mubah olan bir madde ile ölürse - ok yarası gibi- veyahut aldığı ağır bir yara ile keskin bir madde üzerine veya suya düşmek gibi, şayet yırtıcı hayvan avı yaralar, yahut bir inek üzerine duvar çöker, yahut yediği undan zehirlenir veya bu hallerin herhangi birinde kesilirse yenmez. Ancak kesildiği vakit canlı olduğunun bilinmesi şarttır. Fakat hasta­lık veya açlık sebebiyle ölüme mahkûm olan hayvanın hayatının son cüz'ünde de ölse, kesilirse yenir.[10]

 

167. : Kurbanı Keserken Başkasına Saygıyı Kastedecek Şekilde Allah'tan Başkası Adına Kurban Kesmek

 

Celâl Belkini ve diğerleri de bunu kebâirden saymış ve:

“Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin. Bunu yapmak fısk (Allah'ın yolundan çıkmak) tır.” [11]âyet-i celile'si ile delil çekmiştir.

Diğer âyet-i celile'de daha açıkça:

“Veya yoldan çıkarak Allah'tan başkası adına kesilen hayvan­dan...” [12]buyurulmuş ve bu âyet ile besmelesi terkedilenin ye­nebileceği anlatılmıştır.[13]

Bunu, bu âyetin tefsirinde İbn Abbâs (r.a.) şu sözleri ile teyid eder. İbn Abbâs (r.a.) der ki:

“Bundan maksad, ölü hayvan, süsmekle öldürülen, bir de:

“... Dikili taşlar üzerinde boğazlananlar...”[14]  dır”.

Kelbi de, “Besmele çekilmeyen veya Allah'tan başkası adına ke­silendir.” demiştir.

Âtâ ise putlara kurban olarak kesilen hayvanların etini yemek­ten nehyetmiştir.

Âyetin mânâsı “Allah'ın adı ile kesilmeyen ölü hayvanlardan ye­mek fısktır, yani yoldan çıkmaktır.” diyenler de olmuştur.

 “Doğrusu şeytanlar, sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldar­lar.” [15]

İbn Abbâs (r.a.) bu vesveseyi şöyle anlatır: “O, insanlardan olan dostlarına fısıldar ve der ki: “Nasıl olur da sizin taptığınız Allah'ın öldürdüklerini yersiniz de kendi öldürdüklerinizi yemezsiniz?”. İşte onun bu vesvesesini reddetmek üzere Allahu Teâlâ,

“Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.”[16], yâni ölü hayvanın murdar etini helâl kabul etmekte şeytanlara uyar­sanız muhakkak ki, siz, müşriklerden olursunuz”.

Zeccâc diyor ki: “Bundan şu netice çıkıyor: Dinde zaruri olarak bilinen ve üzerinde icma bulunan bir harama helâl veya bir helâla haram demenin şirk olacağıdır.

Şayet, âyet, besmelesiz kesilenin haram olduğunda bir nass gibi olduğu halde, siz Müslümanın, besmelesiz de olsa kestiğinin helâl ol­duğuna nasıl hükmettiniz? derseniz:

Deriz ki: “Üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvandan yemeyin.” mealindeki âyet-i celîle'yi tefsir eden müfessirierin hepsi, “Bundan murad, ölü olan hayvanlardır.” demişlerdir. Müfessirlerin hiç biri, Müslümanın besmelesiz kestiği hayvandır, dememiştir.

Bu âyetin,   ölü hayvan hakkında olduğuna delillerden birisi de Allahu Teâlâ'nın buyurmasıdır, Zira besmeleyi terkecjenin kestiğinin yenip yenmeme­si, imamlar arasında ihtilaflıdır. Bu ihtilâf sebebiyledir ki, kendi mezhebinde haram olsa da bunu yiyen fâsık olmaz, belki haramdır, di­yenlere göre ancak sağâir olabilir.

