İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

SULH BABI

 

210. : Zimmî de Olsa Komşuya Eziyet Etmek

 

Buhâri ile Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.) den rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş olan kimse komşusuna ezi­yet etmesin. Allah'a ve âhiret, gününe İman etmiş olan kimse misa­firine ikram etsin. Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş olan kimse hayır söylesin veya sussun.” [1]buyurmuştur.

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş olan kimse komşusuna iyi­lik etsin.”[2] buyurmuştur. Diğer hasen bir rivayette, “ikram et­sin.” şeklindedir.

Ahmed'in -râvileri itimada şayan kimselerden olan bir sened ile- ve Taberâni'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem Ashâb'ına hita­ben:

“Zina hakkındaki görüşünüz nedir?” diye sordu. Onlar:

“Allah ve Resulünün haram ettiği bir şey'dir ve kıyamete ka­dar da haramdır,” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Bir adamın yabancı kadınlarla on kere zina etmesi, komşu ka­dın ile bir kere zina etmesinden daha ehvendir,” buyurdu. Yine Resûl-i Ekrem:

“Hırsızlık hakkında ne dersiniz?” buyurdu. Onlar:

“Allah ve Resulünün haram ettiği bir şey'dir ve kıyamete ka­dar da haramdır,” dediler. Resûl-i Ekrem:

“Bir adamın komşusunun malım çalması, yabana on kişinin malmı çalmasından daha ehvendir,” buyurdu. [3]

Ahmed, Buhâri ve Müslim'in rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Vallahi mü’min olmaz, vallahi mü’min olmaz, vallahi mü’min olmaz,” buyurdu. Kendisine:

“Ya Resûlallah, kim mü’min olmaz?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:

“Komşusu şerrinden emin olmayan kimse (mü’min olmaz),” bu­yurdu.[4]

Ebû Yalâ'nın rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Komşusu şerrinden emin   olmayan kimse, mü’min değildir.” [5]buyurmuştur.

Isbahâni’nin rivayeti ise,

“Muhakkak kişi, komşusu kötülüğünden emin olmadıkça mü'min olamaz. İnsan ne zaman uykuya yatarsa, komşusunun şerrinden emin olarak yatmalıdır. Asıl mü'nün, insanlar kendisinden rahatta olduğu halde hayrı çok olan kimsedir.” [6]şeklindedir.

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem,

Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ki­şi kendisi için sevdiğini komşusu veya din kardeşi için sevmedikçe mü’min olamaz.” [7]buyurmuştur.

Taberâni'nin rivayetinde; Ka’b b. Mâlik radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Adamın biri Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme gelerek:

“Ya Resûlallah, ben filânın mahallesine indim (orada ikâ­met ettim), onlardan bana en çok eziyet edeni, bana komşu olarak en yakın olanıdır. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Be­kir, Ömer ve Ali (Allah hepsinden razı olsun) yi gönderdi, onlar mes­cidin kapısına geliyor, kapının üzerinde duruyor ve şöyle sesleniyorlar:

“Dikkat edin, kırk ev komşudur. Kötülüğünden korkulan bir komşu cennete giremez.” [8]

Ahmed ve, İbn Ebi'd-Dünyâ’nın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem şöy­le buyurmuştur:

“Kişinin imanı Müstakim olmaz, kalbi Müstakim olmadıkça kal­bi Müstakim olmaz, dili Müstakim olmadıkça. Kişi cennete giremez, komşusu kötülüğünden emin bulunmadıkça.” [9]

Ceyyid sened ile Ahmed, Ebû Yâlâ ve Bezzâr'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Mü’min, İnsanların kendisinden emin oldukları kimsedir. Müs­lüman, insanların elinden ve dilinden selamette oldukları kimsedir. Muhacir de kötülükleri bırakandır. Nefsimi kudret elinde bulundu­ran Allah'a yemin ederim ki, komşusu kötülüklerinden emin olma­yan kimse cennete giremez.” [10], buyurmuştur.

