ŞEYTAN  NİYE  BOŞ  DURUYOR ?

Ahmed Mekkî Efendi hazretleri -kuddise sirruh-
 
Hakkın sevgilisi, büyük bir velî zâttır,
Kalbe te'sir eden nasîhatları vardır.
 
Bir gün “kitap okumak” hakkında bu büyük zat,Sevdiği kimselere, şöyle etti nasihat:
“Ekmek yemek” gibidir, sanki kitap okumak, Veyahut da “Su içmek” gibidir ki bir bardak,
Pis, necis bir bardağa, temiz su konur ise, Onu o pis bardaktan, içebilir mi kimse?
Hatta bilmese bile, onun pis olduğunu, İçerse zehirlenir ve hasta yapar onu.
Kitap okumak dahi, böyle tehlikelidir, “Kim yazmış?” öncelikle, bunu bilmek gerekir.
Hakiki bir âlimin, yazdığı kitap ise, Onu okuyanlardan, faydalanır her kimse.

Yine İslâmiyetten, bir şey öğrenmek için, Sohbetine gitmek de, herhangi bir kişinin,
Gâyet tehlikelidir, yine aynı sebepten, Zîra âhiretini, yıkabilir o hepten.
Bir “Allah adamı”nın, kitabı ve sohbeti, Siler atar kalpteki, karartı ve zulmeti.
Lâkin böyle değilse, durumu o kişinin, Öldürücü zehirdir, sözleri herkes için.
Bir gün de buyurdu ki: Bu dünya bir imtihan, Ömür de âhirete nisbetle sanki bir an.
Burada yapılacak iş şudur ki evvela, Birlikte bulunmaktır, Allah adamlarıyla.
Çünki bu büyüklerin, bildirdikleri gibi, “İman” edinmedikçe, her şey boştur tabii.
Dînin bekçisi olan, bu büyük âlimlerin, Yolunda yürüyenler, azabtan olur emin.
Çünki onların yolu, “Ehli sünnet” yoludur, Sağa sola sapmıyan, orta ve doğru yoldur.
Bundan “kıl ucu” kadar, ayrılık olsa biraz, Ahirette azabtan kurtuluş mümkün olmaz.
Bu yoldan zerre kadar ayrılmışsa bir kimse, Onunla arkadaşlık zararlıdır herkese.
Böyle bir kimse ile, arkadaşlık etmeyi Öldürücü zehirden, daha kötü bilmeli.
Gayesi dünya olan din adamlarından da, Sakınıp durmamalı, az bile yanlarında.
Çünki onlar, dünyayı ederler dîne âlet, Onlara aldananlar, helâk olur nihayet.

Gönül ehli birisi, gördü bir gün şeytanı. Baktı ki oturuyor, boş geçiyor zamanı.
Sordu ki; “Niçin böyle, bomboş oturuyorsun? Herkesi aldatmaya gayret sarfetmiyorsun?
Dedi ki; Bu zamanın, kötü din adamları, Yoldan çıkarıyorlar, zaten bu insanları.
Onlar benim işimi çok güzel yapıyorlar, Hatta bana yapacak bir iş bırakmıyorlar.
 
Bir gün de buyurdu ki; Kibir bir felâkettir, Gadab-ı İlâhî’nin gelmesine sebeptir.
“Kibir”dir tek sebebi, îmân etmemenin de, Hatta her fenalığın, bu vardır temelinde.
İmânı olsa bile, yapmıyorsa ibâdet, Sahibinin kibrine, bu da eder delâlet.
Kalbinde zerre kadar kibir olan kimseler, Cehennemde yanmadan, Cennete giremezler.

Velilerden biri de, şöyle buyurmaktadır; "Dünyada en kıymetli, üstün varlık topraktır."
Hep topraktan çıkıyor, yediğimiz gıdalar, Hatta et ve süt bile, topraktan oluyorlar.
Velhasıl her üstünlük ve her kemal ondadır, Zira onda kibir yok, ayaklar altındadır.
İnsan da ne kadar çok mütevazı olursa, O kadar faziletli, üstün olur hülasa.
Bir gün de buyurdu ki; Din bilgisi ikidir, Bunlar “Kalp bilgileri” ve “Beden bilgisi”dir.
“İslamiyet” denir ki, beden bilgilerine, Bedenin yapacağı, işlerdir hepsi yine.
Bu gibi bilgileri, tafsilatiyle bir bir, Kelâm, fıkıh ve ahlak kitapları bildirir.

İslâm bilgilerinin, ikinci kısmı ise, Evliya kalplerinden, ulaşır hepsi bize.
Bunlara da “Marifet” veyahut da “Feyz” denir, Bu da, sevgi yoluyla, kalplerden akıp gelir.
Bir azalma olmazsa, üstadı sevmesinde, Kesinti, durmak olmaz, bu feyzin gelmesinde.
Yâni bu feyizleri, nûrları cenab-ı Hak, Devamlı gönderiyor, kesintisiz olarak.
Bu maddî hayat için, kullarına gereken, Kudret ve enerjiyi, gönderiyor güneşten.
Manevi hayatta da, lazım olan nurları, Resûlünün kalbinden, gönderiyor devamlı.
Bu feyzler, evliyanın, kalbine akmaktadır, Oradan da her yere, her an yayılmaktadır.
Bu kalpler “Ayna” gibi, aldıkları feyzleri, Aynen başka kalplere, yansıtırlar ekseri.
Herkesin istidâdı, kabiliyeti kadar, Kalbine bu feyzlerden, devamlı feyiz akar.
Lâkin gelmez bu nurlar, bazısının kalbine, Bu da, o kimselerin, hatasındandır yine.

Parlak olan aynada, net görünse de sûret, Tam parlak olmayanda, görünmez o kadar net.
Halbuki aynalarda, görünen sûret tektir, Bu fark, o aynalardan ileri gelmektedir.
Yâni kimin kalbinde, var ise çok muhabbet, Akar onun kalbine, çok feyiz ve bereket.

 Abdüllatif UYAN