60- Ahirete inanmayanlar her konuda kötülüğün örneğini
oluştururlar. Allah ise yüceliğin örneğidir. O
üstün iradelidir vs her işi yerindedir.
İşte burada Allah'a ortak koşmak meselesi ile
ahireti inkâr problemi örtüşmektedir. Çünkü her ikisi
de aynı kaynaktan ve aynı sapıklıktan
kaynaklanmaktadır. İnsanın vicdanında
birbirine karışıyor. İnsanın ruhunda,
hayatında, toplumunda ve yönetim biçimlerinde etkilerini
gösteriyor. Bu nedenle eğer ahirete inanmayanlar için bir
örnek verilmesi gerekirse, bu kötü bir örnek olacaktır.
Her şeyi ile sınırsız bir kötülük.
Bilinçte, ahlâkta, inanç sisteminde, uygulamada, düşüncede
ve karşılıklı ilişkilerde kötülük...
Yerde ve gökte kötülük...
"Allah ise yüceliğin örneğidir."
Onunla kimse arasında bir
karşılaştırma ve tartışma sözkonusu
olamaz. Hatta ahirete inanmayan şu insanlarla bile...
"O üstün iradelidir ve her işi yerindedir."
Güç sahibidir, hikmet sahibidir. Her şeyi yerli yerince,
koyması için hakem tutulan O'dur. Her şeyi hak, hikmet
ve doğrulukla yerine yerleştirecek hükmü veren de
O'dur.
O insanların yaptıkları zulümlerle onları
yakalayıp cezalandırma gücüne sahiptir. Eğer böyle
yapacak olursa, dünyalarını başlarına geçirir.
Fakat O'nun hikmeti zalimlere belli bir süre tanımayı
uygun görmüştür.
"Güç ve hikmet sahibi olan O'dur.
61- Eğer Allah, zalimce davranışlarından
ötürü insanların, hemen yakasına yapışsa
yeryüzünde bir tek canlıyı sağ
bırakmazdı. Fakat o insanlara belirli bir sürenin
sonuna kadar mühlet tanır. Süreleri dolunca onu, ne bir an
erteleyebilirler ve ne de öne alabilirler.
Yüce Allah, insan denen şu varlığı
yaratmış ve onu nimetleri ile donatmıştır.
Yeryüzünde bozgunculuk yapan ve zulmeden, Allah'ın yolundan
sapıp O'na ortaklar koşan, birbirlerine zulmedebilen,
kendileri dışındaki yaratıklara eziyet
edebilen tek varlıktır... Yüce Allah bütün bunlara rağmen
onlara yumuşak ve merhametli davranır. Onlara
acıyarak biraz zaman tanır. Bu, kuvvetle birlikte olan
hikmetin, adaletle birlikte olan rahmetin gereğidir. Ne var
ki, insanlar kendilerine tanınan bu süreye aldanıyorlar.
Kalpleri Allah'ın rahmetini ve hikmetini kavrayıp
hissetmiyor. Sonuçta ilahi adalet ve kuvvet yüce Allah'ın
bir hikmete göre belirlediği ve rahmetinden dolayı
onlara tanımış olduğu süre dolunca,
belirlenen ecel gelince onları kıskıvrak
yakalıyor:
"Süreleri dolunca onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de
öne alabilirler."
İlginç ve tuhaftır ki, müşrikler bu konuda
hoşlanmadıkları kız çocukları ve buna bènzer
bazı şeyleri Allah'a yakıştırıyorlar,
sonra bu yaptıklarına ve inançlarına
karşılık birer yalancı olarak iyilik ve güzelliğe
kavuşacaklarını sanıyorlar! Kur'an onları
bekleyen şeyi açıkça ifade ediyor. Bu onların
beklentilerinden çok farklıdır:
62- Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a
yakıştırırlar. Buna rağmen en güzel akıbet
kendilerinin olacak diye asılsız kuruntular gevelerler.
Oysa, hiç kuşku yok ki, yerleri cehennemdir, oraya
öncelikle gireceklerdir.
Ayeti kerimede kullanılan ifade biçimi, onların
dillerinin sanki yalanın kendisi olduğunu veya
yalanın bir tablosu olduğunu vurgulamaktadır. Yani
onların dilleri yalanı hem anlatmakta, hem de
sıfatlarını sergilemektedir. Nitekim şöyle
denilir: "Duruşu bir serendamı andırıyor,
gözü ise huriyi andırıyor." Bu ifade ile bizzat
duruşun serendamın ifadesi olduğu, onu
andırdığı, gözün de tek başına
huriyi ifade ettiği ve onu açıkladığı
belirtilmek isteniyor... Aynı şekilde buyuruluyor ki; "Dilleri
yalanı tasvir eder" yani bizzat dilleri yalanın
ifadesidir. Onu açıklamakta ve onu tasvir etmektedir. Zira
bu dil uzun zaman yalan söylemiş ve onu ifade etmeye çalışmıştır.
Sonuçta yalanın sembolü ve işareti haline
gelmiştir!
Onların "En iyi akıbet bizimdir." demeleri
dillerinin anlatmaya çalıştığı bu yalan
türünden başka bir şey değildir. Çünkü onlar
hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a veriyorlar.
Ayetin daha sona ermeden onların yüzlerine vurduğu gerçek
ise, kuşkusuz ve tereddütsüz olarak onların
cehennemlik olduklarıdır. Zaten onlar bunu çoktan
haketmişler ve ona lâyık olmuşlardır:
"Oysa hiç kuşku yok ki yerleri cehennemdir.
Onlar oraya çabucak götürülecekler, geciktirilmeyeceklerdir:
"Oraya öncelikle gireceklerdir."
Ayeti kerimede geçen "ifrad" kavramı öne
geçmeyi ifade eder. Müfrid ise, öne geçmek için ilerleyendir.
Geri kalmayandır.
YOL GÖSTERİCİ KİTAP
Anlatılan bu insanlar yoldan sapanların ilki
değiller. İlk defa gerçeklerden kaçanlar da değiller.
Onlardan önce şeytanın kendilerini
aldattığı, sapık düşüncelerini ve işlerini
kendilerine süslediği, böylece kendilerine hükmeden ve işlerini
idare eden dostları olduğu nice sapıklar ve gerçekten
kaçanlar vardı. Yüce Allah'ın kendi elçisi olan Hz.
Muhammed'i -salât ve selâm üzerine olsun- onlara göndermesinin
amacı, onları şeytanın ağzından
kurtarmak, onlara doğruyu ve yanlışı açıklamak,
inançlarında ve yaşantılarında meydana gelen
ve birbirlerine düşmelerine neden olan ayrılık
konularını aydınlatmak ve iman edenler için bir doğru
yol kılavuzu ve rahmet olmaktı: