İnsanların işlerine akıl ermez.
Kendilerinden öncekilerin izledikleri yolun nereye vardıklarını
görürler de yine aynı yolu tutup giderler. Onların
başına gelenlerin kendilerinin de başına
gelebileceğini hiç düşünmezler. Allah'ın
yasasının belirlenmiş bir ilkeye uygun biçimde işlediği,
sebeplerin her zaman aynı sonuçları doğurduğu,
her eylemin mutlaka karşılık bulacağı,
Allah'ın yasasının kendilerini
kayırmayacağı! Sıra kendilerine
geldiğinde de bu yasanın durmayacağını ve
onlara da mutlaka uygulanacağını ezmekten
sapmayacağını anlamıyorlar.
"Allah olara zulmetmiş değildi, tersine onlar
kendi kendilerine zulmetmişlerdi."
Allah onlara düşünme, değerlendirme ve seçme
özgürlüğü vermiş, hem içe hem de dışa yönelik
ayetlerini kendilerine sunmuş, kendilerini sonuç konusunda
uyarıp onları yaptıkları eylemlerle ve
işleyen yasası ile başbaşa
bırakmıştır.
Dolayısıyla Allah onlara bu kesin akıbetleri
konusunda haksızlık etmemiş, aksine onlar kendi
kendilerine zulmetmişlerdir.
Herhangi bir cezayı vermede onlara katı
davranmamış, aksine onlara katı davranan
yaptıkları kötü işler olmuştur. Zira onlar
sadece yaptıklarının doğal sonuçları ve
akıbetleri ile karşılaşmaktadırlar.
"Sonunda yaptıkları kötülüklerin acı
akıbeti ile yüzyüze geldiler, alay konusu ettikleri ilahi
azabın pençesine düştüler."
Bu ve benzeri ifadelerin yüklü bir anlamı vardır.
Yani onlar kendi kişisel eylemlerinin meyvesi
dışında kalan bir şeyle
cezalandırılmıyorlar. Onlar
yaşayışlarının cezasını görüyorlar.
Yaptıkları ile insanlığın en
aşağı seviyesine iniyorlar.
Aşağılayıcı yerde ve acıklı
azap içinde insanlığın en adi cezasına çarptırılıyorlar.