| 3 Yargı
Organı
Eski hukukumuzda yargı erkine kaza denilmekte ve konuyla ilgili hükümler Kitâb'ül-Kazâ başlığı altın da zikredilmektedir. İslâm hukukçuları kazayı, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları Kur'an ve Sünnetten alınan şer'î hükümlere göre halletme şeklinde tanımlamaktadır. Bu görevi ifa eden görevlilere de kadı denmektedir. İslâm hukukunda ve dolayısıyla müslüman Türk devletlerinde yargı görevi (kaza), hilâfet makamına veya devletin başına ait vazifeler arasında yer alır. Yani yargılama görevi kamu adına halîfenin ve ya yetkili kıldığı kadıların görevidir. Bu sebeple İslâmın ilk dönemlerinde halifeler, bizzat kaza vazifesini de icra ederler ve başkalarına havale etmezlerdi. Daha sonra Devletin sınırlan genişleyip yargıya dair işler çoğalınca, halifeler gerek hilâfet merkezinde ve gerek vilayetlerde kendilerine vekâleten (kamuyu temsilen) davaları yürütmek için hususi memurlar yani kadılar tayin etmişlerdir. Bu sebeple kadılara naip de denmektedir. Bu genel izahtan sonra şimdi de tarihî gelişmelere kısaca bakacağız (51). Konuya Hz. Peygamber devrinden başlayalım, İslâm hukuk tarihinde yargı görevini deruhde eden ilk kadı (hâkim), bizzat Hz. Peygamber'dir. Ancak İslâm Devletinin sınırlan genişleyince çevreye gönderilen valiler (emirler) de yargı yetkisine sahipti. Meselâ, Muaz bin Cebel Yemen'e hem vali hem de kadı olarak gönderilmişti. Kısaca bu devirde icra ile kaza yetkisi ayrı değildi. (52) Râşid Halifeler denen .ilk dört halifeden Hz. Ebubekir zamanındaki durum, Hz. Peygamber devrinden pek farklı değildir. Hz. Ömer O'nun devrinde hâkimlik yapmış ise de kendine kadı ismi verilmemiştir, İslâm hukuk tarihinde çevre merkezlere resmen kadı tayin eden ilk halife, Hz. Ömer olmuştur. Hz. Ömer, Ebü'd-Derdâ'-yı Medine kadılığına, Şüreyh'i Küfe kadılığına ve Ebu Musa el-Eşari'yi Basra kadılığına tayin etmiş; ayrıca Şam'ı müstakil bir yargı bölgesi olarak kabul eylemiştir. Yargının temel esaslarını da Hz. Ömer vaz'etmiştir. Bu dönemde hususî bir mahkeme salonu yoktur ve kadılar camilerde yargı görevini ifa ederler. (53) Emeviler devri de yargı organları hususunda önemli bir yenilik getirmemiştir. Ancak başta Mısır valisi olmak üzere valilerin de kadı tayin edebildiklerini görüyoruz. Bu dönemde de kadının kararı her durum için icrâi bir mahiyet arzediyordu. (54) Abbasiler devri, İslâm hukuk tarihinde yargı organı açısından çok önemli gelişmeler gösteren bir dönemdir. Bu dönemde kadıların yetkileri ve görevleri arttırıldığı gibi, yargı teşkilatı da belli bir düzene sokulmuştur. Her vilayete değil, her yere bir kadı tayin edilmiş ve hatta büyük şehirlerde birden fazla kadılar bulundurulmaya başlanmıştır, ilk dönemlerde kadıları halife tayin etmektedir. Abbasi halifelerinden Harun Reşid zamanında (VII. asrın sonlanna doğru), Bağdat şehrinin genişlemesi ve yargı merkezlerinin çoğalması üzerine büyük Hanefi hukukçusu Ebu Yusuf, ilk defa Kadil'-Kudât ünvanıyla ilmiye ve adliye sınıfının başına tayin edilmiştir. Artık Kadil-Kudâtlar, önce Bağdat kadılarını, kısa bir zaman sonra da bütün kadıları tayin yetkisini ellerine almışlardır. (55) Abbasiler zamanına kadar kazaî kararlar icra gücü ile daima desteklene gelmiştir. Bu devirde İslâm ülkesinin sınırları genişleyince bazı merkezlerde kadıların gücünün azaldığı ve verdikleri kararları mahalli icra makamlarının uygulamadığı veya mahalli icra makamının bizzat kadı kararlarını çiğnediği görülmüştür. İşte kadıların verdikleri kararların icrasında açılan bu gediğin kapatılması ve kadılara başvurup karar elde ettiği halde hakkını elde edemeyenlerin müracaat edebilmesi için, daha yüksek ve idari yargı mahiyetinde bir mahkeme daha kurulmuştur. Bu yargı organı velâyetül mezâlim veya kazâ'ül-mezâlim de denen mezalim divanıdır. Mezâlim, sözlükte, zâlimlerin mazlumlardan aldıkları şeyler anlamına gelir. Terim olarak ise, hem icra hem de kaza gücü ile donatılmış bulunan ve mazlumların şikâyetleri üzerine hukukî anlaşmazlıkları çözümleyen yüksek bir yargı organı demektir. Yani yürütme ve yargı organı birleşerek bu yargı organını meydana getirmiştir, îlk dönemlerde bizzat halifelerin, 770 yılından itibaren ise kadil-kudatların başkanlık ettiği bu mahkemenin başkanına veliyy' ül-mezâlim veya nâzır'ul-mezâlim denir. Divan üyeleri beş guruptur: Kadılar, İslâm hukukçuları, kâtipler, şahitler ve önemli devlet ricali (vezirler gibi). Haftanın belli günlerinde toplanan bu divanın en önemli görevleri ise şunlardır: l Yerli idarecilerin halka yaptıkları haksızlıkları araştırmak ve suçluları cezalandırmak. 2 Tahsildarların suiistimallerini önlemek, 3Devlet memurlarını yargılamak. 4 Devlet memurları veya eşkıyanın gasplarını önlemek. 5 Vakıfları kontrol etmek. 6 Kadı kararlarını icra etmek. 7 Muhtesiplere (belediyecilere) yardımcı olmak. 8 Hususi müracaatlar üzerine her çeşit yargılamayı yapmak. (56) Abbasiler devrinde yargı organı haline gelen bu mahkeme, bütün müslüman Türk devletlerinde değişik isimlerle devam etmiş ve Osmanlı devletinde hem Divan'ların hem de Taazimattan sonra teşkil olunan Nizamiye Mahkemelerinin meşruiyet kaynağı haline gelmiştir. (57) ( 51) El-Ferrâ, 44 vd.; Osman Nuri, Mecelle-i Umur, 1/258 vd. ( 52 ) Nebhan, 554-558; Kur'an, Nisa, 65. ( 53) Nebhan, 558-563; Hudarî, Tarih'üt-Teşrî, 11 vd. ( 54 ) Ergin, Mecelle-i Umur, 1/258-261; Nebhan, 563. ( 55 ) Nebhan, 563-564; Uzunçarşılı, Medhal, 10; Ergin, Mecelle-i Umur ,1/261 vd.; Kalkaşandî, Subh'ül-A'sâ, 11/72 vd. (56) El-Ferrâ, 58-74; Zeydan, Abdulkerim, Nizam'ül-Kazâ, 300-308; Uzunçarşılı, Medhal, 9-10; Nebhan, 594 vd. ( 57 ) Ebül-Ulâ, Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Faşa, istanbul 1964, sh. 229 vd.
|