|
O |
Nahl
|
O |
| |
1- Allah'ın hükmü yakında gerçekleşecektir;
buna göre onun bir an önce gerçekleşmesini boşu
boşuna isteyip durmayınız. Allah, onların
kendisine yakıştırdıkları ortaklardan
uzaktır, yücedir.
2-Allah "Benden başka ilah yoktur, sırf benden
korkunuz"uyarısını, mesajını
insanlara duyursunlar diye dilediği kullarına kendi
iradesi ile vahiy eşliğinde melekler gönderir.
Mekke müşrikleri Peygamberimizden -salât ve selâm
üzerine olsun- başlarına dünya veya ahiret azabını
yıkmasını ve bunun hemen gerçekleşmesini
istiyorlardı. Zaman uzadıkça ve başlarına
inecek olan azap geciktikçe, onlar da bu azabın daha çabuk
gelmesine ilişkin aceleci ve alaylı isteklerinde ileri
gidiyor ve daha da şımarıyorlardı. Hz.
Muhammed'in, iman etmeleri ve teslim olmaları için
kendilerini aslı ve gerçekliği olmayan şeylerle
korkuttuğunu sanıyorlardı. Allah'ın onlara
zaman tanımasının hikmetini ve onlara süre tanımakla
ilgili rahmetini kavrayamıyorlardı. Bu nedenle yüce
Allah'ın evrene serpiştirdiği işaretlerini ve
Kur'an ayetlerini düşünüp anlamaya çalışmıyorlardı.
Halbuki bu ayetler, azapla korkutarak insanlara hitap etmekten
çok, onların akıllarına ve kalplerine hitap
ediyorlardı! Allah'ın kendisine akıl, bilinç ve
düşünme yeteneği, irade ve düşünce özgürlüğü
vererek onurlandırdığı insana en uygun yöntem
de buydu.
Surenin baş tarafı şüphe götürmez kesin bir
haberle başlıyor: "Allah'ın hükmü yakında
gerçekleşecektir." Emrin verildiğine ve
iradenin gerçekleştiğine işaret eden bir ifade...
Sadece bu ayet bile emrin zamanının ve
uygulanacağının kesinliğine kanıt olarak
yeterlidir. "Buna göre onun bir an önce gerçekleşmesini
boşu boşuna isteyip durmayın." Çünkü
Allah'ın yasası onun iradesine uygun şekilde
işler. Başkalarının onu öne almak istemesi,
bu yasayı öne alamaz. Ricası da onu geciktiremez.
Allah'ın azaba veya kıyamete ilişkin emri
belirlenmiş ve sona ermiştir artık. Bunların
meydana gelişi ve bu emrin infazı ise belirlenmiş
zamana bırakılmıştır.
Ne bir an ileri alınabilir, ne de bir an geciktirilebilir.
Bu kesin ve değişmez ifade, ne kadar böbürlense de
ne kadar sabit fikirli olsa da insanın ruhu üzerinde büyük
bir etkiye sahiptir. Bu aynı zamanda pratik gerçeğe de
uygun düşmektedir. Çünkü Allah'ın emri mutlaka gerçekleşir.
O'nun sadece hüküm vermesi bile o hükmün anında yürürlüğe
girmesi anlamındadır. Bu emrin oluşu bile O'nun
iradesinin gerçekleşmesi için yeterlidir. Yani ifade
şeklinde bir abartma yoktur. Gerçeğe aykırı
bir tarafı bulunmamaktadır. Ve aynı zamanda
insanın şuuru ve bilinci üzerinde derin etki bırakmaya
ilişkin amacına da ulaşmaktadır.
Tek olan Allah'a ortak koşmalarına ilişkin
uygulama ve bu şirkten kaynaklanan düşüncelere gelince
yüce Allah bunlardan uzak olduğunu belirtmiştir: "Allah,
onların kendisine yakıştırdıkları
ortaklardan uzaktır, yücedir." Düşünce ve
anlayıştaki düşüklükten kaynaklanan şirkin
her şeklinden ve her çeşidinden uzaktır.
