kadIn gİyİmİnde kargaşa
Bir hadisteki bazı kelimelerin mânâlarına işarette bulunmak istiyorum. Öyle ümid ediyorum ki, siz de benim gibi bu kelimeleri okuyunca hayretle düşünecek, ibretle günümüzdeki kadın giyim-kuşamına bakacaksınız.

Evet, âhirzamanda öyle çığırından çıkmış kadın giyim-kuşamları meydana çıkacak, öylesine ölçüsüz, tartısız bir elbise anarşisi ortalığı istila edecek ki, masum kadınlar bile bu çığırından çıkışın etkisine girecek, bu cinsî cazibe selinin bulanık sularına kapılıp gideceklerdir.

Sözü daha fazla uzatmadan hadisteki kelimelere geçelim ve günümüze bakan cihetlerine bir göz atalım.

Şöyle buyuruluyor hadiste:

"Kâsiyâtün" Kadınlar giyinmişler, evet giyinmişler. Ancak yine de (âriyâtün) yani üryandırlar, çıplaktırlar, tesettürlü sayılmazlar.

Evet, âhirzamanda öyle kadın giyim-kuşamları ortalığı istila edecek ki, bunların tesirine kapılıp giyen kadınlar giyinmiş sayılmayacak, giyindikleri halde üryan, çıplak sayılacaklar.

Çünkü kadının giyinmesinden maksat, bedenindeki cazibesini gizlemesi, bakanları tahrik etmemesidir.

Halbuki moda adı altında sunulan bu giyimler öylesine dar, ince ve kısa ki, bedendeki cazibeyi gizleme şöyle dursun, aksine daha da tahrikçi hale getiriyor, hattâ olmayan özellik ve güzelliği bile var gibi gösterebiliyor.

İşte bu yüzden böyle tahrikçi bir giyim-kuşam içinde olan kadın görünüşte (kâsiyâtün] yani giyinmiş de olsa gerçekte (âriyatün)dür üryandır, çıplaktır. Çünkü çıplakken yapacağı etkiyi bu giyimle de yapıyor, benzeri fitneyi bu giyimle de uyandırabiliyor.

Evet, âhirzaman kadınlarının bir kısmında öylesine bir örf, âdet anarşisi yayılır ki, bunlar kendilerini bağlayacak belli bir ölçü ve kaide tanımazlar, bir bakıma sınırsızlık arzusunda olurlar.

Bu yüzden kendileri: "Mâilâtün"dürler. Yani kendilerine meylederler.

Sonra da: "Mümilâtün'dürler. Yani kendilerine meylettirirler.

Giyim kuşamları, tutum ve tavırları kendilerine bakanları meylettirir, cazibelerine takarlar.

Halbuki bir kadının özellik ve güzelliği kimseyi kendisine meylettirmemesi, kendisinin de kimseye meyletmemesi, sadece ve yegâne meyledeceği kimsenin nikâhlısı olmasıdır. Nikâhlısının dışında ne kendisi meyleder, ne de kendisine meyledilmesinden memnuniyet duyar, gururlanır.

Daha doğrusu imanlı hanım inandığı kimselere benzemek ister. Resulullahın (a.s.m.) aziz evladı Fatıma Validemize kulak verir; onun tarif ve tavsifine değer verir.

O ne buyurmuş? Ne demiş acaba?

İsterseniz bir de Fatıma Validemizin sözüne bakalım, onun, kadını tarif edişine kulak verelim.

Soruyorlar:

"Hanımların hayırlısı hangisidir?"

Şöyle cevap veriyor, Efendimizin biricik kızı Fatıma Validemiz:

"Hanımın hayırlısı, kendisi erkeğe bakmayan, erkeği de kendisine baktırmayandır."

İşte bizim örneğimiz, erkeğiyle kadınıyla...