İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

İKRAR BABI

 

220. : Vereselerden Birine Veya Vâris Olmayana Yalan Olarak Borcum Var Demek

 

İbn Abbâs radiyallahu anhuma'dan rivayetinde Resûl-i Ekrem:

Vasiyette bir tarafı, zararlandırmak, kebâirdendir.” buyurmuştur.

Ahmed ve İbn Mâce'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem:

“Adam yetmiş yıl hayır amel işler. Vasiyet ettiğinde haksızlık ederse, kötü amel ile ömrü sona erer de cehenneme girer. Birisi de yetmiş yıl kötülük işler. Sonra vasiyet ettiğinde adalet yaparsa iyi amel ile ömrü sona erer de bu sayede cennete girer.” buyurmuştur. Sonra Ebû Hureyre radıyallahu anh:

“İsterseniz: “Bunlar, Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve peygamberine kim itaat ederse, onu, içlerin­den ırmaklar akan Cennete koyacaktır. Orada temellidirler. Büyük kurtuluş budur. Kim Allah'a ve peygamberine baş kaldırır ve yasa­larını aşarsa, onu, ebedî kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azâb oradadır.”[1] âyetlerini okuyunuz.” dedi.[2]

Ebû Dâvûd ile Tirmizî'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Erkek ve kadın itaat ile Allah'a amel ederler. Sonra ölüm za­manları gelir. Vasiyetlerinde bir tarafı zararlandırırlar da bu sebep­le cehennem kendilerine vacip olur.” buyurdu. Sonra Ebû Hureyre bana:

“Ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra, zarara uğratılmaksızın, Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah, bilendir, halim­dir. Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah ve peygamberine kim itaat ederse, onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.” [3]buyurmuştur.

Tembih: Vasiyette zararlandırmanın kebâirden olduğunu çokla­rı açıklamışlardır. Bunun tamamı vasiyet bölümünde gelecek ve Ebû Hureyre (r.a.) nin işaret ettiği âyet-i celile orada ele alınacaktır.[4]

 

221. : Vereseden Başka Şahidi Olmayan Borç Ve Emânetleri Ölüm Döşeğinde Yatan Hastanın Söylememesi

 

Her ne kadar diğerleri bunu ele almadılarsa da bunun da kebâ­irden olduğu meydandadır. Çünkü burada da başkasını, açıkça zararlandırmak vardır. İlerde buna dair açıklama gelecektir.[5]

 

222. : Bilerek Gerçek Olan Nesebi İnkâr

 

223. : Yalan Olan Bir Nesebi İkrar  

 

Âhmed ve Taberâni’nin Şuayb'den, o da babasından, o da de­desinden rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Zayıf da olsa kişiye nesebini inkâr veya bilinmeyen bir nesebi iddia, (günah) olarak yeter.”

Taberâni “Evsat”ında Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh'den rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Her kim bilinmeyen bir nesebi iddia ederse Allah'a kâfir oldu­ğu gibi, asıl soyundan, az da olsa ayrılmak isteyen, yine Allah'a kâ­fir olur.” [6]buyurmuştur.

Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Allahu Teâlâ'nın öyle kulları vardır ki, kıyamet günü Allahu Teâlâ onlarla konuşmaz, onları tezkiye etmez ve onlara bakmaz. On­lar için elem verici azâb vardır. Bunlar: Anne ve babasından uzak­laşan, onlardan yüz çeviren, çocuklarından uzaklaşıp, bunlar benden değildir, diyen, kendisine iyilik eden milletin nimetini inkâr edip onlardan uzaklaşandır.”[7], buyurmuştur. Hadisdeki in'amdan maksad, azâd olma nimetidir. Nitekim Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ek­rem:

Her kim kendisini âzâd edenlerin Müsaadesini almadan, bir mil­leti mevlâ edinirse, Allah'ın, meleklerin ve insanların laneti onun üzerinedir. Kıyamet günü farz ve nafileden hiç bir ibadeti kabul edilmez.” [8]buyurmuştur.

Tembih: Soyu inkâr veya yalan soyu iddia etmenin  ol­masına dair her ne kadar açık bir şey görmedimse de şu Sahih iki hadîsin ihtiva ettiği şiddetli veidler, bunun  olduğunu inkâr, kabul etmez bir şekilde ortaya koymuştur. Bunların her ikisinin za­rarları ortada ve aynı zamanda her ikisinde de Allahu Teâlâ’nın hükmünü değiştirmek vardır. Çünkü çocuk yalandan babasını inkâr ederse, yabancılar gibi olur. Ahkâm-ı zahire onu böyle tanır. Bir kimse de çocuk edinirse o da zahirde evlât hükmünü alır. Her iki şek­lin de zararı ortadadır. Bununla beraber Celâl Helkıni Buhâri ile Müslim'in,

“Her kim İslâmda babası olmadığım bildiği halde birisini baba diye iddia ederse, cennet ona haramdır.” [9]hadîsine dayanarak, bunun kebâirden olduğunu söylemiştir.[10]


 

[1] en-Nisâ: 4/13-14.

[2] Sünenü İbn Mâce, 2/903.

[3] en-Nisâ: 4/13-14. Sünenüt-Tirmizi, 4/431: Sünenü Ebi Dâvûd, 3/113.

[4] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 767-768.

[5] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 768.

[6] et-Tergib ve't-Terhîb, 3/73 (Ahmed ve Taberânî'nin “Sağir”indeki rivayet­lerinden naklen. Bu Amr İbn Şuayb hakkında dedikodu varsa da, böyle de­desi yolu ile gelen rivayetlerinde kendisiyle ihticac edilebilir.

[7] Yukarda geçmiştir.

[8] Sahihu Müslim, 3/1146.

[9] Sahihu Müslim, 1/80; Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Ferâiz;  Sünenü İbn Mâce, 2/870.

[10] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 769-770.