İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

KARZ -ÖDÜNÇ- BABI

 

204. : Menfaat Sağlayan Ödünç

 

Borç para karşılığında menfaat sağlamayı kebâirden saymak meydandadır. Çünkü bu, gerçekte faizdir, nitekim riba bölümünde geçmiştir. Ribada geçen bütün hükümler, bunun hakkında da câridir.[1]

 

İFLAS ETTİRME BABI

 

205. : Ödememek Niyetiyle Borç Yapmak

 

206. : Ödeme İhtimali Olmadığı Halde Borç Almak

 

Buhâri ve diğerlerinin rivayetinde, 

“Her kim halkın malını itlaf etmek kasdiyle alırsa, Allah o malı itlaf eder.” [2]buyurulmuştur.

Taberani'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Her kim ödemek niyetiyle borçlanır (da borcunu ödeyemeden ölürse) Allahu Teala kıyamet günü borcunu öde (meşini kendisine müyesser kıla)r. Her kim de vermemek niyetiyle borçlanır da ölürse, kıyamet günü Allahu Teala ona:

“Kulumun hakkını senden alıp ona vermiyeceğimimi sandın?” buyurur. Bunun üzerine onun sevaplarından alınıp alacaklının sevabına katılır. Şayet sevabı yoksa alacaklının günahlarından alınır onun sırtına yüklenir.”[3], buyurmuştur.

İbn Mace ve Beyhaki'nin isnâd-ı muttasıl ve lâbis ile -ancak Buhârî ravilerin biri hakkında dedikodu olduğunu söylemiştir- ri­vayetlerinde Resûl-i Ekrem:

Kim bir kadınla evlenir de nikâh parasından ona bir çey verme­meyi niyet ederse öldüğü zaman zina etmiş olarak ölür. Her kim de başka birisinden bir şey satın alır (borçlanır) ve borcunu vermeme­yi niyet ederse, öldüğü vakit hain olarak ölür. Hainin yeri ise cehen­nemdir.” [4]buyurmuştur.

İbn Mâce'nin hasen sened ile rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

Kim ki bir dirhem veya bir dinar borcu olduğu halde ölürse, dirhem ve dinarın bulunmayacağı (kıyamet gününde) onun iyiliklerinden borcu ödenir.” [5]

Taberânî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Borç iki kısımdır. Kim ödemek niyetiyle borçlanır ve fakat ödeyemeden ölürse, ben onun yardımcısıyım. Kim de borcunu ödememek niyetinde olduğu halde ölürse işte altın ve gümüşün bulunmayacağı (kıyamet) gününde onun hasenatından alınır ve alacaklısına verilir.” [6]buyurmuştur.

Taberânî'nin “Sağîr” ve “Evsat”ındaki rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Kim ki az veya çok mehir ile bir kadın ile evlenir ve fakat bu nikâh parasını ödemek niyetinde olmaz, kadını aldatır da borcunu ödemeden ölürse, kıyamet gününde zâni olarak Allah'a kavuşur. Kim ki ödememek niyetiyle borç alır, adamı aldatır ve borcunu öde­meden ölürse, kıyamet gününde hırsız olarak Allah'a kavuşur.” [7]buyurmuştur.

Ahmed, Bezzâr, Taberâni ve Ebû Nuaym'ın rivayetlerinde şöyle buyurulmuştur:

Kıyamet günü borçluyu çağırtır. Adam gelir ve Allah'ın huzu­runda durur. Allahu Tealâ:

“Ey Âdemoğlu, bu borcu niçin yaptın ve niçin insanların hak­kını zayi ettin? diye sorar. Adam:

“Ya Rab, sen biliyorsun ki, ben bunu aldım (bu borcu yaptım), yemedim, içmedim, giymedim. Fakat ya yangın, ya hırsızlık veya da daha eksiğine vermekle zarar ederek harcadım,” der. Allahu Teâlâ:

“Kulum doğru söyledi. Bunun borcunu ödemek bana düşer. Allahu Teâla bir şey getirtir mizanına koydurur.   Böylece iyilikleri kötülüklerine üstün gelir de Allah'ın fazlı ile cennete girer.” [8]

Nesei'nin ve Hâkim'in, Sahihtir, dediği rivayetlerinde Ebû Said el-Hudrî (r.a.) Resûl-i Ekrem'in:

“Küfür ve borçtan Allah'a sığınırım.”  buyurduğunu haber ver­miştir. Adamın biri:

“Meğer borç küfre eşit midir?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Evet eşittir,” buyurdu.[9] Taberâni'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem,

Borçlu borcunun mahkûmu (olarak cehennemdedir). Yalnızlı­ğından Allah'a şikâyet eder.” [10]buyurmuştur.