Ahmed ve diğerlerinin rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle buyur­muştur:

Allahu Teâla rızkınızı taksim etliği gibi ahlâkınızı da taksim etmiştir. Allahu Teâlâ dünyayı, sevdiğine de sevmediğine de verir, fakat dini ancak sevdiğine verir. Dini kime vermişse onu sevmiştir. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, kişi, kal­bi ve dili selâmette olmadıkça Müslüman olamaz. Yine kişi, komşu­su aldatma ve zulmünden emin olmadıkça mü’min olamaz. Haram kazancından tasadduk etmesi, kendisi için mübarek ve bereketli ol­maz. Haramdan verdiği sadakası kabul olmaz. Kazandığı haram ser­veti veresesine bırakması ise onu cehenneme sevkeder. Muhakkak Allah kötülüğü kötülükle mahvetmez. Fakat kötülüğü iyilikle mah­veder. Çünkü pis pisliği temizlemez.” [11]

Ebû'ş-Şeyh ve İbn Hibban'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem,

“Komşusuna eziyet eden bana eziyet etmiş, bana eziyet eden ise Allah'a eziyet etmiştir. Komşusu ile savaşan, benimle savaşmış, be­nimle savaşan da Allah'a isyan etmiş olur.” [12]buyurmuştur.

Râvilerinde nekâret bulunan Taberâni'nin bir rivayetinde: “Resûl-i Ekrem bir savaşa çıkmıştı. Şöyle buyurdu:

“Komşusuna eziyet eden bizimle bugün sefere çıkmasın,” bu­yurdu. Adamlardan biri:

“Ben, komşumun duvarının dibine idrar ettim, “dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Bugün sen bize arkadaş olma,” buyurdu. [13]

Neseî ve Müslim'in şartına göre Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in ve “Sahih”inde İbn Hibbân'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Allah'ım, ikâmet edilen yerdeki kötü komşudan sana sığınırım. Çöldeki, komşu ise değişebilir (yani başka tarafa nakledebilir).” [14]buyurmuştur.

Ahmed ve Taberâni'nin ceyyid sened ile rivayetinde -lâfız Ahmed'e aittir- Resûl-i Ekrem,

“Kıyamet günü birbirleriyle ilk davalaşacak olan iki komşudur.” [15]buyurmuştur.

Diğer bir rivayette adamın biri Resûl-i Ekrem'e gelerek komşu­sundan şikâyet etti. Resül-i Ekrem:

“Evinin eşyasını yol üzerine çıkar,” buyurdu. Adam da öyle yaptı. Gelip geçenler bu kötü komşuya  lanet etmeye   başladılar. Adam Resûl-i Ekrem'e geldi ve:

“Ya Resûlallah, insanlardan ne çekiyorum,” dedi. Resûl-i Ek­rem:

“Ne yapıyorlar sana?” diye sordu. Adam:

“Beni lanetliyorlar,” diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem:

“İnsanlardan önce Allah seni lanetledi,” buyurdu. Adam eşya­sını sokağa atmak zorunda kalan komşusuna gitti ve:

“Eşyanı topla, artık sana eziyet etmem,” dedi.[16] Bezzâr da aynı mealde bir hadîs rivayet etmiştir.[17]

Ebû Dâvûd ve “Sahih”inde İbn Hibbân, Müslim'in şartına göre Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in rivayetlerinde: Adamın biri Re­sûl-i Ekrem'e gelerek komşusundan şikâyette bulundu. Resûl-i Ek­rem:

“Git ve sabret,” buyurdu, Adam iki veya üç defa Resûl-i Ekrem'e gelerek şikâyetini tekrarladı. Resûl-i Ekrem kendisine:

“Git, eşyanı yolun üzerine çıkar,” buyurdu. Adam da öyle yap­tı. Oradan gelip geçen bunun sebebini sorup komşusunun kendisini rahatsız etmesinden dolayı olduğunu anlayınca ona lanetler yağdır­maya başladılar. Buna dayanamayan komşu:

“Artık sana eziyet etmem, eşyanı evine kaldır,” dedi.[18]

Ahmed, Bezzâr, “Sahih”inde İbn Hibbân ve Sahih olduğunu söy­leyen Hâkim'in rivayetlerinde adamın biri Resûl-i Ekrem'e gelerek:

“Ya Resûlallah, filân kadın, çok namaz kılar, oruç tutar, sa­daka verir, şu kadar ki, dili ile komşusuna eziyet eder,” dedi. Resûl-i Ekrem:

“O, cehennemdedir,” buyurdu. Adam:

Ya Resûlallah, filân kadın da (nafile) namaz, oruç ve sadaka gibi ibadetleri az yapar, keşden de sadaka verir, ancak komşularına eziyet etmez,” dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“İşte bu kadın cennettedir”, buyurdu.[19]

Taberânî'nin rivayetinde, Muâviye b. Hayde diyor ki: “Resûl-i Ekrem'e:

“Komşunun komşudaki hakkı nedir?” diye sordum. Resûl-i Ek­rem:

