|
Şâmil İslâm
Ansiklopedisi ÖNSÖZ Hz.
Peygamber (s.a.s.)'e ilk vahiy Milâdi yedinci yüzyılın başında
Mekke câhiliye ortamında geldi. İslâm o günden zamanımıza
kadar her dönemde ayrı usullerle tebliğ edilegelmiştir.
İslâm'ın asli kaynakları olan Kur'an ve Sünnet yepyeni
bir kavram sistemi ortaya koymuş ve bu sistem çerçevesinde insanların
karşılaştığı problemler tanımlanarak hükümler
belirlenmiştir. Müslümanların hayatın içinde karşılaştıkları
yeni problemleri, ilgili oldukları kavram çerçevesi içerisinde
ictihadlarla çözüme kavuşturabilmeleri bu dinin en güzel ve bâriz
özelliklerinden biridir. Dolayısıyla çeşitli durum ve yaşama
araçlarının inançlarla mutabakat sağlaması konusunda
gösterilen hassasiyet, müslümanları her dönemde tebliğe yöneltmiş,
bu tebligin Kur'an ve Sünnet ışığında şekil
ve usul degiştirmesi ve yeni metodların ortaya çıkması
kaçınılmaz olmuştur. Mekke döneminde
Hz. Muhammed (s.a.s.) İslâm'ı müşriklere anlatırken
onları, sürekli olarak Allah'ın varlığı ve vahdâniyetini
esas alan bir düşünüş ve yaşayış tarzına
davet ediyordu. Rasulullah müşriklere vahyi götürürken günlük
hayatta kullandıkları kelimelere yeni tanımlar getirmiş
oluyordu. O, getirdigi yepyeni bir inanç sistemi ile insanın dünyaya
geliş amacını içinde bulunulan durumların değerini,
zillete düşmelerinin nedenlerini açıklayarak Mekke câhiliye
toplumu içerisinde alışılmamış bir hayat tarzına
işaret ediyor ve onlara bu fıtri inanç ve yaşama şeklini
öğreterek ortaya yeni bir kimliğe sahip insan tipi çıkarıyordu.
Rasûlullah'ın mesajı müşrikleri, ırk ve kabile
taassubunun zirvede olduğu ve insanların gurur ve kibirle dolup
taştıkları bir ortam olan Mekke'de insan ve imana her
şeyin üstünde değer veren merhametli, şefkatli, alçakgönüllü,
bir kimlige sahip insana dönüştürüyordu. Zâlim ve despot Kureyş'in
ileri gelen yönetici sınıfı artık yufka yürekli,
ferasetli, insaflı, acıma hissi ile hareket eden, insanların
yardımına koşan, din kardeşinin ayağına bir
diken batacak olsa içi sızlayan ve kendisini kardeşinin ayrılmaz
bir parçası olarak gören yepyeni bir nesle dönüşüp "Ashab-ı
Kirâm"ı tarih sahnesine çıkarıyordu. Mekke'de Darü'lErkam'da
yetişen bu yeni nesil; Kur'an nesliydi. Onlar; Kur'an mantıgını
kavramış, insan, tabiat, tarih ve hayat karşısında
kendini vahiyle konumlamış yeni bir kimliğe sahib, Allah'a
itaat eden, Hz. Peygamber'e bağlı bir nesildi. Mekke şirk
ortamında bu mü'min nesil bütün düşünüş ve davranış
kalıplarını kırarak her bir olgu, durum ve hadiseyi
vahyin kendilerine kazandırdığı bakış açısıyla
tanımlayıp yorumluyorlar ve vahiyle ortaya konulan kavram
sistemini düşünce ve hayatlarında hâkim kılıyorlardı.
Hayat yeni baştan İslâm'a göre düzenleniyordu. Devam |