İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

HİCİR BABI

 

208. : Yetim Malı Yemek

 

Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:

“Yetimlerin mallarını haksız yere,yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.” [1]

Katade diyor ki; âyet-i celile, yetim olan yeğeninin malını yiyen Gatfân kabilesinden bir adam hakkında nazil olmuştur.

Ayet-i celiledeki “Zulmen”, zulüm için veya zulmeder oldukları halde yiyenler kastedilmiştir. Zulüm olmayıp fıkıh kitapla­rında belirtilen şartlara uygun olarak velinin yemesi, bu hükmün dı­şındadır. Nitekim Allahu Teâlâ,

“Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan ise uygun bir şekilde yesin.”[2] buyurmuştur. İhtiyacı nisbetinde, istikraz olarak veya işçiliği nisbetinde yesin veya darda kaldığı vakit yedi­ğini eli genişlediği vakit ödesin. Eli genişlemezse yediği helâldir ki, bu, dört ayrı hükümdür.

Bize göre bunlardan en doğrusu, veli zengin ise yetimin malın­dan bir şey almamasıdır. Şayet veli fakir olup yetimin işine gücüne bakmak, kendi kazancına mani oluyorsa, o zaman kadının hükmü de olmasa, yetimin malından bir miktar alabilir. Alacağı miktar şöy­le tayin edilir: Yetimin işinde çalıştığı yevmiyesinin tutan ile, nor­mal olarak kendi geçimine yetecek yevmiye karşılaştırılır. Az olanı alır. Azın çoğunu alması caiz olmaz. Kadıya gelince, o hiç bir şey alamaz. Baba, dede ve anne vasi oldukları takdirde onlar yetecek kadarını alabilirler, zira bunlar çocuklarının malından yiyebilirler. Şayet anne ve baba çocuklarının malına bakmaktan âciz iseler. kadı bir kayyım nasbeder ve çocuğun malından bir ücret tayin eder.

Fakat bu kayyım kendisi veliden böyle bir ücret isteyemez. Veli ken­di yiyeceğini çocuğun yiyeceği ile karıştırabilir ve ondan ziyafet de verebilir. Fakat kendisinin hissesi fazla olmak lâzımdır.

Âyet-i celîlenin tazammun ettiği şiddetli veid içindir ki İbn Da­kik, “Yetim malı yemek, son nefesde imansız gitmeye sebeptir. Bu, denenmiştir.” denmiştir. Bunun için âyet-i celile nazil olduğu vakit Ashâb-ı Kiram çok daraldı ve yetimin malına yaklaşmadan son de­rece kaçındılar. Nihayet:

“Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.”[3] âyet-i celilesi nazil oldu. Bazıları bu âyetin yukardaki âyeti neshettiğini sanmışlardır ki, açık hataya düşmüşlerdir. Çün­kü yukardaki âyet, haksız yere yetimin malını yemenin haram ol­duğunu ifade etmektedir ki, bu âyette bunun neshedilmiş olduğuna dair en küçük bir işaret bile yoktur. Son âyetten maksad, yasak olan karışıklık, onlann mallarını haksız olarak yemektedir. Bütün o şid­detli veidler de bu gibileredir. Yoksa onların bu haklarına riâyet et­tikten sonra, onları aralarınıza almak en büyük bir iyiliktir. Birinci âyet birinci şıkkı, ikinci âyet de ikinci şıkkı anlatır. Bu ise açık ve meydandadır. Bu iki hükmü Allahu Teâlâ:

“Yetim, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında ma­lına yaklaşmayın.”[4] âyeti ile bir araya toplamıştır. Ayrıca ye­timin malının korunmasına son derece önem verilmesini tenbih et­mek üzere de.

“Arkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endi­şe edecek olanları, haksızlık yapmaktan korksunlar ve Allah'tan sa­kınsınlar; dürüst söz söylesinler.” [5]buyurmuştur. Her ne ka­dar bazıları âyetin, malının üçtebirinden fazlasını vasiyet edenlerle ilgili olduğunu söylerlerse de, âyetin siyakından, yetim olanlarla il­gili olduğu anlaşılır. Hitabda bile onlara karşı nâzik ve yumuşak davranmalı; şahsında, malında ve her halinde kendisine en uygun muamelede bulunmalıdır. Kendi servetine ve çocuklarına karşı nasıl davranırsa onlara da öyle davranmalıdır. Ceza, amel cinsindendir; yaptığını gibi bulursun. Sen yetimin malını, canını, izzet ve şerefini ne nisbette korur, onun gönlünü hoş edersen, yarın senden sonra da yetim çocuklarım Allahu Teâlâ öylece korutur ve muhafaza ettirir. İyilik yapmışsa çocukların da iyilik, kötülük yapmışsa kötülük bulur.

Şayet, aklı başında olan dinini düşünmüyorsa, hiç olmazsa, ken­disinden sonra yetim kalabilecek çocuklarını düşünsün. Bir rivayet­te Allahu Teâlâ Davud aleyhisselâma:

“Ey Dâvûd, öksüzlere merhametli bir baba, dul kadınlara da şefkatli bir koca gibi ol,” buyurmuştur.

Şunu iyi bil ki, ektiğin gibi biçersin, nasıl yaparsan öyle bulur­sun. Çünkü sen de dul kadın ve yetim çocuk bırakabilirsin.

Yetime zulüm ve servetine ihanet hakkında, âyetteki veîdlere uygun olarak hadislerde şiddetli veîdler vârid olmuştur. Gaye, in­sanları bu sonu vahim olan tehlikelerden korumaktır.

Bu hadîslerden bazıları:

Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Ey Ebû Zer, seni zayıf görüyorum ve aynı zamanda kendim için sevdiğimi senin için de seviyorum. İki kişiye dahi olsa başkanlık et­me, yetim malına da veli olma.” [6]buyurmuştur.

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Yedi helak edici günahtan sakının,” buyurdu. Kendisine:

“Onlar nedir, ya Resûlallah?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:

“Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldür­mek, yetim malı yemek, riba yemek, savaş alanından kaçmak, İffetli mü’min kadınlara iffetsizlik isnad etmektir.” [7]buyurdu.

Bezzâr'ın rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Kebair yedidir: Birincisi Allah'a şirk koşmak, haksız yere adam öldürmek, riba yemek, yetim malı yemek, savaş günü kaçmak, iffetli kadınlara iffetsizlik isnad etmek ve hicretten sonra bedevîliğe dönmektir”. [8]buyurmuştur.

Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Dört kimse vardır ki, onları cennete koymamak ve cennetin ni­metlerini onlara tattırmamak, Allahu Teâlâ'nın hakkıdır: Devamlı içki içen, riba yiyen, haksız yere yetim malı yiyen, anne ve babasına asi olandır.”[9]  buyurmuştur.

İbn Hibbân'ın “Sahih”indeki rivayetinde:

“Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Yemen halkına yaz­dığı bir mektupda:

“Allah katında kıyamet günü en büyük günah­lar, Allah'a şirk koşmak, haksız yere mü’min olan bir kimseyi öldür­mek, Allah yolundaki savaştan savaş günü kaçmak, anne babaya âsi olmak, iffetli kadına iftira etmek, sihir öğrenmek, riba yemek ve ye­tim malı yemektir” buyurmuştur.” [10]

Ebû Yala'nın rivayetinde Resûl-i Ekrem,

Kıyamet günü öyle kimseler mezarlarından çıkar ki ağızların­dan alevler fışkırır.” buyurdu. Resûl-i Ekrem'e:

“Bunlar kimlerdir?” diye soruldu. Resûl-i Ekrem:

“Görmüyor musunuz, Allahu Teâlâ: “Yetimlerin mallarını hak­sız yere yiyenler karınlarına ancak ateş tıkamış olurlar.” [11]buyuruyor.” dedi.[12]

Ayrıca Müslim'in rivâyetindeki miraç hadîsinde Resûl-i Ekrem:

“Öyle birtakım insanlar gördüm ki, onlara müvekkel birtakım kim­seler çenelerini ayırıp duruyorlar. Diğerleri de cehennemden getir­dikleri kızarmış taşları boğazlarına atarlar da taşlar arka tarafların­dan çıkar. Bunları görünce kim olduklarım Cebrail'e sordum. O da:

“Haksız yere yetim malı yiyenlerdir. İşte bunlar ateş yemiş gibidir­ler.” dedi.”

Kurtubî tefsirinde Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) den rivayetinde Re­sûl-i Ekrem,

“Miraç gecesinde deve dudakları gibi dudakları sarkık birtakım insanlar gördüm. Bunlara birtakım kimseler müvekkel ol­muş, dudaklarını açıyor ve cehennemde yanan taşları boğazlarına atıyor ve bu taşlar arka taraflarından çıkıyor. Cebrail'e bunların kim olduklarını sordum, o da haksız olarak yetim malı yiyenlerdir, dedi.” buyurmuştur.

Tembih: Gerek âyet-i celîle ve gerekse hadîs-i şeriflerden, hak­sız yere yetim malı yemenin büyük günahlardan sayıldığı meydan­da olduğu için bunda ittifak vardır. Aynı zamanda çalmak ve zorla almakta azı ile çoğu arasında fark olduğu halde ölçü ve tartıda az ile çok arasında fark olmadığı gibi, yetim malını yemenin azı ile ço­ğu arasında da fark yoktur. Çünkü ölçü ve tartıda azı çoğa davet ettiği ve bunda bir engel olmadığı gibi, öksüz malının azını irtikâb, insanı çoğuna doğru da götürür. Burada da bir engel yoktur, çünkü hepsi onun elindedir. Fakat tatfif bölümünde anlattığımız gibi, hırsızlık ve zorla almak böyle değildir. Bunlardan ancak eline geçtiğine tasarruf eder; az ise az, çok ise çok tasarruf eder. Bununla bera­ber öksüzün malandan az miktarda yemek sağiredir, diyenlerin sözü reddedilmiş olur. Gasb bölümünde bu konu yine ele alınacaktır.[13]

 

Yetime Bakmak, Ona Acımak Ve Dul Kadınların İşlerine Bakmak Hususunda Son Söz

 

Buhâri'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Ben ve yetimin işlerini üzerine alan kimse ile cennette şöylece beraber bulunacağız.” buyurdular ve şehâdet parmağı ile orta par­mağını işaret ederek aralarını ayırdılar.” [14]

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait herhangi bir yetimi ko­ruyup gözetenle ben, cennette söyleşeceğiz.” buyurdu. Ravi Mâlik b. Enes şehâdet parmağı ile orta parmağına işaret etmişti.” [15]

Bezzâr'ın rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Yakını olsun olmasın, bir öksüzü tekeffül edip himayesine alan kimse ile ben cennette böyle yakınız.” buyurdu ve iki parmağını bir­leştirerek işaret etti. (Resûl-i Ekrem devamla)

“Üç kız çocuğunu ter­biye edip yetiştiren kimse cennettedir ve aynı zamanda gündüz saim ve gece kaim olup Allah yolunda cihad eden gibi mükâfat alacaktır.” [16]buyurmuştur.

İbn Mâce'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur

“Üç öksüz çocuğu himayesine alan, gece kaim gündüz saim olup, akşam-sabah yalın kılıç Allah uğrunda savaşan gibidir.” (Resûl-i Ek­rem) şehâdet ve orta parmağını birbirine yapıştırıp işaret ederek: 

“Bunlar kardeş oldukları gibi, benimle o da cennette böyle kardeş gi­bi yanyanayız.” [17]

Tirmizî'nin, Sahih, dediği rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Kim müslümanlar arasından öksüz bir çocuğu alır, yedirir ve içirirse -mağfiret edilmeyecek derecede büyük bir günah işlemesi hâriç- elbette Allahu Teâlâ onu cennete kor.” Senedi hasen olan di­ğer bir rivayette:

“Çocuk kendine mâlik olup yardımda Müstağni oluncaya kadar onu bakan kimseye elbette cennet vacip olur.” [18]buyurmuştur.