“Hastalandığı vakit ziyaret edersin, ölürse cenazesine gidersin, ödünç isterse verirsin, kusuru olursa gizlersin”, buyurdu”.[20]

Ebû'ş-Şeyh'in rivayetinde ise; Resül-i Ekrem'e:

“Ya Resûlallah, komşunun komşudaki hakkı nedir?” diye sorduk. Resûl-i Ekrem:

“Ödünç isterse verirsin, yardım dilerse yardım edersin, muh­taç olursa verirsin, hastalanırsa ziyaret edersin,” buyurdu. Sonra Re­sûl-i Ekrem:

“Size söylediğimi anladınız mı? Komşu hakkını çok az kimse­ler daha doğrusu Allah'ın rahmet ettiği kimseler yerine getirebilir,” buyurdu.[21]

Harâıti'den gelen diğer bir rivayette bunlardan fazla olarak, Re­sûl-i Ekrem:

“Muhtaç olduğu vakit ona dönersin; bir iyilikle karşı­laştığı vakit göz aydınlığına, felâketle karşılaştığında da taziyesine gider, öldüğü vakit cenazesini defnedersin. Müsaadesi olmadan rüz­gâr ve güneşi kesecek şekilde yapacağın inşaat ile kendisine gölge olmazsın. Ayrıca senin tencerende kaynayan yemeğin kokusu ile onu rahatsız etmezsin. Ancak aşından bir miktarını ona verirsin. Satın aldığın meyveden ona bir miktar ikramda bulunursun veya göster­mezsin. Hatta çocuğun da onu komşunun çocuğuna göstermemesine dikkat edersin,” buyurdu;[22] Isbahâni'nin de aynı mealde rivayeti vardır.

Hafîz Münzirî, “Bu husustaki rivayetlerin çokluğu bunlara kuv­vet kazandırmaktadır.” demiştir.[23]

Taberâni'nin hasen sened ile rivayetinde Resûl-i Ekrem şöyle bu­yurdu:

“Komşusunun aç olarak yattığını bildiği halde karnını doyurup yatan (ve buna aldırmayan) bana inanmış değildir.” [24]

Sahih bir rivayette,

“Komşusu yanı başında aç olduğu halde karnını doyurup yatan kimse gerçek mümin değildir.” [25]buyurulmuştur.

Taberânî'nin rivayetinde adamın biri Resûl-i Ekrem'e gelerek:

“Ya Resûlallah, beni giydir, dedi. Resûl-i Ekrem aldırış etmedi. Adam bu sözü tekrar edince, Resûl-i Ekrem:

“İki elbisesinden fazla elbisesi olan bir komşun yok mu?” diye sordu. Adam:

“Var, hem birkaç tane var,” dedi. Resûl-i Ekrem:

“Seninle onları Allah cennette toplamaz,” buyurdu.[26] Isbahâni'nin rivayetinde Resül-i Ekrem:

Nice komşular vardır ki, kıyamet günü komşusunun yakasın­dan yapışır ve:

“Ya Rab, bu adama sor, niçin kapısını bana kapattı ve artan yemeğini bana vermedi.” diye şikâyette bulunur.” [27]buyurmuştur.

Tirmizi ve diğerlerinin mevsûl, maktu ve zayıflığı bulunan Ebû Hureyre (r.a.) den gelen rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Benden bu kelimeleri (öğütleri) kim alıp onlarla amel ede­cek veya amel edene öğretecek?” dedi. Ebû.Hureyre (r.a.):

“Ben, ya Resûlallah,” dedim, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem elimi tuttu ve şu beş şeyi saydı:

“Haramdan sakın ki, insanların en çok ibadet edeni olasın. Al­lah'ın taksimatına razı ol ki, insanların en zengini olasın. Komşuna, ihsan et ki mümin olasın, kendin için sevdiğini insanlar için de sev ki, Müslüman olasın, fazla gülme, zira çok gülmek kalbi öldürür.” [28]buyurmuştur.

Tirmizî'nin hasen ve gariptir dediği, ayrıca İbn Hibbân ve İbn Huzeyme'nin “Sahihlerinde, Müslim'in şartına göre Sahih olduğunu söyleyen Hâkim'in rivayetlerine göre Resûl-i Ekrem:

“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına en hayırlı olanıdır. Komşuların en hayırlısı da komşusuna    hayırlı olanıdır.” [29]buyurmuştur.

Yine Sahih bir hadîsde,

“Allahu Teâlâ'nın sevdiklerinden birisi de ölüm ile veya hayat ile Allahu Teâlâ kendisini koruyuncaya kadar kötü komşusunun ezi­yetine sabreden kimsedir.” [30]buyurulmuştur.

