CİHAD VE GAYELERİ

Bazı art niyet sahipleri, Rasülullah (s.a.)'ın İslâm'ı kabul ettirmek için insanları zorladığını ve İslâm'ı yaymada kılıca başvurduğunu ileri sürerler. Ancak bu kanaat, Allahü Teâlâ'nın şu açık sözüne aykırıdır:

"Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur." Aynı şekilde bu kanaat, İslâm'ın yayılmaya başlamasından bahseden güvenilir tarihçilerin verdiği bilgilere de ters düşmektedir. Zira Rasülullah, kendilerine güvendiği dostlarını davet etmekle işe başlamış, bunun üzerine Ebubekir Sıddîk, Osman b. Affan, Zübeyr b. Avvâm, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Abdurrahman b. Avf İslâm'ı kabul etmişler, daha başkaları onları takip etmişti. Rasülullah (s.a.), hac mevsimlerinde diğer arap kabilelerinden Mekke'ye gelen kabile heyetleriyle görüşür, kendisini tanıtarak onları İslâm'a çağırırdı. Bu heyetlerden olan Evs ve Hazreç'e mensup bir topluluk onun davetine icabet ederek İslâm'ı kabul ettiler. Bu Yesribli müslümanlar, şehirlerine döndüklerinde kavimlerini bu yeni dine çağırdılar. Rasülullah (s.a.), kılıcı kınından çıkarmaksızın veya bir düşmanla mukatele etmeksizin Arap yarımadasında İslâm'ı böylece yaydı. Aynı şekilde Rasülullah, İslâm'ı Arap yarımadasının dışında yaymada da barış yolunu takip etmiştir. Bildiğimiz gibi o, zamanın emir ve hükümdarlarına mektuplar yazarak, onları İslâm'a davet etmişti.

"İslâm kılıç tehdidiyle kabul ettirilmiştir iddiaları, şüphesiz Hulefa-i Raşidin'in fethettikleri bölge halkına karşı davranışları, onların dinî hürriyetlerine saygı göstermeleri ve medenî haklarını korumaları hususunda takip ettikleri uygulama ile de bağdaşmaz. Hz. Ömer'in Kudüs halkıyla yaptığı sulhün şartları bu hususu açıkça gösterir.

Bütün bunlardan anlaşılır ki, İslâm, kalplere giden yolu tutmuş; onun yüce mesajı, ikna ve delil getirme metodu ile nefislere kolaylıkla yol bulmuştur. Buna, insanlığın milâdî yedinci asrın başlarından itibaren yeni bir ıslâh ediciyi gözlemeye başladığını da ilave edebiliriz. Öyle ki, fesat, hayatın bütün yönlerini kaplamış; Rum, Fars ve Arap ülkelerinde insanlar arasında adalet ölçüleri tamamiyle kaybolmuştu. Bu sebeple insanlar, hakiki eşitlik ve gerçek adalet ile temayüz eden İslâm'ı kabul etmekte acele davranmışlardır. "Sen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dine çevir. Allah'ın yaratma kanununa uygun olan dine dön ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur, fakat insanların çoğu bilmezler."

Rasülullah (s.a.), Mekke'de 13 yıl boyunca, insanları deliller getirerek ve güzel öğütlerle İslâm'a çağırmaya devam etti. Kureyş müşrikleri ise, ona ve ashabına eza ve cefanın her türlüsünü tattırdılar. Rasülullah, onların eziyet ve işkencelerine sabretti. Allahü Teâlâ, indirdiği ayetlerle onun sabırdan bir zırh giymesini ve sabra devam etmesini teşvik ediyor ve ona sabır ve tahammül hakkında örnekler veriyordu. Şu ayet bunlardan biridir: "O halde sen de, Peygamberlerden azim ve irade sahiplerinin sabrettikleri gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki gündüzün sadece bir saati kadar dünyada kalmış gibi olurlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluktan başkası helâk edilir mi?"

Kureyş müşriklerinin Rasülullah ve ashabına karşı eziyetleri iyice şiddetlenince, Allahü Teâlâ ona, müşriklerle savaşmasını emretti. Bu savaş, "Allah yolunda savaş" veya "Cihad" tabiriyle ifade edilir ki, sırf Allah yolunda, sadece Allah rızası için yapılan mukaddes savaştır. Allahü Teâlâ'nın Rasülü ve mü'minlere kendi yolunda savaş iznini verdiği âyetlerden bazıları Mekke, bazıları da Medine devrinde nazil olmuştur.

Müslümanlar için cihada izin verilmesinin sebeplerinden bazıları şunlardır:

1- Nefsi müdafaa: Bu hususta Allahü Teâlâ şöyle buyurur: "Kendileriyle savaşılan mü'minlere, savaşma izni verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir ve şüphesiz Allah onlara yardım etmeye kadirdir. Onlar sırf (Rabbimiz Allah'tır) dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar."

Başka ayetlerde de şöyle bildirilmektedir: "Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, fakat haksız yere saldırmayın. Çünkü Allah haksız yere saldıranları sevmez. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Onların sizi çıkardıkları yerden (yani Mekke'den) siz de onları çıkarın! Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle orada savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. Eğer onlar savaştan ve küfürden vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur."

"Size ne oldu ki Allah yolunda ve (Rabbimiz, bizi şu halkı zalim olan şehirden çıkar, bize katından bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!) diyen erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz."

Bu âyetlerden savaşın, ancak Allah yolunda nefsi ve buna bağlı olarak ırz ve malı müdafaa ve savunma için meşru kılınmış olduğunu anlıyoruz.

2. Davetin emniyet içinde yürütülmesini temin ve davete engel olanlara karşı müdafaa ki, İslâm'a girmek isteyenler bu dini kabul etmeleri sebebiyle belâya düşeceklerinden korkmasınlar. Nitekim korunmasız zayıf müslümanlardan Ammar b. Yasir, Bilâl-i Habeşi ve diğerleri daha önce bu belâ ve sıkıntılara düşmüşlerdi.

Mekke müşrikleri, Rasülullah'a karşı savaşta, diğer Arap kabileleri ile ittifak kurmaya başlayınca Allahü Teâlâ, müşriklerin hepsiyle savaş emrini verdi: "... ve müşrikler sizinle nasıl topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah, günahlardan korunanlarla beraberdir."

Medine Yahudileri, Rasülullah'la yaptıkları antlaşmayı bozup onunla savaşta Kureyşle işbirliği edince de şu ayet nazil oldu: "Bir kavmin antlaşmaya hainlik yapmasından korkarsan, sen de onların seninle yaptıkları anlaşmayı aynı şekilde onlara at. Çünkü Allah hainleri sevmez."

Allahü Teâlâ, mü'minlere, dünyada düşmanlarına karşı zafer vadetmiş, ahiret için de onları güzel nimetlerle müjdeliyerek şöyle buyurmuştur: "Dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz." "O topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah'tan, onların ummadıkları şeyleri ummaktasınız. Allah bilendir, hikmet sahibidir." "Ey inananlar! İnkâr edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalarınızı çevirip kaçmayın. Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında, arkasına döner kaçarsa Allah'tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir. Cehennem varılacak ne kötü bir yerdir.