İlginçtir ki, Allah'ın eli insanları
çepeçevre kuşatmışken ve bazı insanları
güçlü ve onurlu bir şekilde kıskıvrak
yakalamışken yine de bu, onları tuzak ve
planlarından alıkoymamaktadır. Güçlerinin, çalışmalarının
ve mallarının kéndilerine bir fayda sağlamadığını
gördükleri halde tuzak peşinde koşanlar yine de
oyunlarına devam ediyorlar. Azaptan kurtulanlar Allah'ın
yakalamasından emin olarak hareket ediyorlar. Kendilerinin ne
öncekiler ve ne de etrafındakiler gibi kıskıvrak
yakalanıvereceklerini hiç de beklemiyorlar. Allah'ın
elinin uyanık iken veya uyku halindeyken kendilerine
uzanmasından korkmuyorlar. Kuran'ı Kerim bu açıdan
onların vicdanlarına dokunarak bu beklenen tehlikeye
karşı duyarlılıklarını harekete geçirmek
istemektedir. Zira bu tehlikeye ancak hüsrana uğrayanlar
aldırmayabilirler:
"Peygamber'e iğrenç tuzak kuranlar, Allah'ın
kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden ya da
beklemedikleri taraftan gelecek ilahi bir azaba
uğramayacaklarından emin midirler?"
Ya da onlar ticaret ve seyahat için bir ülkeden bir ülkeye
geçerken, bir bölgeden diğerine seyahat ederken,
Allah'ın kendilerini yakalamasından emin gibidirler.
Onlar Allah'ı "aciz bırakamazlar." durup
dinlendikleri veya yolda iken bulundukları yer Allah'dan uzak
değildir.
"Ya da korkulu bir bekleyiş halinde."
Zira onların uyanık bulunmaları ve böyle bir
şeyi beklemeleri Allah'ın elini kendilerinden savamaz.
Onlar, Allah'ın bu yakalamasına
hazırlıklı oldukları veya hiç farkında
olmadıkları bir anda onları kıskıvrak
yakalamasından emin midirler? Onlar tuzaklarına gömülmüşler.
Kazdıkları kuyularına düşmüşlerdir. Ne
debelenip kurtulabilirler ne de korunabilirler.
Halbuki çevrelerini kuşatan bütün bir evren, yasaları
ve işleyişi ile insanı dehşete düşürmekte,
Allah'dan korkmayı telkin etmektedir:
"Kâfirler, Allah'ın yarattığı her
şeyin gölgesinin uzayıp kısalarak sağdan sola
döndüğünü ve böylece O'na boyun eğerek secde
ettiğini görmüyorlar mı?" Uzayıp
kısalan, dik uzanan ve kırılan eğilim, gösterip
giden gölgelerin manzarası ile dolu sahne, kalbini açan,
duygularını uyandıran, etrafını
kuşatan, evrenle diyalog içine girenler için etkili bir
sahnedir.
Kur'an varlıkların ve eşyanın ilahi
yasalara boyun eğişini -boyun eğişin en
belirgin görüntüsü olan- "secde" ifadesi ile
vermektedir. Dikkatleri -uzadıktan sonra geri dönen-
gölgelerin hareketine çekmektedir. Gölgelerin hareketi
gerçekten de gizli, saf duygular üzerinde etkili olan, köklü
ve derin bir harekettir. Burada bütün yaratıklar gönülden
boyun eğmiş, teslim olmuş ve itaatkâr olmuş
biçimde çizilmektedir. Ayrıca bunlara yerde ve göklerde
bulunan her canlı ilave edilmiştir. Bu evrendeki tüm
varlıklara bir de melekler ekleniyor. Sonra
bakmışız ki sahne, nesneler, gölgeler, hayvanlar
ve meleklerle dolup taşmıştır. Hepsi boyun
eğmiş, itaate yönelmiş, ibadete ve secdeye
kapanmıştır. Allah'a kulluk yapmaya karşı
büyüklük taslamıyorlar ve O'nun emrine aykırı
hareket etmiyorlar. Bu ilginç ve hayret verici ortamda kural dışı
kalanlar, sadece büyüklük taslayan ve inkâra kalkışan
insanlardır.
İşte bu sahne ile, büyüklük taslayan ve inkâra
kalkışanlara değinerek başlayan ve onları
sonuçta koca evren sahnesinde büyüklük taslamak ve inkâra
kalkışmakta yalnız bırakmayı amaçlayan
bu ders de sona ermiş oluyor...
İLAHİ KUDRETTEN EVRENSEL DOKUNUŞLARA
Surenin gelecek bölümü tek olan ve çoğalması mümkün
olmayan ilahlık meselesini ele alıyor. Her şeyden
önce ilahın birliğini, koruyucunun birliğini ve
nimet verenin birliğini yerleştirerek başlıyor.