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Cibril, durmadan komşu hakkında bana o derece tavsiyede bu­lundu ki, komşuyu komşuya vâris kılacağını sandım.” [31]buyur­muştur.

Ahmed'in ceyyid sened ile rivayetinde; Ensâr'dan bir zat şöyle diyor: “Aile efradımla Resûl-i Ekrem'i ziyaret etmek üzere yola çık­tık. Bir de baktım bir adam uzun süre ayakta durdu ve konuştular. Ben de oturdum onları bekledim. Nihayet ayrıldılar. Ben Resûl-i Ek­rem'e :                         

“Bu adam sizi çok bekletti ve meşgul etti,” dedim. Resûl-i Ekrem:

“Sen bunun kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben:

“Hayır, bilmiyorum,” dedim. Resûl-i Ekrem:

“O Cibril sallallahu aleyhi ve selem idi. Durmadan bana kom­şuya iyilik yapmamı tavsiye ediyordu. O derece ki, komşuyu komşu­ya vâris kılacak sandım. Eğer sen ona selâm verseydin, o selâmını alacaktı,” [32]buyurdu.

Taberâni'nin ceyyid sened ile Ebü Umâme (r.a.) den rivayetinde, Ebû Umâme diyor ki:

“Resûl-i Ekrem Veda Haccı'nda kulağı kesik devesi üzerinde:

“Size komşularınızı tavsiye ederim” buyurdu ve bu sözü o ka­dar çok tekrar etti ki, ben, acaba komşuyu komşuya vâris mi yapa­cak, dedim.” [33]

Ebû Dâvûd, hasen ve garip olduğunu söyleyen Tirmizi'nin riva­yetlerinde, Abdullah b. Ömer (r.a.) e bir koyun kesilip hediye edildi. İbn Ömer (r.a.):

“Komşumuz Yahûdiye et verdiniz mi? Komşumuz Yahûdiye et verdiniz mi? Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle bu­yurduğunu duydum: “Cibril durmadan bana komşuya iyilik yapma­yı tavsiye ediyordu. O derece tavsiyede bulundu ki, komşuyu kom­şuya vâris kılacak sandım.” dedi.” [34]

Hafız el-Münziri diyor ki:

“Bu metin Ashâb'ın pek çokları tarafından rivayet edilmiştir. Ri­vayet yolları da pek çoktur.” [35]

Ahmed'in Sahih râvilere dayanan bir rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“İyi komşu, dölek binit ve geniş ev, kişinin mutluluğuna vesile olan hallerdendir.” [36]buyurmuştur.

İbn Hibbân’ın “Sahih” indeki rivayetinde; Sa'd İbn Ebi Vakkas (r.a.) Resûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

“Dört şey mutluluğa vesiledir: İyi kadın, geniş ev, iyi komşu ve dölek ve iyi huylu binit. Dört şey de mutsuzluğa sebeptir: Kötü kom­şu, kötü kadın, kötü binit ve dar ev.” [37]buyurmuştur.

Taberâni'nin “Evsat” ve “Kebir”indeki rivayetlerinde Resül-i Ek­rem:

“Allahu Teâlâ sâlih ve iyi bir Müslüman sebebiyle civarındaki yüz komşusundan belâyı kaldırır.” buyurdu ve sonra da, “Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulur­du.” mealindeki âyeti okudu.” [38]

Beyhakî'nin rivayetinde adamın biri Resûl-i Ekrem'e gelerek:

“Ya Resûlallah, bana bir amel öğret ki onu yaptığım vakit cen­nete girmeme vesile olsun,” dedi. Resûl-i Ekrem:

“İhsan edenlerden ol,” buyurdu. Adam:

“Ben ihsan ettiğimi nereden bileyim?” diye sordu. Resûl-i Ekrem:

“Komşularına son “iyisin, ihsan ediyorsun” diyorlarsa, ihsan ediyorsun. Veya “Kötüsün” diyorlarsa, kötüsün.” buyurdu.

Tembih: Bazılarının da açıkça ifâde ettikleri gibi, komşuya ezi­yet etmenin büyük günahlardan olduğu bu kadar Sahih hadîslerden anlaşılmaktadır.

Şayet, bunu niye komşuya tahsis edelim, kim olursa olsun, Müslümana eziyet haramdır? dersen, Derim ki; komşusu olmayan uzaktaki bir adama durup durur­ken insan kötülük edemez. Mutlaka bunun bir hazırlayıcı sebebi ol­malıdır. Yoksa âdeten bu mümkün değil gibidir. Ama komşu böyle değildir. Komşu hakkı ile ilgili hadisler de bunu teyid etmektedir.

