İnanç sistemindeki sapıklığın
etkileri sadece inançla ilgili konularla sınırlı
kalmaz... Hayat düzenine ve toplumsal geleneklere de yansır.
Çünkü inanç sistemi hayatın birinci derecedeki
dinamosudur. İster açık olsun, ister gizli olsun,
hayatı harekete geçiren birinci güç inançtır.
Cahiliye Arapları kendilerinin kız çocukları
olmasını istemedikleri halde Allah'ın
kızları olduğunu ve bunların da melekler
olduğunu ileri sürüyorlardı. Kızlar
Allah'ındı. Sevdikleri erkek çocukları ise
kendilerinindi.
Sağlıklı inanç sisteminden sapmaları yüzünden,
kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi
veya zillet ve aşağılanmış bir biçimde
onları sağ bırakarak onlara kötü muamele yapmalarını,
onlara başka gözle bakmalarını kendilerine güzel
göstermiştir! Çünkü onlar kız çocukları
olduğu için yadırganmaktan ve fakirlikten
korkuyorlardı. Zira kız çocukları ne
savaşabilir ne de kazanç getirebilirlerdi. Bazen bir düşman
saldırısı sırasında esir düşerler
ve utanç aracı olurlardı. Veya ailelerine bir yük
olarak yaşar, fakirliğe neden olurlardı!
Sağlıklı inanç sistemi bütün bunlardan korur
insanları. Çünkü rızık Allah'ın elindedir.
Herkese rızık verir. Herkes ancak kendisi için rızkını
elde edebilir. Sonra insan tür olarak Allah katında
onurludur, şereflidir. İslâmın belirttiği
şekliyle kadın, insanlığı açısından
erkeğin kardeşi ve onun bir parçasıdır.
Surenin akışı içinde cahiliye geleneklerinin
çirkin bir tablosu da tasvir edilmektedir.
"Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdesi
verildiğinde üzüntüden yüzü simsiyah kesilir."
Üzüntü, sıkıntı ve kederden yüzü simsiyah
kesilmiştir. Buna rağmen o üzüntüsünü içine atmıştır.
Öfkesini ve kederini gizlemiştir. Sanki başına bir
bela gelmiş. Halbuki kadın da erkek gibi Allah'ın
bir lütfudur. Rahimde kadın veya erkeği
şekillendirmek, kimin haddine düşmüş! Bu rahimde
ona hayattan bir salık üflemek kimin işidir? Basit bir
su damlasından güzel bir insan yapmaya kimin gücü yeter!
Bir su damlasından Allah'ın izniyle -bir insan oluncaya
kadar, hayatın gelişimini ve evrelerini düşünmek
bile- cinsi ne olursa olsun doğân çocuğu sevinç ve
mutlulukla karşılamamız için yeterlidir. Çünkü
bu Allah'ın tekrarlanan mucizesidir. Her an
tekrarlanmasına rağmen, önemini yine de yitirmeyen
mucizesidir! Bu durumda nasıl olur da, kız çocuğu
olduğunu duyunca üzülebilir, onur kırıcı
olarak algılanan bu müjde yüzünden insanlardan
saklanabilir? Halbuki yaratan ve şekil veren kendisi
değildir ki! Bu apaçık mucizenin meydana gelişinde
ilahi kudretin bir aracı olmaktan öte bir fonksiyonu yoktur
onun.
Allah'ın hikmeti ve hayatın kuralı, hayatın
kadın-erkek iki eşten meydana gelmesini öngörmüştür.
Kadın da hayat düzeninde erkek kadar köklü bir fonksiyona
sahiptir. Hatta erkeğin rolünden daha önemli bir işleve
sahiptir. Zira hayatın karargâhı kadındır.
Buna göre nasıl olur da kız çocuğu olduğu müjdelenen
biri üzülebilir? Aldığı kötü müjde nedeniyle
insanlardan gizlenebilir? Halbuki hayatın düzeni sürekli
olarak iki eşin varlığı ilkesine
dayanmaktadır.
Böylece anlaşılıyor ki, inanç sistemindeki sapıklık
toplumun düşüncelerinin ve geleneklerinin sapmasına da
yolaçmaktadır.
Hem de ne kötü hüküm ve değerlendirme!
İşte böylece İslâm inanç sisteminin, sosyal
düşünceleri ve sistemleri düzeltip sağlam temellere
oturtmadaki değeri ortaya çıkmış oluyor.
İslâmın kadına, hatta insana ilişkin gönüllere
ve toplumlara yayıp yerleştirdiği değerli ve
onurlu bakış açısı aydınlanmış
oluyor. Puta tapıcı cahili toplumlarda
haksızlığa uğrayan sadece kadın
değildi. En geniş anlamlarıyla bütün bir "insanlık"tı
hakları ellerinden alınan. Kadın bütün insanlığın
sadece bir parçası idi. Onu aşağılamak ve hor
görmek onurlu biçimde yaratılmış insanı hor
görmek demekti. Onu canlı canlı toprağa gömmek,
insanlığa karşı işlenmiş bir
cinayetti. Hayatın yarısını yitirmekti.
Yaratılışın asıl gayesi ile çelişmekti.
Zira bu hikmetin gereği olarak sadece insan değil, bütün
canlılar dişi ve erkekten
yaratılmıştı.
Her ne zaman toplumlar sağlıklı inanç
sisteminden sapmışlarsa, cahiliye düşünceleri
geri dönmüş ve boynuzlarını
uzatmıştır... Bugün de, toplumların çoğunda
bu cahiliye düşünceleri ortaya çıkmaya devam
etmektedir. Pek çok çevrelerde, doğan bir kız çocuğu
sevinç oluşturmaz, pek çok insanlar onun doğuşunu
hoş karşılamazlar. Erkek çocuğuna gösterdikleri
ilgi ve özeni, kız çocuğu için göstermezler. Bu
putperest cahiliyenin kalıntılarından biridir. Bütün
bu olumsuzluklar, İslâm inancına isabet eden sapmadan
kaynaklanmıştır.
Ne garip ve ilginçtir ki, bazı gruplar çevrelerindeki
sapık toplumlara bakıp, kadın meselesinde İslâm
inancını ve İslâm hukukunu eleştirerek çeşitli
spekülasyonlara neden olmaktadırlar. İslâmı
eleştirip karalamalara girişen insanlar, zahmet edip
İslâmın bu konudaki görüşüne bile müracaat
etmiyorlar. İslâm düşüncesinin kadın konusunda
yaptığı devrimleri araştırıp
oluşumlarda, sosyal sistemlerde, duygularda ye vicdanlarda
meydana getirdiği devrimleri inceleme zahmetine
katlanmıyorlar. İslâm düşüncesi bugün de hala
üstün bir görüş olarak varlığını sürdürmektedir.
İslâmın bu diriliğinin sebebi realiteye
dayalı pratik bir zorunluluk, coğrafi bir çağrı,
sosyal veya ekonomik birtakım ihtiyaçlar değildir.
İslâm düşüncesi, insanı onurlandıran,
Allah'dan kaynaklanan ilahi inanç sisteminden oluşmuştur.
Dolayısı ile Allah'ın katındaki bu iki
onurlandırılmış parça arasında
ayırım yapmak ve birini üstün görmek sözkonusu değildir.
Cahiliyenin görüşü ile İslâmın görüşü
arasındaki yapısal fark ne ise, ahirete iman
etmeyenlerle Allah'ın sıfatları arasındaki
fark da odur. Allah ise yüceliğin örneğidir.