Bu arka arkaya sıralanan üç ayette veriliyor. Ve konuyu iki
örnekle noktalıyor. Birincide mülk sahibi, rızık
veren bir efendi örnek olarak veriliyor. İkincisinde hiçbir
gücü bulunmayan ve hiçbir şeye sahip olmayan kul, köle
örnek veriliyor... Bunların her ikisi bir midir?.. Her
şeyin sahibi ve her şeye rızık veren Allah,
nasıl oluyor da hiçbir şeye sahip olmayan ve
rızık vermeyen kul ile eşit tutulabilir? Bu da
ilahtır, o da ilahtır denebilir mi?
Ders arasında, sıkıntıya, dara düşen
insanların yalnız Allah'a yöneldiklerini, bu sıkıntıdan
kurtulduktan sonra ise, O'na başkalarını ortak
koşmaya yöneldiklerini dile getiren insanlık
karakterine ilişkin tipolojik bir örnek veriliyor...
Ayrıca puta tapıcılığın
kuruntularından ve saçmalıklarından da bazı
tablolar sunuluyor. Bu konuda onların sahte ilahlarına
Allah'ın kendilerine bahşettiği
rızıklardan bazılarını
ayırırken, mallarından kölelerine ayırmamalarına
ve onlar ile paylaşmalarına dikkat çekiliyor!
Kendilerinin kız çocukları olmasını
istemedikleri halde Allah'a kızları nisbet etmelerine
parmak basılıyor!
Hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a izafe
ederken, güzel şeyleri kendilerine ayırarak
bunları ikide bir gündeme getirmelerine, yaptıklarına
karşılık iyiliğe kavuşacaklarına
umut bağlamalarına (!) değiniliyor. İşte
Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- Hz. Muhammed'in
kendilerine gerçeği açıklamak amacıyla gönderildiği
inkârcıların, önceki müşriklerden devr
aldıkları kuruntular da bu türden saçmalıklardı.
Bu gerçeğin açıklanması özellikle mü'minler
için bir doğru yol kılavuzu ve rahmet olmaktaydı.
Daha sonra gerçek ilahlığın sanatlarından,
olağanüstülüklerinden örnekler veriliyor. Bunlar
üzerinde düşünülüp öğüt ve ibret alınacak
gerçeklerdir. Ancak Allah'ın gücü yeter onlara. Ancak o
bunları yapabilir. Bunlar aynı zamanda
ilahlığını da delilleridir.
Başkasının değil. Gökten su indiren ve onunla,
öldükten sonra toprağı diriltèn O'dur. İnsanlara
sudan ayrı olarak -hayvanların karınlarından,
kan ve dışkı arasından süzülüp gelen-
tertemiz bir süt içiren de O'dur. Yine insanlara hurma ve üzüm
meyvalarını yaratıp sunan, onlardan sarhoşluk
veren, veya güzel bir rızık olan şeyler elde etme
imkânı veren de Allah'tır. Arıya dağlarda,
ağaçlarda ve hazır kovanlarda barınak
yapmalarını öğreten, orada insanların
sağlığına yarayan bal yapma yeteneği
veren de Allah'dır...
İnsanları yaratan, onları öldüren, bazılarını
yaşlanıp bildiklerini unutuncaya ve hiçbir şeyi
bilmeyen basit yaratıklar oluncaya kadar ecellerini erteleyip
geciktiren de Allah'tır. Rızık yönünden insanları
birbirinden farklı kılan Allah'dır. Yüce Allah
insanlara kendilerinden eşler yaratmıştır. Ve
onların eşlerinden kendilerine, çocuklar ve torunlar
vermiştir... İnsanlar bütün bunlara rağmen ne
yerde ne de göklerde kendilerine bir rızık verme imkânına
sahip olmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen Allah dışındaki
varlıklara tapıyorlar... Allah'ın benzerleri ve
denkleri olduğuna inanıyorlar!
Kendi düşünsel dünyasında ve dış
çevrelerinde yeralan bütün bu dokunuşlar onların gözleri
önüne getiriliyor ki, bu ilahi kudreti hissedip
kavrayabilsinlér. Bünyelerinde, rızıklarında,
yiyeceklerinde, içeceklerinde, ve etraflarını
kuşatan her şeyle, işleyen bu kudreti idrak
etsinler... Sonra bu dokunuşlar az önce değindiğimiz
iki net ve açıklayıcı örnekle sona eriyor. Bunlar
insanın hem vicdanına hem de aklına yöneltilmiş
derin ve köklü etkileri bulunan, titreşmemeleri,
etkilenmemeleri ve karşılık vermemeleri imkânsız
olan, insan ruhunun hassas tellerine dokunuyorlar.