Bu sahne tam ve kapsamlı bir
yıkılışı ifade etmektedir. Hem
altlarından, hem de üstlerinden yıkılmaktadır
başlarına. Binayı taşıyan sütunlar
temellerinden yıkılıyor. Üstten de tavan çöküp
geliyor. Üzerlerine kapanıyor ve onları buraya gömüyor.
"Allah'ın azabı hiç ummadıkları
taraftan başlarına iniverdi."
Bir de bakmışsın ki, son derece sağlam biçimde
inşa ettikleri ve içine girip huzur ve güvene kavuşacaklarını
sandıkları bina, kendilerinin gömüldükleri mezara,
alttan ve üstten kendilerini kıskıvrak yakalayan
felaket yurduna dönüşmüştür. Halbuki onlar bu binayı
korunmak için yapmışlardı ve tehlikenin bu
taraftan geçeceğini hiç düşünmemişlerdi!..
Allah'ın davası önünde duran ve bu amaçla oyunlar
peşinde koşan, sürekli planlar yapan ve tuzaklarından
kurtuluşun mümkün olmadığını,
planlarının boşa çıkmayacağını
sananların gülünç halini, yıkılışlarını
ve yokoluşlarını mükemmel biçimde sergileyen bir
sahnedir bu. Yüce Allah onları çepeçevre kuşatmıştır
çünkü!
Bu, zaman süreci içinde Kureyş'ten önce de sonra da yer
yer tekrarlanmış bir sahnedir. Düzenbazlar ne kadar
sistem kurarlarsa kursunlar, plan yapanlar ne kadar plan
yaparlarsa yapsınlar, Allah davası yoluna devam
edecektir. İnsanlar zaman zaman etraflarına bakar ve
Kur'an-ı Kerim'in çizmiş olduğu bu etkili sahneyi
hatırlarlar:
"Allah, kurdukları yapının temellerini
çökerterek tavanını başlarına indirdi;
Allah'ın azabı hiç ummadıkları taraftan
başlarına iniverdi."
Dünyada ve yeryüzündeki cezaları budur:
"Sonra kıyamet günü, Allah onlara "Uğurlarında
peygamberler ile çatıştığınız
ortaklarım hani nerede? diyerek kendilerini rezil eder."
Burada bir kıyamet sahnesi canlanıyor. Büyüklük
taslayan ve tuzaklar peşinde koşan bu inkârcılar
orada rezil, rüsvay olmuşlardır. Artık büyüklük
taslamanın ve komplo kurmanın zamanı geçmiştir.
Yaratan ve idare edenin huzuruna gelmişlerdir. Yüce Allah
azarlama ve tehdit için sorular yöneltiyor onlara:
"Uğurlarında peygamberler ile çatıştığınız
ortaklarım hani nerede?"
Hani benim ortaklarım? Onların yüzünden peygamber
ve mü'minlerle düşman olduğunuz, onlar hakkında
sadece bir ilahın varolduğunu savunan muvahhitlerle
tartıştığınız ortaklar nerede?
Bütün bir topluluk rezillikten sus pus olmuştur. Ki
kendilerine ilim verilen melekler, peygamberler ve mü'minlerin
dili açılsın. Yüce Allah bugünde onların
konuşmalarına ve üstün gelmelerine izin vermiştir:
"Bilgi sahipleri de "Bugün rezillik ve kötü akıbet,
kâfirleri kuşatmıştır" derler."
Surenin akışı içinde onlar, kıyamet
adımından bir adım önce ele alınıyor.
Onları ölümün gerçekleştiği zamana götürüyor.
Melekler, onların canlarını alırken, onlar
kendilerini iman ve kesin görüşten mahrum ettikleri, felâketin
kucağına attıkları ve sonunda kendilerini
ateşe ve azaba sürükledikleri için kendilerine zulmetmiş
olduklarının farkına vardılar.
Burada onların ölüm anındaki halleri sahneleniyor.
Aslında onlar henüz yeryüzünden zaman ve mekan olarak
uzaklaşmış değiller. Dünyada tezgahladıkları
yalan, hile ve tuzaklara da yakın bulunuyorlar:
"Biz hiçbir kötülük yapmamıştık diyerek
ölüm meleklerine kolayca teslim olurlar"
Hemen teslim olurlar. Bu büyüklük taslayanlar. Bir de bakmışsın
ki, onlar hiçbir tartışmaya ve sürtüşmeye
girmeden tam teslim olmuşlardır. Sadece teslim
bayrağını çekiyorlar ve teslimiyetlerini
sunuyorlar. Bu halleriyle de dünyada sürekli yaptıkları
numaranın bir devamı olarak suçları reddedip
yalanlıyorlar ve tam bir teslimiyet içinde diyorlar ki:
"Biz hiçbir kötülük yapmamıştık."
İşte o büyüklük taslayanlar için alçaltıcı
bir sahne, aşağılayıcı bir durum. Onlara
verilen cevap:
"Hayır, öyle değil"
Onların ne yaptıklarını eksiksiz bilenin
cevabıdır bu: "Allah sizin neler
yaptıklarınızı bilir."
Şu halde yalana, demagojiye ve sözü yaldızlamaya
gerek yoktur. Ve onlara verilen ceza, büyüklenenlerin cezası
geliyor:
"Bunun için ebedi olarak cèhennemde kalmak üzere oranın
kapılarından içeri giriniz. Kendini beğenmişlerin
barınağı ne kötü bir yerdir."