İSLÂM'DA HELÂLLER VE HARAMLAR

 

 

 

 

GASB BABI

 

227. : Gasb Zorla Başkasının Malını Elinden Almak

 

Buhâri ile Müslim'in Hz. Aişe radıyallahu anha'dan rivayetlerin­de Resûl-i Ekrem:

“Kim ki haksız yere arzdan bir karış yer zabtederse, yerin yedi katı halka gibi onun boynuna geçirilir.”[1]  buyurmuştur. Bunun böyle olduğunu, yakında gelecek olan Taberânî, Ahmed ve diğerleri­nin rivayeti teyid edecektir.  

Buhârî ile diğerlerinin haberleri ise,

“Hakkı olmadığı halde yerden bir karış (toprak) alan kimse kı­yamet günü o toprakla yedi kat yerin dibine batırılır.”[2], şek­lindedir.

Müslim'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Kim haksız olarak (başkasına ait) yerden bir karış alırsa, Allahu Teâlâ kıyamet günü yedi kat yerin dibine kadar onu halka ola­rak boynuna geçirir.” [3]buyurmuştur.

Ahmed, Taberânî ve “Sahih” inde İbn Hibbân'ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Herhangi bir kimse (kendisine ait olmayan) yerden bir karış (almak suretiyle) zulmederse, kıyamet günü Allahu Teâlâ ona, aldı­ğı yerden itibaren yedi kat yerin dibine kadar kazmayı kendisine emreder. Sonra insanların hesabını görünceye kadar o yeri bir hal­ka olarak boynuna geçirir.” [4]

Ahmed ve Taberâni'nin rivayetleri,

“Hakkı olmadığı halde (başkasına ait) yerden bir karış alan kim­seye (kıyamet günü) aldığı toprağı mahşer yerine taşıması kendisi­ne teklif edilir.”[5] şeklindedir.

Taberâni'nin “Kebir”indeki rivayetinde Resûl-i Ekrem:

Kim (kendisine ait olmayan) yerden bir karış toprak alırsa o toprağı su çıkıncaya kadar kazması ve ondan sonra çıkan toprağı yüklenip mahşer yerine getirmesi kendisine teklif edilir.” [6]bu­yurmuştur.

Ahmed ve Taberâni'nin rivayetlerinde Resûl-i Ekrem:

“Kim haksız yere (kendisine ait olmayan) yerden bir şey alır­sa aldığı bu şey, yedi kat yerin dibine kadar halka olup (kıyamet gü­nü) boynuna geçirilir. Onun farz ve nafileden hiç bir ibadeti de ka­bul olmaz.” [7]buyurmuştur.

Âhmed hasen sened ile ve Taberâni “Kebir”indeki rivayetlerin­de; İbn Mesûd radıyallahu anh diyor ki:

“Ben:

“Ya Resûlallah, en büyük zulüm hangisidir?” diye sordum. Re­sûl-i Ekrem:

“Müslüman bir kimsenin, kardeşinin hakkından bir zira' yeri eksiltip kendi zimmetine geçirmesidir, Oradan aldığı bir çakıl par­çası da alsa, kıyamet günü aldığı o yer, yerin derinliklerine varınca­ya kadar boynuna bir halka olarak geçirilir. Yerin derinliğini, ancak onu yaratan Allahu Teâlâ bilir.”[8] buyurdu.

Hasen sened ile Ahmed'in rivayetinde Resûl-i Ekrem:

“Allah katında en büyük haksızlık, bir arşın topraktır ki, bir ara­zide veya bir evde komşu olan iki kişiden birisi diğerinin hakkında, haksızlıkla kesip alır ve zimmetine geçirir bulursunuz. İşte bunu kesip aldığı vakit, bu, yedi kat yerin dibine kadar halka olup boynuna geçirilir.” [9]buyurmuştur,

Taberâni'nin diğer rivayetinde şöyle buyurulmuştur:

“Kim haksız olarak bir adamın yerini zorla alırsa, Ailahu Teâlâ kendisinden gazabh olduğu halde, O'na ulaşır.”[10]

Taberâni'nin “Sağir” ve “Kebir” indeki rivayetinde    Resûl-i Ek­rem:

“Müslümanların yolundan bir kanş alan kimse, kıyamet günü onu tâ yerin dibinden yüklendiği halde mahşer yerine gelir.” [11]buyurmuştur.

İbn Hibbân “Sahihinde Ebû Humeyd es-Sâidi radıyallahu anh'den rivayetinde, Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, adamın gönül rızası olmadan bir değneğini almak bile helâl değildir”. Râvi diyor ki:

“Bu, Müslüman üzerine Müslümanın malını Allah'ın haram kılmasının şiddetinden dolayıdır.[12]

Tembih: Beğavi ve diğer bazıları başkasına ait bir malı zorla almanın den sayılması için bir dinarın dörtte bir değerinde ol­masını şart koşmuşlardır. Bunlara göre, bundan daha azını gasbetmek den sayılmaz. Kaadı Bakıllânî'nin hikâye ettiğine göre; Mûtezile'den bazıları, zorla alınan malul ikiyüz dirhem olmasını; Cubbâi de bir defasında on dirhem, diğer bir rivayette Cübbâî ve diğer arkadaşları, gasbedilen malın yalnız beş dirhem değerinde olmasını şart koşmuşlardır. Basra âlimleri ise, gasbın kebâirden sayıl­ması için, yalnız bir dirhem değerinde olmasını yeterli görmüşlerdir.

Halimi, “Zorla alınan, aslında değersiz bir şey ise sağîredir. An­cak değersiz de olsa sahibinin ona ihtiyacı varsa yine dir.” de­miştir.

Ezra'i diyor ki: Gasbın  olmasında bir dirhemin dörtte bi­rinin yeterli olması, Hirevi ve diğerlerinin görüşüdür. Halbuki Rafiî'nin nüshaları daha doğrudur. Bu nüshaların birinde ve “Ravza” da bir dînar olması şart koşulmuş ki, bu da bu rivayeti nakledenin tah­rifidir.

Şeyh îzzuddin Abdusselâm, “Hadisde vârid olduğu gibi yalan yere şehâdetin  olması, oldukça değer taşıyan bir servet için yapıldığuıdadır. Bunda şüphe yoktur. Ancak bir üzüm veya bir hur­ma danesi için yalan şahitliği yapıldığı vakit, bu fesadın önünü al­mak için onu da kebâirden sayarız. Nitekim sarhoşluk vermediği halde bir damla şarabı haram saydığımız gibi. Bununla beraber gas­bın miktarını, sirkat miktarı ile de ayarlamak mümkündür. Yâni hır­sızlıkta ne miktar kebâirden ise, gasbde de o miktarı zimmete geçir­mek kebâirdendir. Öksüz malını yemekte de bu usûl uygulanır.

“Hadim” de, Hirevi'den geçen rivayet, bu ikinciye şehâdet eder, demiştir.

“Tavassut” ta Şureyh er-Revyânî ve diğerleri, yetimin ve başka­larının mallarını haksız olarak yemek, rüşvet almak gibi kebâirdir. Burada bir dirhemin dörtte biri olacak diye bir kayıt yoktur.

Udde sahibi de, “öksüz malı yemek ve rüşvet almak haramdır.” dedi ve bunu mutlak olarak zikretti, miktar tayin etmedi. Ölçü ve tartıda aynı şekilde hüküm verdi. îmâm Şafiî de bunu böyle açıkla­mıştır. “Zaten gasbedileni bir dinarın dörtte biri ile kayıtlamak, za­yıf bir rivayettir.” demiştir.

Yine “Tavassut”ta “Udde” sahibi, “Zekâtı vermemek dir.” derken, burada azı ile çoğu arasında fark gözetmemiştir. Esasen açıkça anlaşılan da budur.

Hirevî ve diğerlerinin, “Dinarın dörtte birinden az olmaması lâ­zım diye öne sürdükleri bu hudut, dayanaksız bir görüştür.” demiştir.

“Tavassut”un, “Hirevî'nin görüşü dayanaksızdır” demesi, açık ve doğrudur. Hatta İbn Abdusselâm diyor ki: “Ulema, bir danenin bile zorla alınıp çalınmasının  olduğunda icma etmişlerdir.”

Kurtübî'nin sözü de bunu teyid eder mahiyettedir. Kurtubi di­yor ki: “Yendi denebilecek kadar az bir lokmayı da haram olarak yiyen kimsenin fasık olduğunda Ehi-i Sünnet ittifak etmişlerdir”. Bişr b. el-Mûtemir ve Mûtezile'nin bir kısmı, “İkiyüz dirhem zimme­te geçirmekle kişi büyük'günah işlemiş olur.” demişlerdir. Cübbâî ise bir dirhemi zimmetine geçirmekle büyük günah işlemiş olur, de­miştir.

İbn Abdüsselâm, yukarda geçen Beğavi, Hirevi ve diğerlerinin sözlerine hiç kıymet vermemiştir. Çünkü anlattığım gibi onların gö­rüşleri zayıf olduğu gibi dayanakları da yoktur. Zira gasbeden, ya­lancı şahid, yetim malı yiyen, rüşvet alan, yanlış ölçüp yanlış tar­tan ve zekât vermeyenler hakkında vârid olan hadislerdeki veîdler, miktarı nazara atmadan azına da çoğuna da şamildir. Bunu muay­yen bir miktara tahsis, akıl yolu ile değil, ancak nakil, Resûl-i Ek­rem'den vârid olacak bir açıklama, ile mümkündür. Zira böyle şid­detli korkutma ile hükmetmek, ancak şâri'den telakki edilir. Azı, ço­ğu nazara alınmadan şâri'den böyle şiddetli veîd Sahih olduğu va­kit, onu az veya çok ile kayıtlamaksızın olduğu gibi kabul etmek lâ­zım gelir. Ancak kayıtlayıcı yeni bir delil-i sem'İ varsa o zaman tah­sis caiz olur. Bu olmayınca mutlak olan hükümler de hali üzre'ka­lırlar. Böylece Ezraî'nin sözü doğru olur. Tahsis ifâde eden bir de­lil-i şer'i olmadığına göre, şu kadarı kebâir de bu kadarı değil diye birtakım görüşler ortaya atmanın zayıf olup, mürtekiblerinin kebâir irtikâb ettiklerinde ve azı ile çoğu arasında fark olmadığına hükmet­menin itimada şayan olduğu anlaşılır. Gerçi bir hurma veya bir üzüm danesi gibi şeyleri -ki bunlar gayet değersiz şeylerdir- sağîreye hamletmek mümkün ise d,e İbn Abdüsselâm'ın bahsettiği bir nevi icma' -ki ulemânın çoğunluğu bunun da  olmasını ka­bul etmişlerdir. Zira az ve- değersiz de olsa insan haklarına tecavüze müsamaha edilmez.

Hudut tecavüzlüğü yapıp toprak gasbetmekle ilgili bazı hadis­leri Celâl Belkınî anlattıktan sonra, “Haram olmakta farkları olma­makla beraber acaba bu şiddetli veidlerde bir cinsden olmayan gasbler, bir cinsden olan gasbler ile aynı hükümde midir? Yoksa toprağa taarruz daha zararlı olup, bunlar birbirinden daha farklı mıdır?” di­ye sordu. Ve işte burası düşündürücüdür, dedi. Aralarında fark ol­madığına,

 “Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur. 

Üç sınıf insan var­dır ki, kıyamet gününde ben bunların hasmıyım: Bana yemin edip de sonra ahdini bozan, hür bir insanı köle diye satıp da parasını yi­yen ve tuttuğu işçiyi çalıştırıp da ücretini vermeyendir.” buyurmuş­tur.” [13], hadîsi ile de delil çekmiştir. Çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyip gasbeden için şiddetli veîd vardır. O, bunu bir delil olarak ele almıştır. Yoksa toprakta olsun, başka şeyde olsun gasbın  olmasında fark olmadığını bütün Ashâb sarahaten söylemişlerdir. Celâl Belkınî'nin bu telâşından, benim yukarda tembihten hemen önce getirdiğim hadisi görmediği anlaşılıyor. O hadiste, hiç bir Müslümana hakkı olmadığı bir değneği dahi almasının helâl olmaya­cağı bildirilmiştir. Bunu da yukardaki hadîse eklediğim vakit, top­raktan başka diğer şeylerde olan gasbe de şiddetli veîdlerin bulun­duğu anlaşılmış olur.[14]


 

[1] Sahihu'l-Buhâri, Mezâlim bahsi; Sahihu Müslim, 3/1232.

[2] Sahihu'l-Buhârî, Mezâlim bahsi.

[3] Sahihu Müslim, 3/1231.

[4] et-Tergîb ve't-Terhib. 3/15 (Ahmed, Taberânî ve İbn Hibbân'ın rivayetle­rinden naklen).

[5] et-Tergîb ve't-Terhib, 3/16 (Ahmed ve Taberâni'nin rivayetlerinden naklen).

[6] et-Tergib ve't-Terhib, 3/16 (Taberânî'nin “Kebir”indeki rivayetinden nak­len).

[7] et-Tergib ve't-Terhib, 3/16 (Ahmed ve Taberâni'nin rivayetlerinden naklen).

[8] et-Tergib ve't-Terhîb, 3/16 (Ahmed ve Taberani'nin “Kebir”indeki rivayet­lerinden naklen).

[9] et-Tergib ve't-Terhîb, 3/16 (Ahmed'İn hasen isnad ile ve Taberâni'nin “Kebir”indeki rivayetlerinden naklen).

[10] et-Tergib vet-Terhib, 3/16 (Taberâni'nin rivayetinden naklen).

[11] et-Tergib ve't-Terhib, 3/16 (Taberâni'nin “Kebir” ve “Sağir”indeki rivayet­lerinden naklen).

[12] et-Tergib ve't-Terhib, 3/16, 17 (İbn Hibbân'ın rivayetinden naklen).

[13] Sahihu'l-Buhâri, Kitabu'l-Buyû.

[14] İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir” İslâm'da Helâller Ve Haramlar “Büyük Günahlar”-I, Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1970: 771-777.