KIYAMETİN BAŞKA
ALAMETLERİ
Ebu Sâid
radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Ruhumu kudret
elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar
insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının
ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça,
kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe
Kıyamet kopmaz."
Tirmizi, Fiten 19,
(2182).
Ebu Hureyre
radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:
"Devs
kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'l-Halasa putunun
etrafında titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa, Devslilerin
cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle'deki) puttur."
Buhari, Fiten 23; Müslim,
Fiten 51, (2906).
Hz. Huzeyfe
radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi
oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz."
Tirmizi, Fiten 37,
(2210).
Hz. Enes radıyallahu
anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kıyamet
Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."
Müslim, İman
234, (148); Tirmizi, Fiten 35, (2208).
Hz. Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: "(Ey
Allah'ın Resûlü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu
vesselâm konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit:
"Sual sâhibi
nerede?" buyurdular. Adam:
"İşte
buradayım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Emanet zâyi
edildiği vakit Kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam:
"Emanet nasıl
zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz:
"İş,
ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet'i bekleyin!" buyurdular."
Buhari, İlm 2,
Rikâk 35.
Sahiheyn'de
gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan, insanları değneğiyle
idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz" buyrulmuştur."
Buhari, Fiten 23,
Menâkıb 7; Müslim, Fiten 60, (2910).
Yine Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki:
"Fırat
nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet
kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan
dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben
kazanacağım" der."
Buhari, Fiten 24, Müslim,
Fiten 29, (2894); Ebu Dâvud, Melahim 13, (4313, 4314); Tirmizi, Cennet 26,
(2572, 2573).
Hz. Enes radıyallahu
anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Zaman yakınlaşmadıkça
Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay
gibi, ay bir hafta gibi, haftada bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra
tutuşması gibi (kısa) olur."
Tirmizi, zühd 24,
(2333).
Hz. Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak
bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktar iman
bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder."
Müslim, İman
185, (117).
İbnu
Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm:
"Kıyamet
sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular."
Müslim, Fiten 131,
(2949).
İbnu Zuğb
el-Eyâdi anlatıyor: "Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi radıyallahu
anh'ın yanına indim. Bana:
"Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi.
Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden
anlayıp, aramızda doğrularak:
"Ey Allah'ım,
onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim! Onları
kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları
diğer insanlara da tevkil etme, kendilerini onlara tercih ederler!"
buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve:
"Ey İbnu
Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye) indiğini
görürsen, bil ki artık zelzeleler, kederler, büyük hâdiseler yakındır.
O gün Kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından
daha yakındır" buyurdu."
Ebu Davud, Cihad
37, (2535).
Hz. Enes radıyallahu
anh dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyamet anında olacaktır."
Tirmizi, Fiten 58,
(2240).
Hz. Ali radıyallahu
anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Ümmetim onbeş
şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip
olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) "Ey Allah'ın
Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
-Ganimet (yani
milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi
kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,
-Emanet (edilen
şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı
yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları
zaman,
-Zekât (ödemeyi
ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
-Kişi
annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
-Babasından
uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
-Mescidlerde (rıza-yı
ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta
vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
-Kavme, onların
en alçağı (erzel) reis olduğu;
-(Devlet
otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları
sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
-(Çeşitli
adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;
-İpek (haram
bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
-(San'at, bale,
konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlarda
ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın
şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri
edinildiği;
-Bu ümmetin
sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve
bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı,
(zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi
(meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin."
Tirmizi, Fiten 39,
(2211).
İbnu
Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çıkış itibariyle,
Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması,
kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır.
Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir."
Müslim, Fiten 118,
(2941); Ebu Dâvud, Melahim 12, (4310).
Hz. Muâz
İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Beytu'l-Makdis'in
imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin
(savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un
fethidir, İstanbul'un fethi Deccâl'in çıkmasıdır!"
buyurdular. Sonra elini (Resûlullah), konuşmakta olduğu kimsenin
(yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve:
"Bu söylediğim
kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu
gibi" buyurdular."
Hz. Muaz burada
kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu
ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.)"
Ebu Davud, Melahim
3, (4294).
Abdullah
İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Melhame ile
Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda
da Mesih Deccâl çıkar."
Ebu Davud, Melahim
4, (4296); İbnu Mace, Fiten 35, (4093).