CİN  VE  ŞEYTAN

 Göremediğimiz manevi varlıklar sadece melekler değildir. Cinler ve şeytanlar da bizim görmeme- mize rağmen vardır. Cinler Allah'a ibadet, yani kulluk konusunda insanlar gibidirler. Ancak onların zamanı ve mekânı da bizimkinden ayrıdır. Meselâ kendi yıllarına  öre yirmi yaşındaki bir cin bizim zamanımızla bin, hattâ binbeşyüz yıl öncesinden beri var olmuş olabilir.

    Meselâ Peygamberimizle görüşen cinin hâlâ yaşadığı söylenir. Yine bizim mekânımız, yani maddemiz onlar  için boşluk hükmündedir. Onun için onların nüfuz edebilen, yani sızabilen ateşten  yaratıldıkları bildirilmiştir. (er-rahmân,55/15)

     Cinler de evlenir, ürer ve çoğalırlar.
Bazı kötü ruhlu insanların sihir konusunda cinlerden yararlandıkları doğrudur. Ancak bu, sanıldığı ve korkulduğu ölçüde değildir. İnancı güçlü insanlara cinlerin zarar veremeyeceği bir gerçektir. Zaten Kur'an-ı Kerim de sihirle uğraşanlar için:  "Allah'ın izni olmadan onlar kimseye zarar veremezler"
(Bakara 2/102) denir.

İbn-i Abbas (r.a.) Hz.'inden naklen Muaz b.Cebel rivayet ediyor: 

    -Bir gün Resululah (s.a.v.) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk. 
Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:
    -Ev sahibi, içeridekiler, eve girmem için bana izin verir misiniz?
Benim sizden bir dileğim var.  Görülecek işim var. 
Bunun  üzerine,   herkes  Resülullah  (s.a.v.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orada ve her  zaman  büyük  oydu, 
izin  ondan çıkacaktı. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, du-ruma vakıf oldu ve:

      -"Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?" Buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik:
      -En iyi bilen Allah Resulüdür. Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.) Efendimiz:

      -"O, lain İblistir. 
      -Şeytandır. Allah'ın làneti onun üzerine olsun" Buyurunca; hemen Hz. Ömer:
      -Ya Resülullah, bana izin veriniz onu öldüreyim. 

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:
      -"Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; Ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir, öldürmeyi bırak."  Sonra şöyle buyurdu:
      -"Kapıyı ona açın gelsin...  O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız.  Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz..."

      -Kapıyı ona açtılar, İçeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki, şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda  dudağına  benziyordu. Sonra, şöyle bir selam verdi: 
      -Selàm sana  ya Muhammed; Selàm sizlere ey cemaat-ı müslimin. Onun bu selàmına Resülullah (s.a.v.) şu mukabelede bulundu: 
      - "Selàm Allah'ındır ya lain.."  Şeytan şöyle anlatmaya başladı:
      -Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı.
Mecburen geldim.
Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu: 
     -"Nedir o mecburiyet?" Şeytan anlattı: 
     - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi: ve dedi ki: Allah-ü Teàlà sana emir veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde.  Tevazu ile.
Ona gideceksin  ve  àdemoğullarını  nasıl kandırdığını  söyleyeceksin  bir  bir  ona. Sonra O; sana ne sorarsa doğrusunu diye-ceksin.   Sonra Allah-ü Teàlà buyurdu ki: 
      -Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen, seni kül ederim; rüzgàr savurur, düşmanların önünde, seni rüsvay ederim. 

     İşte böyle; ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana  sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek.

     Şu muhakkak  ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.  Bundan sonra,  
Resülullah  (s.a.v.)  Efendimiz şöyle sordu:
     -"Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?" 
Şeytan şu cevabı verdi: 
     -Sensin ya Muhammed... Allah'ın  yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. 
Sonra senin gibi kim olabilir? 

     Resülullah  (s.a.v.)  Efendimiz  sordu: 
    -"Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?"  Şeytan anlattı:
    -Muttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir. 

     Bundan sonra, sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resülullah  (s.a.v.) Efendimiz sordu;  şeytan anlattı:
    -"Sonra  kimi  sevmezsin?"
    -Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi...
    -"Sonra?.."
    -Temizlik işinde... yıkadığı  yerleri üç defa  yıkamaya  devam  eden  kimseyi.
    -"Sonra?.."
    -Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz...
    