İbn Mâce'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem,

Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içinde yetime iyilik ve ik­ram edilen evdir. Yine müslümanlar arasında en kötü ev de, içinde yetime fenalık yapılan evdir.” [19]buyurmuştur.

Ebû Yâlâ’nın hasen sened ile rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurmuştur:

“Cennet kapısını açacakların ilki benim. Fakat beni geçmeye ça­lışan bir kadın göreceğim ve ona:

“Sana ne oluyor, sen kimsin?” diyeceğim. O da:

“Babasız kalmış yetimlerimin başında oturup bekleyen bir ka­dınım,” der.” [20]

Taberâni’nin -metruk olmayan bir kişi Müstesna, diğer ravileri sikadan olan- rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Beni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, yetîme merhamet eden, ona güler yüz gösterip tatlı sözle nasihat eden, yetimliğine ve zayıflığına acıyan ve Allah'ın kendisine lütfettiği ni­metlerle komşusuna çalım satmayana, kıyamet gününde Allah azâb etmiyecektir.” [21] buyurmuştur.

Ahmed ve diğerlerinin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Yalnız Allah rızası için yetimin basım okşayan kimsenin, elinin değdiği her saç teli sayısınca Allahu Teâlâ ona hasene yazar. Kız ol­sun erkek olsun, yanındaki öksüze ikram eden kimse, benimle cen­nette böylecedir.” diyerek iki parmağı ile işaret etmiştir.[22]

Hâkim'in de Sahihtir dediği bir rivayette Resûl-i Ekrem:

Yakup aleyhisselâma bir adam:

“Gözünün ışığını alan, belini büken nedir?” diye sordu. Yakup aleyhisselâm:

“Gözümün ışığını alan, Yusuf için ağlamak, belimi büken de kardeşi Bünyamin için üzülmek olmuştur,” dedi. Bunun üzerine Ceb­rail aleyhisselâm geldi ve:

“Ey Yakup, Allahu Teâlâ'ya mı şikayet ediyorsun?” dedi. O:

Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açar ve şikâyet ederim,” dedi. Cebrail aleyhisselâm:

“Allah, senin söylediğini senden daha iyi bilir,” dedi.

Sonra Cebrail aleyhisselâm gitti. Yakup aleyhisselâm da evine girdi ve:

“Ey Rabbim, yaşlı ihtiyara merhamet etmez misin? Gözlerimin nurunu aldın, belimi büktün. Güzel kokulu yavrularımı bana geri ver de onları bir defa daha koklayayım. Ondan sonra da bana ne yaparsan yap, dedi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm geldi ve:

“Ey Yakup, Allahu Tealâ sana selam ediyor ve buyuruyor ki:

Müjde et, onlar ölmüş olsalardı senin İçin onları diriltir, onları göz­lerini sevindirirdim”. Ve yine sana şöyle buyuruyor:

“Ey Yakup, ne için gözlerinin nurunu aidini, belini büktüm. Ve Yusuf'un kardeşleri ne için Yusuf a yaptıkları o işleri yaptılar, bilir misin? Yakup:

“Hayır, bilmem dedi. Cebrail aleyhisselâm:

“Sana aç ve oruçlu olarak zavallı bir yetim geldi. Sen ve ço­cukların koyun kestiniz, yediniz de ona yedirmediniz. Allahu Teala:

“Ben, yarattıklarımdan yetim ve zavallılar kadar hiç bir şeyi sevmem. Binaenaleyh yemek yap, zavallıları çağır,” buyurdu.

Râvi Enes devamla diyor ki: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Yakup aleyhisselâm her akşam dellâllannı çağırttırırdı. Kim oruçlu ise Yakup'un sofrasına buyursun ve her sabah yine dellâllarını çağırttırır. Kim oruç tutmuyorsa Yakub'un sofrasına buyursun.” [23]buyurdu.

Buhâri ile Müslim'in Ebû Hureyre radıyallahu anhden rivayetle­rinde Resûl-i Ekrem,

“Dul ve yetimlere yardım eden kimse Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri oruç, geceleri ibadetle geçiren kimse gibidir.” [24]buyurmuştur. İbn Mâce'nin de aynı mealde bir rivayeti vardır.

Geçmiş büyüklerden birisi diyor ki:

“Ben ayyaş ve sarhoş birisi idim. Her türlü kötülüğü yapardım. Bir defasında bir öksüze acıdım, müşfik bir babanın evlâdına yapabileceği en nazik muameleyi ona yaptım ve gerekli ikramda bulundum. O gece rüyamda zabânilerin ite kaka beni cehenneme götürmekte olduklarını gördüm. Tam bu sırada o ikram ettiğim yetim hemen araya girdi ve:

“Durun, ben Rabbime durumu arzedeyim. Bu adam bana iyi­lik etti, bunu cehenneme götürmeyin,” dedi ise de zebaniler dinleme­diler. Bu esnada bir ses:

“Evet, yetime yaptığı ikramdan dolayı biz onun geçmişini ba­ğışladık, onu bırakın,” dedi ve zebaniler beni bıraktılar. Uyandıktan sonra yetimlere daha çok ikramda bulunmaya gayret ettim”.

Büyüklerden olan birisinin yine büyüklerden ailesi ve çocukları vardı. Kendisi zengin idi. Fakat ölünce aile efradına yoksulluk çök­tü. Kadın, komşularının dilinden kurtulmak için kız çocuklarını ala­rak oradan uzaklaştı ve gittiği memleketin metruk olan camiine sı­ğındı. Buraya çocuklarını yerleştiren kadın, ekmek bulmak için şeh­re girdi. Şehrin Müslüman olan belediye reisini buldu ve durumunu anlattı. Belediye reisi kadına inanmadı ve:

“Bunu bana isbat etmen lâzımdır, dedi. Kadın:

“Ben burada kimsesiz ve garip bir kadınım, kiminle durumu sana ispatlayabilirim, diyerek oradan ayrıldı ve tesadüfen bir Mecû-si'ye gitti durumunu anlattı. Mecûsi:

“Doğru söylüyorsun,” diyerek ailesini ona arkadaş verdi. Kadın gitti çocuklarını alarak geldi. Mecûsi bunları evinin bir odasına mi­safir etti. Son derece de ikramda bulundular. O gece Müslüman olan belediye reisi rüyasında kıyametin koptuğunu ve Resûl-i Ekrem'in başı ucunda Livaulhamd, yanı başında da emre amade bir köşkün bulunduğunu gördü. Resûl-i Ekrem'e:

“Bu köşk kimin içindir?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Müslümanlar içindir,” buyurdu. Adam:

“İşte ben Müslümanım, ya Resûlallah,” dedi. Resûl-i Ekrem:

“Müslüman olduğunuzu ispat ediniz,” buyurdu. Adam şaşırınca Resûl-i Ekrem ona çocukları için müracaat eden öksüzler annesi o kadına yaptığını kendisine hatırlattı. Adam kadını geri çevirdiği için son derece üzüntü içinde uykusundan uyandı ve kadını araştır­maya başladı. Nihayet kadının çocukları ile birlikte Mecûsi'nin evin­de olduğunu öğrendi. Adam Mecûsi'ye:

“Bu kadını bana ver,” dedi. Mecûsî:

“Hayır, vermem, zira o, bana misafir geldikten sonra evimin yumn-ü bereketi arttı,” dedi. Reis:

“Sana bin altın vereyim de onu bana ver,” dedi. Mecûsî:

“Hayır, vermem,” dedi. Belediye reisi zor kullanmak istedi fa­kat Mecûsi:

“Bu kadını niçin istediğini biliyorum. O gördüğün köşkün sa­hibi benim. Yoksa sen Müslümanlığın sebebiyle bize karşı övünmek mi istiyorsun. İyi bil ki, bütün ev halkı daha ilk akşamda bu kadının elinde Müslüman olduk ve senin gördüğün rüyayı biz de aynen gör­dük. Resûl-i Ekrem bana:

“Soyumdan gelen bu kadın, kız çocukları ile beraber senin ya­nında mıdırlar?” diye sordu. Ben:

“Evet, benim yanımdadırlar,” dedim. Resûl-i Ekrem:

“İşte bu köşk senin ve ev halkınındır,” buyurdu, dedi. Bunları dinleyen Müslüman belediye başkanı akıl almaz sıkıntı ve üzüntü içinde oradan ayrıldı.[25]

 

209. : Serveti Az da Olsa Küçük de Olsa Haram Ve Günahda Harcamak

 

Serveti küçük de olsa günah ve haramda harcamayı kebâirden sayanı görmedim ise de sözlerinden bunu kebâir saydıklarını anla­dım. Zira onlar bunu sefillik, ahmaklık ve israf kabul etmişlerdir. Aynı zamanda bu gibi adamların hıcr altına alınmaları gerektiğini söylemişlerdir. Öte yandan sefih ve mahcurun şehâdetlerinin kabul olmayacağını, kız çocuğunu evermesinde veli olamayacağını söyle­mişlerdir ki, bütün bunlar bu kimselerin fâsift olduklarını ifâde eder. Bir adamın fasık olması için kebâiri irtikab etmesi gerekir. Bunları irtikâb eden fasık olduğuna göre bunların da kebâirden oldukları anlaşılır. Aslında insanlar nazarında maldan daha sevimli bir şey yoktur. Servete ihanet edip onu mâsiyette harcayan kimsenin isyanı her şeyden çok sevdiğine delalet eder. Böyle son derece günaha mey­lin de büyük bir fesadlıktan meydana geldiğinde şüph yoktur. O hal­de mânâ bakımından da dir.[26]


 

[1] en-Nisa: 4/10.

[2] en-Nisa: 4/6.

[3] el-Bakara: 2/220.

[4] el-En'am: 6/152.

[5] En-Nisa: 4/9.

[6] Sahihu Müslim, 3/1458.

[7] Hadis yukarda geçmiştir.

[8] et-Tergîb ve't-Terhib, 4/356 (Bezzâr'ın rivayetinden naklen).

[9] et-Tergib ve't-Terhib, 4/356 (Hâkim'in rivayetinden naklen).

[10] et-Tergîb ve't-Terhib, 4/356 (İbn Hibbân'ın rivayetinden naklen).

[11] en-Nisâ: 4/10.

[12] et-Tergîb ve't-Terhib, 4/357 (Ebû Yâlâ’nın rivayetinden naklen).

[13] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 736-741.

[14] Sahihu'l-Buhari, Kitabu'1-Edeb.

[15] Sahihu Müslim, 4/2287.

[16] et-Tergib ve't-Terhib, 3/347 (Bezzâr’ın rivayetinden naklen).

[17] Sünenü İbn Mâce, 2/1213.

[18] Sünenü't-Tirmizi, 4/320.

[19] Sünenü İbn Mâce, 2/1213.

[20] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/349 (Ebü Yâlâ'nın rivayetinden naklen).

[21] et-Tergîb ve't-Terhib, 3/349 (Taberânl'nin rivayetinden naklen).

[22] et-Tergib ve't-Terhib, 3/348 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[23] et-Tergib ve't-Terhib, 3/350 (Hâkim, Beyhaki ve Isbahani'nin rivayetlerin­den naklen).

[24] Sahihu’l-Buhari, Kitabu'1-Edeb; Sahihu Müslim, 4/2286.

[25] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 741-747.

[26] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 747.