Ebû Dâvûd ve Beyhakf nin rivayetlerinde   Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

Allah katında, Allah'ın yasakladığı büyük günahlardan sonra kişinin kendisiyle Allah'a mülâki olduğu en büyük günahı, kişinin ödeyecek bir şey geride bırakmadığı halde borçlu olarak ölmesidir.” [11]

İbn Ebî'd-Dünyâ ve Taberâni'nin isnad-ı leyyin ile -gıybet bölü­münde tamamı anlatılacak olan- rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem:

“Dört kimse vardır ki, Hamim ile Cehim ara­sında feryad u figan ederek dolaşmak suretiyle çektikleri büyük ıztırab sebebiyle cehennem halkını da rahatsız ederler. Cehennemliler birbirine:

“Bunlara ne oluyor, bizim çektiğimiz bize yetmiyormuş gi­bi onlar da bizi üzüyorlar.” derler. Bunlardan biri kapalı olan ateş­ten bir tabut içinde yatar. Diğeri bağırsakları dökülmüş, onları top­lamaya çalışır. Diğerinin de ağzından kan-irin akar. Dördüncüsüne gelince, o da etlerini yer, durur. Tabut içinde olana:

“Şu adamın zoru nedir?” diye sorarlar. O da;

“O borçlu olarak öldü, borcunu ödeyecek mal da bırakmadı, der.”[12], buyurmuştur.

 Hasen isnad ile Ahmed ve Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in ri­vayetlerinde, Câbir radıyallahu anh diyor ki: “Adamın biri öldü. Kendisini yıkadık, kefenledik, koku sürdük ve namazını kıldırması için Resûl-i Ekrem'e götürdük ve:

“Ya Resûlallah, namazını kıldırır mısınız?” dedik. Resûl-i Ek­rem bir adım attı, sonra:

“Borcu var mıdır?” diye sordu. Biz:

“İki dinar borcu vardır,” dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem cenaze namazını kıldırmaktan vaz geçti. Ebû Katade bu iki dinar borcu üzerine aldı, sonra cenazeyi -namazını kıldırması için- tek­rar Resûl-i Ekrem'e götürdük. Ebû Katede:

“Onun iki dinar borcu benim olsun,” dedi. Bunun üzerine Re­sûl-i Ekrem:

Allah borçlunun borcunu ödedi ve ölü iki dirhem borcundan kurtuldu mu?” dedi. Ebû Katade:

“Evet,” deyince, Resûl-i Ekrem namazını kıldırdı, iki gün geç­tikten sonra Resûl-i Ekrem Ebû Katade'ye:

“İki dinar ne oldu?” diye sordu. Ebû Katade:

“Adam daha dün öldü,” dedi. Resûl-i Ekrem ertesi gün tekrar sordu. Katade:

“Ödedim, ya Resûlallah,” deyince, Resûl-i Ekrem:

“İşte ancak şimdi ölü azabtan kurtuldu,” buyurdu.[13] Resûl-i Ekrem'in, borçlunun namazını kıldırması bir gerçektir.

Fakat sonra bu usûl kaldırılmıştır.

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde; Resûl-i Ekrem'e borçlu ölen cenazeler getirilir. Resûl-i Ekrem:

“Borcunu ödeyecek bir şey bıraktı mı?” diye sorar. Kendisine:

“Evet, borcuna yetecek kadar serveti var,” dendiği vakit nama­zını kılardı. Aksi halde:

“Namazını kılın,” buyururdu. Bazı memleketleri ve Mekke'yi fethettiği vakit:

Ben müzminlere kendi nefislerinden daha yakınım. Kim borçlu olarak ölürse, onun borcunu ödemek bana düşer. Kim de mal bırakırsa onun da borcu vereselerine intikal eder.” [14]bu­yurmuştur.

Taberani'nin rivayetinde; bir borçlunun cenaze namazını kıldırmasını Resûl-i Ekrem'den istediler. Resûl-i Ekrem:

“(Borcu sebebiyle) ruhu mezarında rehin olup göklere yükselemeyen ölünün cenaze namazını kıldırmamdan size ne kâr vardır? Eğer sizden birisi borcunu üzerine alırsa, o zaman kalkar namazını kılarım ve kıldığım namaz da ona fayda verir.” [15]buyurmuştur.

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem,

“Mü’minin ruhu, borcu ödeninceye kadar, borcuna bağlıdır.”[16] buyurmuştur. Yâni ruh, çıkarılacağı makamında durdurulmuştur, borcu ödeninceye kadar orada hapsedilir.

Yine Hakim'in, Sahihtir, dediği rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Muhakkak sizin arkadaşınız bir borcundan dolayı cennetin ka­pısında mahpustur, içeri giremiyor. İsterseniz borcunu ödeyerek onu kurtarın, isterseniz onu Allah'ın azabına teslim edin.” buyurmuştur. Bunun üzerine bir adam:

“Onun borcu benimdir,” dedi ve onu öde­di. [17]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“Allah u Teâlâ'nın hoşlanmadığı yerlerde harcanmadıkça, borcu­nu ödeyinceye kadar Allahu Tealâ borçlu ile beraberdir (ona yardım­cıdır).” Ravi diyor ki: Abdullah b. Cafer radıyallahu anhuma hazine vekiline:

“Git benim namıma borç al, ben bunu Resûl-i Ekrem'den duyduktan sonra, Allahu Tealâ’nın benimle olmadan gecelememi is­temem.” derdi.[18]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden kim bir borç altına girer de sonra bu borcu öde­meye gayret eder fakat ödeyemeden ölürse, onun velisi benim (yâni borcunu ben ödeyeceğim)” [19]

Yine bir hadisde Resûl-i Ekrem,

“Kim borçlanır ve Allahu Teâlâ borcunu ödemek niyetinde ol­duğunu bilirse, dünyada ona borcunu ödeme imkânları bahşeder.”[20] buyurmuştur. Bu hadisi, çok borç ediyor diye yerilen Ümmül-mü’minîn Meymûne radıyallahu anha rivayet etmiştir. Hz. Aişe radıyallahu anha da fazla borç ediyor diye verildiği vakit,

“Allahu Teâlâ, borcunu ödemek niyetinde olan kulunun yardımcısıdır.”[21], hadisini rivayet etmiş ve “Borcu ödemek için ben de Allah'tan yardım dilerim.” demiştir. Bu hadisi Ahmed Sahih sened ile rivayet etmiştir. Ancak senedde inkita' vardır. Fakat Taberâni üzerinde dedikodu olan bir sened ile hadisi vasletmiştir.

Yine Sahih rivayette Resûl-i Ekrem:

Kim ki iltimas yapar da Allah'ın hududundan birinin uygulan­masını önlerse Allah'ın düşmanı olur. Kim borçlu olarak ölürse (iyi bilsin ki) orada altın ve gümüş yoktur, sevap ve günah vardır. Bile­rek batıl bir işde kavga ve mücadele eden kimse, ölünceye kadar Al­lah u Teâlâ’nın hışmmdadır. Kim ki bir mü’minde olmayan bir vasfı ona izafe ederse helak bataklığında söylediğinden kurtarıncaya ka­dar hapsedilir.” [22]buyurmuştur.

Bezzâr ve İbn Mâce'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Muhakkak kıyamet günü borçludan borcu kısas edilir (alınır). Ancak üç şeyde borçlanan bundan müstesnadır. (Bunlardan biri) bir adamdır ki, kuvveti zayıflayıp da, Allah'ın ve kendisinin düşmanına karşı kuvvetli olabilmesi için borç yapan kimse, etkincisi) bir adam­dır ki, yanında bir muslüman ölür de onu kefenleyecek ve örtecek bir şey bulamaz ve bu yüzden borç yapar. (Üçüncüsü) bir adamdır ki, bekâr kalmakla dinine bir zarar geleceğinden korkar da borç ya­parak evlenir. İşte Allahu Teâlâ kıyamet günü bunların borcunu öder.” [23]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, bir kimse Allah yolunda öldürülse sonra diri ise, sonra öldürülse tekrar dirilse ve sonra tekrar öldürülse, üzerinde kul hakkı varsa, bunu ödeyinceye kadar cennete giremez.” [24]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“Emin olduktan sonra kendinizi korkutup tehlikeye atmayın,” buyurdu. Âshâb:

“Ya Resülallah. o da hangisidir?” diye sordular, Resûl-i Ekrem:

“Borçtur,” buyurdu.[25]

Beyhakî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Günahı azalt ki ölümün kolay olsun. Borcu azalt ki, hür yaşa­yasın.” [26]buyurmuştur.

Yine Hâkim'e göre Sahih ve fakat vahi var diye itiraz edilen bir rivayette Resûl-i Ekrem:

“Borç, yeryüzünde Allahu Teâlâ'nın alametidir. Allahu Teâla ki­mi zelil etmek isterse borcu onun boynuna geçirir.” [27]buyur­muştur.

Tembih: ödememek niyetiyle borç yapma ve ödeme ihtimali ol­madığı halde borçlanmanın kebairden olmasını her ne kadar yazanı görmedim ise de, bunların, bu hadislerin sarahatinden kebairden ol­dukları kolaylıkla anlaşılır. Çünkü hadisde, “Borcunu vermemeyi dü­şünenler hırsız olarak Allah'a mülaki olurlar.” buyurulmaktadır. Her iki hadis, bunu açıkça ifâde etmektedir. Birinci hadis meydanda, ikinci hadis de aynıdır. Nitekim Resûl-i Ekrem, “Onu aldattı ve ma­lını aldı.” buyuruyor. Böyle vermemek niyetiyle adamı aldatıp elinden malını alan, elbette hilekârdır. Borç veren, onun bu durumunu bilse kendisine borç vermezdi.

İşte bütün hadislerdeki şiddeti ve ağır cezayı bu iki surete ve bir de alınan borç parayı haram olan yerlere harcayanlara ham­letmek gerekir. Diğer kolaylıkla ilgili olan hadisler de itaat niyeti ve ödemek maksadıyle alınan borçlar hakkındadır.[28]

 

207. : Sebepsiz Yere Borcu Ödemeyi Uzatmak

 

Buhari, Müslim ve diğer sünen-i erba'a sahiplerinin Ebû Hureyre (r.a.) den rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Zengin kişinin borcunu ödemeyi uzatması zulümdür. Sizden bi­rinizin alacağının ödenmesi bir zengine havale edildiğinde havaleyi kabul ile ona müracaat etsin.” [29]

İbn Hibban'uı “Sahih”inde ve Hâkim'in, Sahih dediği rivayetle­rinde Resûl-i Ekrem:

“Borcunu ödemeye muktedir iken vermeyip geciktirmek, kişinin çekiştirilmesini ve cezalandırılmasını helal kılar.” [30]buyurmuş­tur. Yâni, bu adam borcunu vermeyen bir sahtekârdır, diye teşhir edilir. Zira zulme uğrayan kimse, zalime, ancak zulmettiği hususta dil uzatabilir. Ayrıca borcunu vermeyeni hapsetmek ve dayakla cezalandırmak da caizdir.

Bezzar ve Taberânî'nin rivâyetlerinde-Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ çok zulmeden zengine, çok câhil olan ihtiyara ve kibreden fakire buğzeder.”[31], buyurmuştur. Bu hadisi Ebû Dâvûd ve “Sahih”inde İbn Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Nesei, “Sahih”inde, İbn Hibbân, Sahih olduğunu söyleyen Hâkim, Tirmizi ile “Kebir”inde Taberânî de rivayet etmişlerdir. Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Yorulmadan ve eksiksiz olarak zayıfı kuvvetlisinden hakkını alamayan bir milletten Allahu Teâlâ razı olmaz.” buyurdu. Sonra: “Alacaklısı kendisinden razı olduğu halde ayrılan borçluya karadaki hayvanlar ve denizlerdeki balıklar dua ederler. Alacaklısı kendisin­den memnun olmadığı halde ayrılan borçluya ise her gün ve gece, her hafta ve her ay bir zulüm yapılır.” [32]

