41- Zulme uğratıldıktan sonra Allah uğruna
hicret edenleri dünyada güzel yurtlara yerleştireceğiz.
Ahirette alacakları ödül ise daha büyüktür. Keşke
bunu bilseler!
42- Onlar ki, sabrederler ve sırf Allah'a dayanırlar.
"
Mallarını ve yurtlarını bırakıp göç
edenler, sahip olduklarından ve sevdiklerinden özveride
bulunanlar, yurtlarını, yakın akrabasını
ve tatlı hatıralarını, sevgililerini feda
edenler... İşte bunlar feda ettikleri ve geri
bıraktıkları her şeyin
karşılığını ahirette
alacaklardır. Onlar,zulme uğramış, bu yüzden
sahip oldukları şeylerden
ayrılmışlardı. Eğer onlar kendi
yurtlarından olmuşlarsa:
"Onları dünyada güzel yurtlarına
yerleştireceğiz."
Onları yitirdiklerinden daha iyi yurtlara
yerleştireceğiz:
"Ahirette alacakları ödül ise daha büyüktür."
Keşke insanlar bunu bilselerdi. İşte bunlar
sabredenlerdir
. Ve
üzerlerine verilen sorumluluğa katlananlardır:
"Allah'a dayanırlar."
Dayanmada, yönelmede ve güvenmede hiç kimseyi O'na ortak koşmayan
kimselerdir.
KİTAP VE MİSYONU
Surenin akışı içinde, müşriklerin
kendilerinin ve atalarının Allah'a ortak
koşmalarının Allah'ın iradesinden
kaynaklandığına ilişkin görüşleri
eleştirilirken, kısaca işaret edilen peygamberlerin
görevleri tekrar ele alınıp açıklanıyor. Bu
konuya tekrar dönülüyor. Peygamber Hz. Muhammed'in -salât ve
selâm üzerine olsun- ve onunla birlikte gönderilen kitabın
görevi açıklansın diye...
43- Senden
önceki peygamberlerimiz de kendilerine vahiy indirdiğimiz
birer insandı. Eğer bilmiyorsanız, daha önce
kendilerine kitap verilenlere sorunuz.
44- O
peygamberleri açık deliller ile ve kitaplar ile göndermiştik.
Sana da, insanlara indirilen ilahi mesajı açıklayasın
da ola ki, düşünürler diye Kur'an-ı indirdik.
Senden önce
de gönderdiğimiz peygamberler birer insandı. Melekleri
peygamber olarak göndermedik. Başka bir
varlığı da insanlara peygamber yapmadık.
Onları hep seçkin insanlar arasından çıkardık.
"Kendilerine
vahiy gönderirdik."
Tıpkı
sana vahyettiğimiz gibi. Sana tebliğ görevini verdiğimiz
gibi onlara da tebliğ görevini yükledik:
"Eğer
bilmiyorsanız, daha önce kendilerine kitap verilenlere
sorunuz."
Daha önce
kendilerine peygamberler gönderilen yahudilere ve hristiyanlara
sorun bakalım, kendilerine gönderilen peygamberler insan mıydı?
Yoksa melek veya başka yaratıklar mıydı?
Eğer:
"Bilmiyorsanız."
Onlara sorun.
Onları apaçık deliller, belgeler ve kitaplarla birlikte
gönderdik. Ayette geçen "Zebur" kavramı
değişik kitaplar demektir.
"Sana
da insanlara indirilen ilahi mesajı açıklayasın da
ola ki, düşünürler diye Kur'ana indirdik."
İnsanlara
gerçeği açıklama noktasında peygamber, her iki
kesime de aynı görevi yapmak durumundadır. Kendi
kitaplarında ayrılığa düşen önceki
kitap ehline Kur'an, bu ayrılık noktalarını açıklamaya
ve bu konulardaki gerçeği açıklamaya gelmiştir.
Ayrıca Kur'an ve Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine
olsun kendilerine gönderildiği çağdaşları da
aynı durumdaydı. Peygamber onlara da sözleri ve
fiilleriyle kendilerine gönderilen vahyi açıklayıp
izah ediyordu:
"Ola ki
düşünürler."
Belki Allah'ın
ayetleri ve Kur'an'ın ayetleri üzerinde düşünürler.
Çünkü Kur'an sürekli olarak düşünmeye, değerlendirmeye,
düşünce ve bilinç uyanıklığına çağrıda
bulunmuştur.
HİLEBAZ
KÂFİRLERİN GÜÇSÜZLÜĞÜ
Büyüklük
taslayanlar ve birtakım hilelerin peşinde koşanlara
değinerek başlayan bu ders ardarda gelen vicdani
dokunuşlarla sona eriyor. Bu birinci dokunuş, hiç
kimsenin gecenin veya gündüzün herhangi bir anında
geleceğinden emin olamayacağı Allah'ın
tuzağının endişesini yerleştirmeye yöneliktir.
İkinci dokunuş, bütün bir evrenin Allah'a kulluğu
ve O'nu noksan sıfatlardan arındırmaya
katıldığını dile getirmeye çalışmaktadır.
Sadece insan büyüklük taslayabilmekte ve hilelere başvurabilmektedir.
İnsanın etrafını kuşatan her şey ise,
Allah'ın birliğine ve yüceliğine secde etmektedir: