|
İslâm Devleti Sürekli
Cihad Halindedir
İslâm
Devleti sürekli cihad halindedir. İslâm ümmeti de kendisiyle diğer
toplum ve ümmetler arasındaki savaşın her an ihtimal dahilinde
olduğu idraki içindedir. Bundan dolayı ister sınai, ister askeri
olsun, savaşla ilgili bütün tesisler, büyük devletlerin ilgili
tesislerinden daha üstün bir düzeyde olmalıdır. Bu tesisler,
ortaya çıkabilecek yeni değişiklikleri her an takip edebilecek ve
askeri sanayiyi geliştirebilecek nitelikte olmalıdır. Güçlü bir
mali yapı ile desteklenmeli ve her zaman için savaşa hazırlıklı
olmalıdır.
İslâm
Devleti, İslâm akidesi üzerinde yükselen ve İslâm hükümlerini
uygulayan bir devlettir. İslâm hükümler, İslâm Devletinin asli işinin
içeride İslâm’ı uyguladıktan sonra İslâm’ı, dışarıya
bütün dünyaya bir mesaj olarak taşınmasını öngörmektedir. İslâm
Devleti, bütün dünyadan sorumludur. Yeryüzünün en uzak
noktasına kadar daveti tebliğ edip, ulaştırmak için taşımaktan
sorumludur. Çünkü İslâm’ın mesajı evrenseldir. Bütün insanlığa
gelmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Biz, seni
ancak bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere gönderdik." "Biz seni ancak alemlere rahmet
olasın diye gönderdik.” "De ki; Ey insanlar, ben, Allah'ın size, hepinize gönderdiği
Rasulüyüm."
Cabir b.
Abdullah'dan rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Daha önce her peygamber kendi kavmine gönderilirdi.
Ben ise bütün insanlara peygamber olarak gönderildim.”
Bu nedenle
İslâm Devletinin İslâm davetini taşıyarak bütün insanlara
tebliğ etmesi kaçınılmazdır. İslâm; cihadı, daveti taşıyıp
götürmenin yolu olarak kabul etmiş, kâfir ve müşriklerle savaşmanın
sebebini de küfür olarak belirlemiştir. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır: "Kendilerine kitap verilmiş olanlardan
Allah'a ve ahiret gününe iman
etmeyen, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığını haram bilmeyen,
hak dini de din olarak tutmayanlarla; kendileri küçülmüş
olarak elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşınız." "Ey Peygamber Kafir ve münafıklarla cihad et ve
onlara karşı sert ol." "Şeytanın dostlarıyla savaşınız." "Ey iman edenler! Size (sınır
itibariyle) yakın olan kâfirler
ile savaşın." "Müşriklerle
savaşın."
Aynı
zamanda İslâm, cihadı Kur'an ve hadis nasslarıyla da farz kılmıştır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Savaş üzerinize
yazıldı (farz kılındı).” "Ağırlıklı ve ağırlıksız
olarak savaşa çıkınız; mallarınızla, canlarınızla cihad
ediniz.” "Ey iman edenler! Kafirlerden size (sınır itibariyle)
yakın olanlarla savaşın." "Eğer
savaşa çıkmazsanız, oldukça acı bir azap ile sizi azaplandırır.."
Enes'den gelen bir rivayette Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Mallarınızla,
canlarınızla ve dillerinizle müşriklerle karşı cihad ediniz.”
Bundan dolayı İslâm Devleti sürekli cihad içerisinde
kalacaktır. Çünkü onun asli görevi yeryüzünün dört bir yanına daveti taşımaktır.
Bu da, İslâm bütün yeryüzünü kuşatıncaya kadar cihad etmeyi
gerektirmektedir.
İbni Ömer'den
rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "İnsanlar, Lailahe illallah
Muhammedun Rasulullah deyinceye, namazı kılıp zekatlarını
verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları vakit
canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm'ın hakkı
hariç. Artık (samimi olup olmadıklarına dair) durumları Allah'a
aittir.”
Ebu Davud'un Enes b. Malik'ten yaptığı
bir rivayette ise Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Cihad,
Allah'ın beni göndermesinden, ümmetimden en son kişinin Deccal ile
savaşmasına kadar geçerlidir. Ne
adil bir (yöneticinin) adaleti ne de zalimin zulmü cihadın
farziyetini iptal edemez.”
Yine yüce
Allah şöyle buyurmaktadır: "Fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle
Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşınız.” "Müşrikler nasıl
sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün
savaşınız."