Ravileri arasında mevsukiyetinde ihtilâf edilen biri bulunan Taberâni'nin, kuvvetli ve ceyyid sened ile Ahmed'in, Hamza'nın zevcesi Havle'den rivayetinde; Benisaide kabilesinden bir adamın Resûl-i Ek­rem'de bir ölçek hurma alacağı vardı. Adam alacağını almak üzere geldi. Resûl-i Ekrem Ensar'dan bir zata hurmayı ödemesini emretti, o da alacaklının hurmasından daha. düşük kaliteli bir hurma ile öde­mek istedi fakat adam kabul etmek istemeyince, Ensarî:

“Sen bunu Resûl-i Ekrem'e geri vermek mi istiyorsun?” dedi. Adam:

“Evet, ona iade ediyorum, çünkü ondan daha adil kimdir?” dedi. Bunu duyan Resûl-i Ekrem'in gözü yaşla doldu ve:

“Evet, doğru söyledi, benden daha adil kim olabilir? Zayıfı kuvvetlisinden kolaylıkla hakkını alamayan bir milleti Allahu Teâlâ sevmez,” buyurdu. Havte'ye dönerek:

“Bunun alacağını sen ver, zira herhangi bir alacaklı borçlu­sundan razı olarak ayrılırsa, kara ve deniz hayvanları ona dua eder. Buna karşılık ödeme gücü olduğu halde alacaklısını oyalayan kim­seye her gün ve gece için Allahu Teâlâ bir günah yazar.” buyur­du.[33]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem,

“Zorluk çıkarmadan zayıfa hakkı verilmeyen bir millet takdis edilmez.” [34]buyurmuştur. İbn Mâce bu hadîsi kıssası ve sebeb-i vurûdi ile anlatarak rivayet etmiştir. Şöyle ki:

“Bir bedevinin Resûl-i Ekrem'de alacağı vardı. Geldi alacağını istedi ve:

“Hakkımı ver, “diye çıkıştı. Ashab-ı Kiram adama:

“Yazıklar olsun sana, kiminle konuştuğunu biliyor musun?” de­diler. Adam:

“Ben hakkımı istiyorum,” dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“İlişmeyin, hak sahibi ile karşı karşıyasınız,” buyurdu ve sonra Havle binti Kays'e:

“Eğer yanında hurma varsa bana ödünç ver, ba­na hurma geldiğinde öderim” diye haber gönderdi. Havle:

“Hay hay, anam babam size feda olsun” ey Allah'ın Resulü, de­di. Resûl-i Ekrem ondan ödünç aldı ve bedeviye olan borcunu ödedi, karnını da doyurdu. Karnı doyan bedevi:

“Bana bolca borcunu ödedin, Allah da seni mükâfatlandırsın,” dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Bunlar, insanların hayırlılarıdır. Kolaylıkla zayıfın hakkını alamayan  bir  millet, Allah'ın  rızasına  mazhar  olamaz.”  buyur­du.[35]

Tembih: Gerçi bunu den sayanı görmedim, fakat birinci ve ondan sonra nakledilen hadîs, bunun  olmasını açıkça ifâde etmektedir. Zira zulüm, adamı cezalandırmak ve teşhir etmek en bü­yük korkutmadır, imamlardan bir cemaat, bu hususta ittifakın bu­lunduğunu açıkça ifade etmişler ve demişlerdir ki: “Durumu Müsait olduğu halde borcunu ödemeyen kimseyi Hâkim'in tehdit edip ölün­ceye veya borcunu ödeyinceye kadar dövmesi lâzımdır. Nitekim na­mazı terkedenler hakkında da buna benzer bir rivayet vardır. İmam­lardan bazıları, her ikisinin de zayıf olduğunu, zayıf olanın, zayıf olana kıyasının ise zayıf olduğunu söylemişlerdir.[36]


 

[1] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 723.

[2] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu’l-İstikraz; Sünenu İbn Mace, 2/806.

[3] et-Tergib ve't-Terhib, 2/597 (Taberani'nin “Kebir”indeki rivayetinden naklen).

[4] et-Tergîb ve't-Terhib, 2/599 (Tabertal'nin “Kebir”indeki rivayetinden nak­len).

[5] Sünenü İbn Mâce, 2/807.

[6] et-Tergib ve't-Terhib, 2/509, 800 (Taberani'nin “Kebir”indeki rivayetinden naklen).

[7] et-Tergib vet-Terhîb, 2/602 (Taberânî'nin “Sağlr” ve “Evsat”ındaki rivayetinden naklen. Râvileri sikkattandır).

[8] et-Tergîb ve't-Terhib, 2/602 (Ahmed, Bezzar, Taberâni ve Ebû Nuaym'ın ri­vayetlerinden naklen. Bir tanesinin isnadı hasendir).

[9] et-Tergib vet-Terhib, 2/596 (Nesei ve Hâkim'in rivayetlerinden naklen.)

[10] et-Tergib ve't-Terhib, 2/605 (Taberani'nin “Evsat”ındaki rivayetinden nak­len).

[11] Sünenü Ebi Dâvûd, 3/247; et-Tergib ve't-Terhib, 2/605 (Beyhaki'nin rivaye­tinden naklen)

[12] et-Tergib ve't-Terhib, 2/605, 606 (Taberani ve İbn Ebi’d-Dünya'nın rivayetlerinden naklen).

[13] et-Tergîb ve't-Terhib, 3/606 (Ahmed, Hakim ve Dare Kutni’nin rivayetlerinden naklen).

[14] Sahihu Müslim. 3/1237.

[15] et-Tergîb ve't-Terhib, 2/607 (Taberani’nin rivayetinden naklen).

[16] et-Tergib ve't-Terhib, 2/606 (Ahmed ve Tirmizi’nin rivayetlerinden naklen).

[17] et-Tergib ve't-Terhib, 2/605 (Hakim'in rivayetinden naklen).

[18] et-Tergib ve't-Terhib, 2/603 (Hâkimin rivayetinden naklen).

[19] et-Tergib ve't-Terhib, 2/568 (Ahmed, Ebû Ya1a ve Taberani'nin rivayetle­rinden naklen).

[20] Sünenü İbn Mâce, 2/805; et-Tergib ve't-Terhib, 2/568 (İbn Hibban ve Nesei’nin rivayetlerinden naklen).

[21] et-Tergib ve't-Terhib, 2/568 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[22] et-Tergib ve't-Terhib, 2/604 (Hâkimin rivayetinden naklen).

[23] Sünenü İbn Mace, 2/814; et-Tergib ve’t-Terhib. 2/603 (Bezzar’ın rivayetinden naklen).

[24] et-Tergib ve’t-Terhib, 2/600 (Nesei ve Taberani'nin rivayetlerinden naklen).

[25] et-Tergib vet-Terhib, 3/990 (Ahmed, Ebû Yala, Bayhaki ve Hakim’in rivayetinden naklen)

[26] et-Tergib vet-Terhib, 2/596 (Beyhaki'nin rivayetinden naklen).

[27] et-Tergib vet-Terhib, 2/596 (Hakim'in rivayetinden naklen). Ancak senedde vahi olan Bişr b. Ubeydü'd-Darisi vardır.

[28] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 724-732.

[29] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Havalât; Sahihu Müslim, 3/1197; Sünenü Ebi Davûd, 3/247; Sünenü İbn Mâce, 2/803; Sünenü’n-Nesei, 7/316; Sünenü't-Tirmizi, 3/591.

[30] et-Tergîb ve't-Terhib, 2/609 (Hâkim ve İbn Hibban'ın rivayetlerinden nak­len).

[31] et-Tergib ve't-Terhib, 2/810 (Bezzar ve Taberani'nin “Kebir”indekl rivayetlerinden naklen).

[32] et-Tergib ve't-Terhib, 2/610 (Taberani'nin “Kebîr”indeki rivayetinden nak­len).

[33] et-Tergib vet-Terhîb, 2/610, 611 (Taberani'nin “Evsat” ve “Kebir”indeki ri­vayetlerinden naklen).

[34] et-Tergib ve't-Terhib, 2/611 (Ebu Yâlâ’nın. rivayetinden naklen).

[35] Sünenü İbn Mâce, 2/810.

[36] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 733-735.