Halinden  şikayet  etmez.
    -"Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu  nereden bilirsin?.."
    Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. 
Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. 
Sabırlı  kimselerin işi buna benzemez.
    -Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
    -"Sonra kim?.." 
     İblisin cevabı:  -Şükreden zengin.
    -"Peki, ama o zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?.."
    -Onu görürsem ki, aldığını helâl yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki: O şükreden bir  zengindir.

     Resülullah (s.a.v.)Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu: 
     -"Pe ki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?.."
     -Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.
     -"Neden öyle olursun; ya lain?.."
     -Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.
     -"Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?.."
     -O zaman da bağlanırım.
Taa, onlar iftar edinceye kadar.
     -"Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?.."
     -O zaman da  çıldırırım.
     -"Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun?.."
    
-O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi.
     -"Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?.."
     -Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler. 
Resülullah  (s.a.v.) Efendimiz sebebini  sordu:

     -"Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, yâ Ebamürre?.."
     -Bunun üzerine İblis: 
     -Onu da anlatayım... dedikten sonra:
     -Çünkü sadakada dört güzellik vardır. 

  Şöyle ki:
  1-Allah-ü Teâlâ, sadaka verenin malına ihsan eyler.
  2-O, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
  3-Allah-ü Teâlâ, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir  perde  yapar.
  4-Allah-ü Teâlâ, belâyı, sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.

    Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu:
    -"Ebubekir için ne dersin?.." 
      İblis buna şu cevabı verdi:
    -O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi...  İslâm'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?
   
-"Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?." İblis'in buna cevabı:
    -Allah'a yemin ederim ki, her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
    -"Peki Osman b.Affan için nedersin?.."
    -Ondan Utanırım... hem de çok... nasıl ki, Rahman'ın  melekleri de  ondan  utanırlar...
    -"Peki, Ali b. Ebütalib için ne dersin..."

    İblis onun için de şöyle dedi: 
    -Ah,  onun elinden bir kurtulsam...  O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam... 
    O,  beni bıraksa... 
ben de onu bıraksam...  Ben  onu  bırakırım;  ama  o  beni  bırakmaz.

    Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar da kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:
    -"Ümmetime saadet ihsan eden; seni de taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun."
      Resülullah (s.a.v.) Efendimizin o cüm-lesini duyan lain İblis şöyle  dedi: 
     -Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? 
     Ben, onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler.
     Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. 
Cahillerini  ve âlimlerini...Ümmilerini ve okumuşlarını.. Facirlerini ve âbidlerini...Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. 
Fakat, Allah'ın hâlis kullarını... Evet, bunları azdıramam.

     Bunun  üzerine  Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:
    -"Sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimdir?..."
     Bu suale İblis şu cevabı verdi:
    -Bilmez misin?  Yâ Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever...
O,  Allah için bir ihlâsa sahip değildir.
Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez;  övülmekten, methedilmekten  hoşlanmaz... bilirim ki o: 
İhlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım.

    Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi ve dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o 
size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük  günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki; yâ Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

     İblis anlatmaya devam etti:
    -Yâ Muhammed,  bilmez misin?.. Benim yetmişbin tane çocuğum var.
Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra... o her çocuğumla birlikte yine yetmişbin tane şeytan vardır.

     Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da, meşayihe saldım. Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık  yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

     Çocuklara gelince...onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da, âbidlerin başına dert ettim. Bir tepeden öbürüne... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki;   başlarlar, 
sebeplerden herhangi birine sövmeye....

     İşte... böylece, onlardan ihlâsı alırım... Onlar, bu haller ile, yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı... Ama,
bu hallerinin farkında olmazlar.

      İblis, bundan sonra aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:
-Bilmez misin, yâ Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah'a ibadet etti. Bu ibadetleri  sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği  hasta, duası bereketi ile şifa buluyordu.
Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım... Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki;  Allah-ü Teâlâ aziz kitabında, onu şöyle anlatır:
    -"....Şeytanın hali gibidir ki; o insana: 
    - Kâfir ol...Dedi. Vaktaki o kâfir oldu; bu defa ona şöyle dedi:
    -Ben, senden uzağım...Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."(59/16).

YALAN

Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan  söylerse... o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse... o benim sevgilimdir.
Bilmez misin yâ Muhammed, ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere  Allah adına and içtim.
    -"Muhakkak, ben size nasihat ediyorum." (7/16). Dedim...   
Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir. 

GIYBET-KOĞUCULUK
Gıybet ve koğuculuğa gelince...Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.

NİKAH  ÜZERİNE  YEMİN  ETMEK
    -Her kim, telâk üzerine yemin ederse... günahkâr olacağından endişe edilir İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun. 
Her kim, talâkı ağzına alırsa... taa, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talâk kelimesi  yüzünden, hepsi cehenneme girer.