Bunun diğer bir delili de âyetidir. Buradaki münazara da ölü hayvan hakkında olup besmele­siz kesen Müslüman hakkında olmadığında müfessirlerin ittifakı var­dır. Allahu Teâlâ'nın, “Eğer onlara (şeytanlara) itaat ederseniz, şüp­hesiz siz müşriklerden olursunuz.” buyurduğu da yine Müslümanın besmelesiz kestiği.hayvan hakkında değil, murdar olarak ölen hay­vanın etini helâl kabul etmek hakkındadır. Vahidî ve diğerleri bunu böyle açıklamışlardır.

Yine Vahidi senedleri ile rivayet ettiği hadislerin bazılarında ise -sehven olsun kasden olsun- besmeleyi terketmekte bir sakınca olmayıp, bu durumda kesilen hayvanın etinin helâl olduğu ifade edil­mektedir. Boğazlanan hayvanı haram yapan, “Allah'ın ve Muhammed'in adı ile kesiyorum.” diyerek hayvanı boğazlamaktır. Bir de Kitabî'nin, Kilise, Mûsâ ve İsâ adlarına kesmesidir. Müslümanın Kabe'­ye, peygamber veya bir sultana karşı kurban kesmesi de aynıdır. Bunların hepsi haram ve işlenmesi dir. Tabiî bunların kelimeleri şerefine veya Allah'a şükrânen veya birisinin gönlünü almak ve­yahut Allahu Teâlâ'nın kendisini koruması için, Allah rızası adına kurban kesmek böyle değildir, bunlarda haramlık yoktur.[17]

 

188. : Herhangi Bir İş İçin Kurban Adayıp Onu Salıvermek

 

Allahu Teâlâ,

“Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanma­sını emretmemiştir.”[18], buyurmuştur. Resûl-i Ekrem de:

“Bu gibi develeri kurban diye salıveren bizden değildir.” buyur­muştur.

Tembih: Her ne kadar bir iş için kurban adayıp onu salıvermeyi den sayam görmedim ise de, şiddetli veîdi gerektiren câhiliyye âdetine benzediği için kebâirdendir. Nitekim yukardaki hadîsde açık­ça ifade edildiği gibi, Şafiî'lerde kim bir ava sahip olur, onu yakalar ve sonra onu bırakırsa günahkâr olur. Aynı zamanda mülkiyeti de ondan zail olmaz. Hatta salıverirken, “Kim yakalarsa ona mubahtır” demekle de mülkiyeti zail olmaz. Ancak böyle derse, avı yeniden ya­kalayan onu yiyebilir fakat satamaz ve başkasına devredemez. Ek­mek ufaklarını ve bir miktar başaklan atan böyle değildir, onları bu­lan, onlara mâlik olur.

Hatime: Bir kimsenin güvercinleri başkasının güvercinleri ile karışırsa onlan sahibine geri vermek lâzım gelir. Şayet kendi gü­vercinleri başkasının güvercinleri ile karışırsa, kendi güvercinlerine karışan güvercinleri sahibinin alması için Müsaade etmesi gerekir. Bunlar döllerse, döller” dişi güvercin sahibinindir. Şayet çok karışık olup ayrılması mümkün değilse herkes titizlikle, itina göstererek ken­disine ait olan güvercinleri almalı ve vera'ı elden bırakmamaya gay­ret etmelidir. Şayet kendi helâl parası ve bağları arasına haram ka­rışırsa, Gazâlî'nin ve diğerlerinin dediği gibi, haram olan miktarı ayı­rıp, diğerinde dilediği gibi tasarruf eder. Fakat buna da itiraz ederek, ortaklıkta olduğu gibi, o haramı da hâkim marifetiyle ayırmalı­dır. Çünkü ortaklıkta hüküm budur, demişlerdir.

Buna verilen cevapta; bu, ortaklık gibi değildir. Zira ortaklık, ta­rafların arzu ve muvafakatlan ile olmuştur. Fakat burada böyle bir şey yoktur. Evet, kendi irâdeleri dışında miras yolu ile de ortaklık olabilir ve bu da isteyerek yapılan ortaklık gibi muamele görür. An­cak burada hüküm böyle değildir. Çünkü bunu hâkime duyurmakta zorluk vardır. Hâkim yalnız itiraf ve zilyedlik ile yetinmez. Hâkimin bölmesi, bir hüküm ve kesinlik ifâde etmektedir. Bunun için mutlak surette şahid ve beyyine ister, İşte bunda güçlük vardır. Bu zaruret­ten sebep kendi servetine kansan haramı kendi kanaat ve tahminine göre ayırır. Böylece diğer servetinde dilediği gibi tasarruf eder. İşte Rafiî de bunu demek istemiştir.

Kendi güvercinlerine başkasının güvercinlerinin kanşmasını, kendi helâl paralarına haram paranın kanşması gibi, şayet bul güvercinler miktar bakımindan muhtelif ise, yâni kime ne kadar ait olduğu belli değilse, güvercinler kimin mülkünde bulunuyorsa söz, onundur. Çünkü zilyedlik ondadır. Şayet kendi sahipli güvercinleri kırda serbest ve sahipsiz olan güvercinler arasına karışırsa, eğer ser­best olan güvercinler sayılacak kadar az ise, bunlardan avlanmak haramdır. Şayet serbestler çoksa, avlamak caizdir. İbn Münzir diyor ki: Şayet birkaç avcı köpeklerini bir avın peşine salıverseler ve son­ra da avı boğulmuş olarak bulsalar ve her biri avı kendi köpeğinin boğduğunu iddia etse, bu av temiz ve helâldir. Şayet bütün köpekler avın başında iseler, av, hepsine taksim edilir. Şayet köpekler ava sa­hip çıkmıyorlarsa; Ebü Sevr'e göre aralarında kur'a çekilir, diğerle­rine göre sulh için aralarında vakfedilir. Şayet bozulacaksa satılır ve parası onların ıslâhı için' vakfedilir.[19]


 

[1] Mecmeu'z-Zevâid ve Menbeu'l-Fevâid, 4/32 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[2] Sahihu Müslim, 3/1673.

[3] Sahihu Müslim, 3/1673.

[4] Sünenü-n-Neseî, 7/239.

[5] Sünenü'n-Neseî, 7/239.

[6] Sahihu Müslim, 3/1548; Sünenü Ebî Dâvûd, 3/100; Sünenü'n-Neseî, 7/227; Sünenü İbn Mâce, 2/1058.

[7] Sünenü't-Tirmizi, 4/323.

[8] Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 8/186 (Taberâni’nin rivayetinden nak­len).

[9] Sahihu Müslim, 4/2023, 1760.

[10] Hanefilerde eti yenen hayvanın boğaz, yemek ve nefes boruları ile şahdamarlarından hiç olmazsa üçünün besmele ile kesilmesi şarttır. Besmeleyi kasden terkeder veya bunların yarısını kesmekle yetinirse hayvan mur­dar olur. Hayvan keskin bıçakla kesilmelidir. Bununla beraber keskin olmayan bıçak, keskin tas, yerinden kopmuş tırnak veya yeni kopmuş diş ile de kesilebilir. Bu hallerde hayvana eziyet olduğu için mekruhtur. Hayvan kuyuya düşmüşse herhangi bir yerini kesip bir miktar kan akıtmak kâfidir. Saçma ile avlanırken tüfek doldurulurken veya ateşlerken bes­mele çekmek şarttır. Tazıda da durum aynıdır. Tazıyı avın peşine salar­ken besmeleyi çekmelidir. Vurup yaraladığı avını durmadan takip edecek, canlı bulunca hemen boğazlayacaktır. Şayet avını takip etmez, bir müddet bekledikten sonra onu aramaya çıkar ve ölü olarak bulursa, bu av helâl olmaz.

İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 621-625.

[11] el-En'am: 6/121.

[12] el-En'am: 6/145.

[13] Şafiilerde besmele terkedilebilir fakat Hanefîlerde bilerek ve kasden terkedilirse, kesilen murdardır, yenmez.

[14] el-Maide: 5/103.

[15] el-En'am: 6/145.

[16] el-En'am: 6/121.

[17] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 626-628

[18] el-Mâide: 5/103.

[19] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 628-630.