Şurasını da bilmiş ol ki, komşu üç kısımdır:

Birincisi, akraba olan Müslüman bir komşudur. Bunun, komşu, akrabalık ve Müslümanlık olmak üzere üç hakkı vardır.

İkincisi, akraba olmayan Müslüman bir komşudur. Bunun da Müslümanlık ve komşuluk olmak üzere iki hakkı vardır.

Üçüncüsü, Müslüman olmayan bir komşudur. Bunun da yalnız komşuluk hakkı vardır. Müslüman da olmasa komşu olduğuna göre ona eziyet edemiyeceğin gibi ihsan ve iyilikte bulunmak da görevin­dir. Çünkü bunun pek çok faydaları vardır. Nitekim Sehl-i Tüsteri'nin Mecûsi ile ilgili bir olayı bunun en güzel örneğidir. Sehl-i Tüsterî hastalanmış, ölüm döşeğinde yatıyordu. Komşusu Mecûsi ziyaretine gelmişti. Mecûsî orada dehşetli rahatsız edici bir koku ile karşılaşır ve ısrarla kokunun nereden geldiğini sorar. Sehl-i Tüsterî:

“Bu koku, sizin lağım kokusudur, der. Tam iki yıldır bunu çe­kiyoruz, der. Mecûsî:

“Niçin haber vermediniz?” diye sorar. Sehl-i Tüsterî:

“İmkânsızlık karşısında rahatsız olursunuz diye haber verme­dik,” demesi üzerine, Mecûsi:

“Elini ver, Müslüman olacağım,” der ve Müslüman olur. Sehl-i Tüsteri de bu hastalığından kalkamayarak ölür.   İşte komşuya iyi davranmanın yararları.[39]

 

211. : Böbürlenmek İçin İhtiyaçtan Fazla İnşaat Yapmak

 

İbn Ebî'd-Dünyâ’nın rivayetinde; Ammar İbn Âmir radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Bir insan, yedi zira'dan yüksek bir ev yaptığı zaman, “Ey fâsıkların fâsikı, nereye gidiyorsun?” diye kendisine ni­da edilir.” [40]Bu hususta merfû bir hadis rivayet edilmiş ise de sahih değildir.

Ebû Davud'un rivayetinde; Enes radıyallahu anh diyor ki:

“Resül-i Ekrem bir gün (şehir içerisinde geziye) çıkmıştı. Biz de beraberinde idik. Yüksek bir kubbe gördü ve:

“Bu kimindir?” diye sordu. Ashâb'ı:

“Bu, Ensâr'dan falancınındır,” dediler. Resül-i Ekrem bir şey söylemedi ve bunu içinde sakladı. Nihayet bu kubbenin sahibi gel­di Resûl-i Ekrem'e selâm verdi. Resûl-i Ekrem selâmını almadı, on­dan yüz çevirdi. Bunu birkaç defa tekrar etti ise de Resûl-i Ekrem ona iltifat etmedi. Adam da bundan kendisine kızmış olduğunu anladı. Ashâb-ı Kiram'a şikâyette bulundu ve;

“Vallahi ben Resûlullah'ı darılttım (acaba neden?)” dedi. Ashâbı:

“Resûl-i Ekrem senin yükselttiğin kubbeyi gördü de ondan,” de­diler.

Bunun üzerine adam geri döndü, kubbeyi yıktı ve yerle bir etti. Yine bir gün Resûlullah (geziye) çıkmıştı. Kubbeyi göremedi ve:

“Kubbe ne oldu?” diye sordu. Ashâb:

“Kubbenin sahibi, sizin ondan yüz çevirdiğinizi ve ona iltifat etmediğinizden bize yakındı .Biz de ona sebebini söyledik.   Bunun üzerine o kubbeyi yıktı,” dediler. Resûl-i Ekrem:

“İhtiyaçtan fazla her bina sahibine zarardır.” [41], buyurdu. İbn Mâce'nin de aynı mealde bir rivayeti vardır.[42]

Taberânî'nin ceyyid sened ile rivayetinde bir yüksek binaya uğ­rayan Resûl-i Ekrem:

“Eli ile başını göstererek bundan daha yüksek olan her bina, kı­yamet günü sahibine vebaldir.” [43]buyurmuştur.