NAMAZ
    -Yâ Muhammed, namazı an bean  tehir edene gelince... onu da anlatayım. O, her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm. Derim ki:
    -Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine  bak. Sonra kılarsın.
     Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar...Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

     Şayet o kimse, beni mağlup ederse..bu sefer onun hesabını namazından görmeye bakarım. O namazın içinde iken:
    -Sağa  bak... sola  bak... Derim... O da, bakar...  O ki böyle yaptı...  yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona:
    -Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki yâ Muhammed, her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.
Bundan da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: Çabuk namaz kılmasını emrederim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi...

     Bu işi, ona yaptırmakta da, başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. 
Orada onun başına bir gem takarım...Başını imamdan evvel secdeden ve rükûdan kaldırırım... 
İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım. İşte... o böyle yaptığı için, kıyamet günü Allah onun başını eşek başına çevirir.

    O kimse,  bunda da beni yenerse...  Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatma-sını emrederim.  Böylece o;  
Beni  tesbih
edenlerden olur.  Ama  bu işi ona  namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. 

     Bunda da, ona mağlup olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim.  
Ben  üfleyince, o esnemeye başlar.
Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa... onun içine küçük bir şeytan girer, 
dünya  hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır.
     İşte... bundan sonra o kimse: Hep bize itaat eder, Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

     Şeytan bundan sonra, konuşmasına şöyle devam etti:
    -Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?..
     Ben onlara, ne  tuzaklar  kurarım...  ne tuzaklar.
     Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
    -Namaz size göre değil... O, Allah'ın âfiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. Sonra da  hastalara giderim:
    -Namaz kılmayı bırak. Derim... Çünkü Allah-ü Teâlâ:  -"Hastalara zorluk yok...." (24/61) Buyurdu...İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre degidebilir.
Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse...Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teâlâ'yı  öfkeli bulur. 

     Sonra şöyle dedi:
    -Yâ  Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun... Sonra eğer yalan varsa...  
Allah'tan dile; beni kül eylesin.

     İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:
    -Yâ Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.

     Bundan sonra... Resülullah  (s.a.v.) Efendimiz ona, yani İblis'e kısa kısa bazı sorular sordu: 
     O da bunlara cevap verdi:
     -"Ya  lain,  senin  oturma  arkadaşın kimdir?"
    
-Faiz yiyen.
     -"Dostun kim?"
     -Zina eden.
     -"Yatak arkadaşın kim?"
      -Sarhoş.
      -"Misafirin kim?" 
      -Hırsız.
      -"Elçin kim?"
      -Sihirbazlar.
      -"Gözün nuru nedir?"
      -Kadın boşamak.
      -"Sevgilin kim?"
      -Cuma namazı bırakanlar.
       Resülullah /s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu: 

      -"Ya lain, senin kalbini ne kırar?"
      -Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi...
      -"Peki, senin cismini ne eritir?"
     
-Tövbe edenlerin tövbesi.
      -"Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?"
      -Gece  ve  gündüz,  Allah'a  yapılan bol bol istiğfar.
      -"Peki, yüzünü ne buruşturur?"
      -Gizli sadaka.
      -"Peki, gözlerini kör eden nedir?"
      -Gece namazı.
      -"Peki, başını eğdiren nedir?"
      -Çokça kılınan cemaatle namaz.
        Resülullah (s.a.v.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöy-le sordu:
      -"Sana  göre insanların en saadet-lisi  kimdir?"
      -Namazlarını  bilerek kasten bırakanlar. 

      -"Peki, sana göre insanların en  şa-kisi kim?"
     
-Cimriler.
      -"Peki, seni işinden  ne  alıkoyar?"
      -Ulema meclisleri.
      -"Peki, yemeğini nasıl yersin?"
     
-Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
      -"Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?"
      -İnsanların tırnakları arasında.

    Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. 
İblis de cevap verdi.
     
-"Rabbından neler talep ettin?"
      -On şey talep ettim.
      -"Nedir onlar, ya lain?"

     1- Allah'tan diledim ki, beni âdemoğullarının malına ve evlâdına ortak ede... Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:   -"Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder" (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.
Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim faiz ve haram karışan yemekten de yerim.
Şeytandan Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.
Cinsi münasebet anında; Allah'a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim.
 ...Ve o birleşmeden hasıl olan  çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
Her kim hayvana binerken, helâl yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla beraber binerim. 
Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.
   
Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir. Allah-ü Teâlâ bana şu emri verdi:
    -"Onlar üzerine süvarilerinde, piyadelerinde yaygara çıkart...."  (17(64)

    2- Allah-ü Teâlâ'dan diledim ki: Bana bir ev vere... Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

    3- Diledim ki; bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana birer mescid yaptı.

    4- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.

    5- İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları verdi.

    6- Diledim ki; bana bir yatak  arkadaşı vere...sarhoşu verdi.

    7- Diledim ki; bana yardımcılar vere... Bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.

    8- İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. 
Bunlar da şu Ayet-i kerime ile sabittir:
    -"O kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır..." (17/27) 
     Bir  ara  Resülullah (s.a.v.)  Efendimiz şöyle  buyurdu:
    -"Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki âyetlerle ispat etmeseydin.
Seni tasdik etmezdim."

    Bundan sonra iblis şöyle devam etti:
    9- Yâ Muhammed, Allah'tan diledim ki, âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni görmeyeler. 
Bu dileğimi de yerine getirdi.

    10- Diledim ki;  âdemoğullarının kan mecralarını bana yol  yapa... Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim... gezerim... hem nasıl istersem... Bütün bu isteklerimi verdi. 

    -"Hepsi sana verildi."  Buyurdu... Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra... Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur.
    -İşte...böylece kıyamete kadar. Âdemoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. 

     Bundan sonra İblis şöyle anlattı:
    -Benim bir oğulum vardır...
Adı: ATEME'dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa... gider; onun kulağına bevleder... 
Eğer böyle olmasaydı; imkân yok, insanlar, amazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

    Benim bir oğulum daha vardır ki; onun adı da; MÜTEKAZİ'dir... Bunu  vazifesi de;  yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Meselâ: Bir kul, gizli bir taat işlerse... ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa... MÜTEKAZİ onu dürter...
En  sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur.
    Böylece: Allah-ü Teâlâ o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder... biri kalır.
    Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

    Sonra... benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da KÜHAYL'dir.
Bunu işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken.
Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın  sözlerini işitemezler.
Böylece hiç sevap alamazlar.

    Bundan sonra İblis şöyle anlattı:
    - Hangi  kadın  olursa  olsun... Onun kalktığı yere şeytan oturur...  Sonra her kadının kucağında   mutlaka bir şeytan durur... Ve onu, bakanlara güzel gösterir.
Sonra o kadına bazı emirler verir. 
      Meselâ: 
    - Elini kolunu dışarı çıkar; göster. Der... O da,  bu emri tutar...
Elini, kolunu açar, gösterir.  
Bundan sonra,   o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

    İblis, bundan sonra; Resülullah (s.a.v.) Efendimize  kendi durumunu  anlatmaya başladı:
    -Yâ Muhammed,  bir kimseyi  delâlete sürüklemek içim elimde bir imkân yoktur.
Ben, ancak  vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm... o kadar. 
    Eğer  delâlete sürüklemek elimde olsaydı; yeryüzünde: 
    - Allah'tan  başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah'ın Resülüdür. Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delâlete düşürürdüm.
    Nasıl ki; senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın tebliğ eden Resulüsün.

    Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen, Allah'ın halkı üzerine bir hüccetsin... ben de,
kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere 
bir sebebim. Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken  şakidir.
Saadet ehli kılan Allah...  Şekavet ehli kılan da Allah.

    Bundan sonra... Resülullah (s.a.v.) Efendimiz şu Ayet-i Kerimeyi okudu:
    -"Bunlar, taa, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam eecek... Ancak Rabbın esirgedikleri  hariç..."  (11/119)
    -"Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir..." (33/38) 

    Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efendi-miz, İblis'e şöyle buyurdu:
    -"Ya Ebamürre, acaba senin bir tövbe etmen ve Allah'a  dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum... 
Söz veririm..." Bunun üzerine İblis şöyle dedi:
    -Yâ Resülullah,  iş verilen hükme göre oldu...  Kararı yazan kalem de kurudu... Kıyamete  kadar  olacak işler olacaktır.

     Seni Peygamberlerin efendisi  kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve  halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O: Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. 

    Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı: 
    -İşte... bu söylediklerim, sana son sözümdür... Ve bütün söylediklerimi de doğru söyledim.
Evvel, âhir, zahir, batın, âlemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun. Efendimiz Muhammed Nebiye Allah selât eylesin. 
Keza onun âline de... ashabına da...    Amin!