Şirkten münezzeh olan ve onların ortak
koştuklarından uzak bulunan Allah'ın hükmü geldi.
Allah, insanları kuruntuları ve faydasız
arzularıyla başbaşa bırakmaz. Onlara gökten
kendilerini diriltecek ve kurtaracak olan vahyi gönderir. "Dilediği
kullarına kendi iradesince melekler ile ruhu gönderir."
Bu Allah'ın en başta gelen büyük nimetidir.
İlerde de geleceği gibi yüce Allah gökten su indirerek
yeryüzünü ve bedenleri diriltmekle yetinmeyip, ruhu diriltmek
için kendi katından melekleri de gönderir. Burada ruh
kavramının kendine özgü bir çağrışımı
ve anlamı vardır. Ruh burada hayattır. Hayatın
kaynağıdır. Nefislerde, vicdanlarda, akıllarda
ve duygularda bir hayat. Toplumu bozulmadan, çözülmeden ve yıkılıştan
koruyan bir hayat. Bu hayat, Allah'ın insanlara gökten
indirdiği rahmetin ilki ve kullarına
bahşettiği nimetin en değerlisidir. Onu
Allah'ın temiz yaratıkları olan melekler,
Allah'ın seçkin kulları olan peygamberlere indirirler.
Bu mesajın özü ve esası şudur:
Allah "benden başka ilah yoktur, sırf benden
korkunuz" uyarısını, mesajını
insanlara duyursunlar diye'...
İşte bu, ilahlığın bir ve
ortaksızlığıdır, inancın ruhudur,
nefsin hayatıdır. İnsanı dirilten yöneliş
ile yok edici yöneliş arasındaki yol
ayırımıdır. Bir tek ilaha bağlanmayan bir
nefis, bir ruh şaşkın ve
yıkılmış bir ruhtur. Çeşitli
eğilimler onu kendine çeker. Kuruntular onu etkisi altına
alır. Çelişkili düşünceler onu paramparça eder.
Tereddütler ve şeytanî telkinler kemirir onu. Bir bütün
olarak derli toplu bir halde herhangi bir hedefe yönelemez!
Ayetteki "ruh" kavramı bütün bu
anlamları kapsamına alıyor. Ve pek çok nimetleri
içeren surenin girişinde, bunlara işaret ediyor. Böylece
Allah'ın tüm nimetlerinin ancak onunla ortaya çıkacağı
anlaşılıyor. Gerçekten de bu en büyük niméttir.
Bu nimet olmadan diğerlerinin hiçbir değeri yoktur.
İnsanlığı diriltecek olan akide nimeti
kendisine bahşedilmedikten sonra insanlık ruhu, yeryüzünün
bütün nimetlerinden güzel şekilde yararlanma imkânını
elde edemez.
Burada sadece korkutmaya, uyarıya yer veriliyor. Ve bu
vahyin ve peygamberliğin özü olarak değerlendiriliyor.
Zira surenin akışının çoğunluğu
yalanlayıcılar, müşrikler, Allah'ın
nimetlerini inkâr edenler, Allah'ın helâl kıldıklarını
haram sayanlar, Allah ile yapmış oldukları sözleşmeyi
bozanlar ve imandan dönüş yapanlar etrafında dönüp
dolaşmaktadır. Dolayısıyla bu bağlamda
sadece uyarmayı ve korkutmayı gündeme getirmek, daha
uygun olmaktadır. Yine bu esnada takvaya, sakınmaya ve
Allah korkusuna çağrıda bulunulması daha yerinde
olmaktadır.
GÖKLER, YER VE İNSAN
Sonra ayetleri sunmaya geçiyor. Yaratıcının
birliğini gösteren yaradılış ayetlerini,
nimeti verenin birliğini gösteren nimet ayetlerini, öbek
öbek, demet demet sunuyor. Önce göklerin, yerin ve insanların
yaradılışıyla başlıyor:
|
|
|
O |
|
O |
|