Yine Taberâni’nin -şahidleri ile birlikte- bir başka rivayetin­de Resûl-i Ekrem,

“Her bina sahibine zarardır, ancak -eliyle işaret ederek- böy­lece olan müstesna. Her ilim sahibine vebaldir, ancak ilmi ile amel edene vebal değildir.” [44]buyurmuştur.

Yine Taberânî “Evsat”, “Sağir” ve “Kebir”inde ceyyid sened ile Câbir radıyallahu anh'den rivayetinde Resül-i Ekrem şöyle buyur­muştur:

 “Allahu Teâlâ bir kula kötülük murad ettiği vakit, bina yapma­sı için ona çamur ve kerpici sevdirir.” [45]

Taberâni'nin “Evsat” ındaki Abdullah İbn Mesûd radıyallahu anh'den rivayetinde Resûl-i Ekrem,

“Kendisine yetecek kadarından fazla inşaat yapan kimseye, yap­tığı binayı kıyamet günü taşıması teklif edilir.” [46]buyurmuştur.

Yine Taberani “Kebir”inde mürsel bir senedle yaptığı rivayette Ebû'l-Âliye şöyle demiştir:

“Abbas b. Abdulmuttalip radıyallahu anh (ihtiyacından fazla) bir oda inşa etti. Resûl-i Ekrem sallallahu aley­hi ve sellem kendisine:

“Onu yık”, buyurdu. Abbâs (r.a.):

“Onu yıkayım mı yoksa parasını tasadduk mu edeyim?” diye sordu, Resûl-i Ekrem:

“Onu yık,” buyurdu.[47]

Hâkim'in Sahih dediği bir rivayetinde, Cabir radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu ha­ber vermiştir:

“Her iyi olan şey sadakadır. Kişinin ehline infak ettiği de ken­disine sadaka olarak yazılır. Kişinin, ırzını kendisiyle koruduğu şey de ona sadaka yazılır. Mü’min nafaka olarak neyi verirse, karşılığı Allah üzerinedir. Allahu Teâla kefildir. Ancak isyan ile binaya veri­lenler hâriç.” [48]

Yine Sahih bir rivayette Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kişi, toprak, çamur veya inşaata verdiği hâriç, diğeri bütün infakından ötürü mecur olur.” [49]

Tirmizi'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“İnfakın hepsi Allah yolundadır, yalnız binaya verilen parada hayır yoktur.”[50], buyurmuştur.

Ebû Davud'un mürsel olan rivayetinde Resûl-i Ekrem, Ümmü Seleme'ye hitaben,

“Müslüman kişinin malının gittiği en kötü yer, bi­na inşaatıdır.” [51]buyurmuştur.

Sahih ve müttefekun aleyh olan Cibril hadîsinde; yüksek binalar kıyamet alâmetlerinden sayılmıştır. [52]

Tembih: Gerçi yüksek binalar yapmayı kebâirden sayan kimse­yi görmedim. Fakat bu hadislerden kebâirden olduğu anlaşılmakta­dır. Hadisler mevkuftur, Peygamberimize kadar yükselmemiştir, de­nilemez. Çünkü bu hususlarda Ashâb kendiliğinden söz söyleyemez. Hadîsler onlarda son bulsa da yine Resûl-i Ekrem'den nakle Müste-niddir. Zira bunlar, akıl ile bilinmezler. Diğer hadîsler şiddetli veîdlerin bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadırlar. Resûl-i Ekrem'in öfkesi, adamın selâmım almaması ve ancak yıkılması ile razı olması, bunun  olmasının açık bir delilidir. Ancak “Tercüme” adlı eserde de anlattığım gibi, bütün bu veidleri, böbürlenmek için binayı yüksek yapmasına hamletmektir. Yoksa böbürlenmek için olmadığı takdirde, bu veîdlerle bir ilgisi olmaz. Yâni çalım satmak ve kibirlen­mek için değilse yüksek bina yapmakta dinî bir sakınca olmaz.[53]

 

212. : Yerin Hudut Ve Alâmetlerini Değiştirmek Ve Bozmak

 

Ahmed, Müslim ve Nesei'nin rivayetlerinde Hz. Ali radıyallahu anh buyuruyor ki, Resûl-i Ekrem bana dört şey emretmiştir. Bunlar: Allah'tan başkası adına kurban kesene Allah lanet etmiştir. Anne ve babasına lanet edene Allah lanet etmiştir. Bid'at sahibine meyledene Allah lanet etmiştir.  Arazi üzerindeki   işaretleri değiştirene   Allah lanet etmiştir.” [54]

Tembih: Yer üzerinde işaretleri değiştirmenin kebâirden olma­sı, bu hadisden açıkça anlaşılmaktadır. Bir cemaat de bunu böylece tasrih etmiştir. Çünkü burada batıl ile insanların malını yemek, on­lara eziyet etmek veya bunlardan birine sebep olmak vardır ki, ve­sileler için maksadlar hükmü vardır. Herhangi ortaklardan birinin hudut tecavüzü, başka bir komşunun tecavüzü veya yabancının yol yapıp oradan geçmesi de, zarar verdiği takdirde aynı hükümdedir.

Şafii imamlarından Kaffâl, hükümdar ile Hanefi imamlarından birinin arasında atlara binmiş gidiyorlardı. Yolda imam ile hükünv dar sağdan soldan Keffâl'ı sıkıştırınca, Keffâl atını tarlaya sürdü. Hanefi imamı hükümdara:

“Keffâl'a sor, başkasının tarlasında gitmek caiz midir?” dedi. Hükümdar:

“Ne diyorsun?” dedi. Keffâl da:

“ Evet, zarar verecek ekin olmadığı ve yol yapılmayacağı hal­lerde tarladan yürümek zarar vermez,” dedi.[55]

 

213. : Kör Olana Yanlış Yol Göstermek

 

Sünen sahiplerinin rivayetlerinde   Resûl-i Ekrem şöyle buyur­muştur:

“Kör olanı yoldan şaşıran ve sapıtan lanetlenmiştir.”

Tembih: Diğer bazıları da bunu büyük günahlardan saymışlar­dır. Öyle sanıyorum ki, onlar da “lânet”i kebâir alâmeti kabul etmiş­lerdir. Bunun kebâirden olacağı açıktır. Çünkü burada gözü görme­yene eziyet vardır. Hem bu, ağır bir eziyettir. Çünkü kör olanı şaşır­mak, onu çeşitli ve büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakmak olur ki, bunun  olduğunda şüphe yoktur.[56]

 

214. : Sahibinin İzni Olmadan Yolunda Tasarruf Etmek

 

215. Ve 216. ler: Gelip Geçenlere Açık Zarar Verecek Şekilde Umuma Ait Yolda Ve Müşterek Duvarda Adet Dışı Sahibinin İzni Olmadan Tasarruf

 

Bütün bunların den oldukları açıktır, zira bunlarda hem açık şekilde eziyet var ve hem de haklarına tecavüz ve zulüm var­dır. Eziyet ve zulüm diğerlerine şamil olduğu gibi, bunlara da şamil­dir. Gasb ve zulüm hakkında aşağıda anlatacağımız deliller, bunları da ihtiva ettiğinde şüphe yoktur. Gasb bahsinde bir adamın hudu­duna bir karış da olsa tecavüz eden insanın kıyamet günü yerin di­bine kadar o toprağı sırtlanıp mahşer yerine geleceğine dâir rivayet­ler gelecektir.[57]


 

[1] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu'1-Edeb; Sahihu Müslim. 1/68.

[2] Sahihu Müslim, 1/69.

[3] et-Tergib ve't-Terhib, 3/353 (Ahmed'in ve “Evsat” ile “Kebir”inde Taberâni'nin rivayetlerinden naklen).

[4] Sahihu'l-Buhâri, Kitabul-Edeb; et-Tergîb ve't-Terhib, 3/352.

[5] et-Tergîb ve't-Terhib, 3/353 (Ebü Yalâ'nın İbn Eshak'dan olan rivayetin­den naklen).

[6] et-Tergib ve't-Terhib. 3/353 (Isbahâni’nin rivayetinden naklen).

[7] Sahihu Müslim, 1/68.

[8] et-Tergib ve't-Terhib, 3/353 (Taberâni'nin rivayetinden naklen).

[9] et-Tergib ve't-Terhib, 3/353 (Ahmed ve İbn Ebi'd-Dünya’nın rivayetlerin­den naklen).

[10] et-Tergîb ve't-Terhib, 3/354 (Ahmed, Ebû Yala ve Bezzar’ın rivayetlerinden naklen).

[11] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/354 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[12] et-Tergib ve't-Terhib, 3/354 (Ebû'ş-Şeyh ve İbn Hibbân'ın rivayetlerinden naklen).

[13] et-Tergib ve't-Terhib, 3/355 (Taberâni'nin rivayetinden naklen).

[14] et-Tergib ve't-Terhib, 3/355 (İbn Hibbân’ın rivayetinden naklen).

[15] et-Tergib ve't-Terhib, 3/355 (Ahmed ve Taberâni'nin rivayetlerinden nak­len).

[16] et-Tergib ve't-Terhîb 3/355 (Taberânî'nin rivayetinden naklen).

[17] et-Tergîb ve't-Terhîb, 3/356; Bezzâr'in rivayetinden naklen).

[18] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/339.

[19] et-Tergîb ve't-Terhîb, 3/356 (Ahmed, Bezzâr, İbn Hibbân ve Hâkim'in ri­vayetlerinden naklen).

[20] et-Tergib ve't-Terhîb, 3/357 (Taberânî'nin rivayetinden naklen).

[21] et-Tergib ve't-Terhib, 3/357 (Ebû'ş-Şeyh'in rivayetinden naklen).

[22] et-Tergib ve't-Terhib, 3/357 (Harâiti “Mekârimu'l-Ahlâk”daki rivayetinden naklen).

[23] et-Tergib ve't-Terhib, 3/358.

[24] et-Tergib ve't-Terhib, 3/358 (Taberânî ve Bezzar’ın rivayetlerinden naklen).

[25] et-Tergib ve't-Terhib, 3/358 (Hakim'in rivayetinden naklen).

[26] et-Tergib ve't-Terhib, 3/359 (Taberânî'nin “Evsat”indaki rivayetinden nak­len).

[27] et-Tergib ve't-Terhib, 3/359 (Isbahâni'nin rivayetinden naklen).

[28] Sünenü't-Tirmizi, 4/551.

[29] Sünenü't-Tirmizl, 4/333; et-Tergib ve't-Terhîb, 3/380 (İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve Hâkim'in rivayetlerinden naklen).

[30] et-Tergib ve't-Terhib, 3/360 (Ahmed ve Taberânî'nin rivayetlerinden nak­len).

[31] Sahihu’l-Buhâri, Kitabu'1-Edeb; Sahihu Müslim, 4/2025; Sünenü't-Tirmizi, 4/333; Sünenü Ebî Davûd, 4/338; Sünenü İbn Mâce, 2/1211

[32] et-Tergib ve't-Terhib. 3/362 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[33] et-Tergib ve't-Terhib, 3/362 (Taberânî"nin rivayetinden naklen).

[34] Sünenü’t-Tirmizi, 4/333; Sünenü Ebi Dâvûd, 4/339.

[35] et-Tergib ve't-Terhib, 3/362.

[36] et-Tergib vet-Terhib, 3/363 (Ahmed'in rivayetinden naklen).

[37] et-Tergib ve't-Terhib, 3/363 (İbn Hibban’ın rivayetinden naklen).

[38] et-Tergib ve't-Terhib, 3/363 (Taberâni'nin “Kebir” ve “Evsat”indaki riva­yetlerinden naklen).

[39] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 748-759

[40] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/23 (İbn Ebi'd-Dünyâ’nın mevkuf olarak rivayetin­den naklen. Bazıları bunu refetmiş ise de sahih değildir).

[41] Sünenü Ebi Dâvûd, 4/360.

[42] Sünenü İbn Mâce, 2/1393.

[43] et-Tergib ve't-Terhib, 3/20 (Taberâni'nin ceyyid sened ile rivayetinden nak­len).

[44] et-Tergîb ve't-Terhîb, 3/21 (Taberâni'nin rivayetinden naklen).

[45] et-Tergib vet-Terhib, 3/21 (Taberâni'nin her üç mûcemindekl rivayetinden naklen).

[46] et-Tergib ve't-Terhib, 3/21 (Taberani'nin “Kebir” indeki rivayetinden naklen).

[47] et-Tergib ve't-Terhib, 3/21 (Ebû  Davud'un “Merâsilsde ve Taberâni’nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[48] et-Tergib ve't-Terhib, 3/22 (Dâre Kutni ve Hâkim'in rivayetlerinden nak­len).

[49] et-Tergib ve't-Terhib. 3/21 (Tirmizi'nin rivayetinden naklen).

[50] et-Tergib ve't-Terhib, 3/22 (Ebû Davûd'un “Merasil”deki rivayetinden nak­len).

[51] et-Tergib ve’t-Terhib, 3/22 (Ebü Davud'un “Merâsil”indeki rivayetinden nak­len).

[52] Sahihu’l-Buhari, Kitabu'1-İman.

[53] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 759-763.

[54] Sahihu Müslim, 3/1567; Sünenü'n-Neset, 7/232.

[55] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 763-764.

[56] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 764.

[57] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 765.