Rasulullah
(s.a.v.) Medine İslâm
Devletini kurduktan sonra ömrünü cihadla geçirmiştir. Bir gün
dahi cihaddan geri kalmamıştır. Hatta ölümü ile sonuçlanan
hastalığında iken bile Üsame komutası altında gönderdiği birliğin
gecikmemesini istemiştir. Hastalanmadan önce Bizans'a karşı savaşması
için Üsame Ordusunu hazırlayıp, donatmıştı. Cihadın ve kıtalın
aşağıda sıralanan uygulamalar yapıldıktan sonra yapılması
gerektiğinin açıkça bilinmesi gereklidir. Bunlar şunlardır:
1- Önce kâfirlere İslâm daveti
tebliğ edilir ve İslâm dinine girmeleri istenir.
2- Eğer bu çağrıyı kabul etmeyecek olurlarsa İslâm
Devleti’ne boyun eğmeleri ve cizye vermeleri istenir.
Eğer İslâm’a
girmeyi, cizye ödemeyi reddeder ve İslâm Devleti’ne boyun eğmeyi
kabul etmezlerse işte o vakit onlarla savaşılır.
Nitekim Süleyman
b. Büreyde'nin babası yoluyla rivayet edilen hadiste şöyle dediği
nakledilmektedir: "Rasulullah (s.a.v.) bir orduya emir, yahut bir seriyyeye bir
kumandan tayin ettiğinde; kendisi hakkında Allah'tan korkmayı ve
beraberinde bulunan Müslümanlar
hakkında da hayırlı davranışlarda bulunmayı tavsiye eder,
sonra şöyle derdi: "Allah'ın adıyla
gazaya çıkınız. Allah'ı inkar eden kâfirlerle savaşınız.
Gazaya çıkınız, fakat ganimetten
çalmayınız. Ahdinizi bozmayınız. Öldürdüklerinizin azalarını
kesmeyiniz, küçük çocukları öldürmeyiniz. Müşriklerden düşmanlarınızla
karşılaştığın takdirde onları üç hasleti veya hususu kabul
etmeye davet et. Bunlardan hangisini kabul ederlerse sen de onların
bu kabullerini uygun gör ve onlara ilişme. Onları İslâm’a davet
et, kabul ederlerse sen de onların İslâm’a girişlerini kabul et,
onlara ilişme... Eğer kabul etmeyecek olurlarsa onlardan cizye iste.
Eğer cizye vermeyi kabul ederlerse sen de onların bu kabullerini
kabul et ve onlara ilişme. Şayet yüz çevirecek olurlarsa
onlara karşı Allah'tan yardım dile ve onlarla savaş.”
İşte
bundan dolayı İslâm Devleti her zaman için sürekli cihad halinde
olur. İslâm ümmeti; yüce Allah'ın
kendisini, İslâm davetini bütün aleme taşımakla, küfürleri
sebebiyle kafirlerle savaşmakla, lailahe illallah Muhammedun
Rasulullah deyinceye yahut küçülmüşler olarak kendi elleriyle
cizye ödeyinceye kadar sürekli savaş içerisinde bulunmakla mükellef
tuttuğunu idrak eder. Yine İslâm ümmeti, küfrün ve kâfirlerin
İslâm’ın ve İslâm ümmetinin düşmanı olduğunun farkındadır.
Bunlar sürekli İslâm’a hücum ederler,
İslâm ümmetine karşı aşağılık kin beslerler. Müslümanlara
karşı savaşmak için sürekli olarak fırsat kollarlar. İşte
bu durum, ümmetin kendisiyle diğer kâfir halk ve toplumlarla savaşın
her zaman ihtimal dahilinde olduğunu idrak etmek
durumunda bırakır. Çünkü daveti taşımak, kâfirlerin İslâm’a
ve İslâm ümmetine olan düşmanlıkları,
savaşın yapılmasını gerektirir.
İslâm
Devleti sürekli cihad halinde olacağına göre, İslâm ümmeti de
kendisiyle kendisi dışında kalan halk ve ümmetlerle savaşın her
zaman ihtimal dahilinde olduğunu idrak etmelidir. Bu durum aynı
zamanda İslâm Devletinin ve ümmetinin sürekli olarak savaş hazırlığı
içerisinde olmalarını ve savaş halini yaşamalarını
gerektirmektedir. Tıpkı Allah'ın
Rasulünün, ashabının ve ondan sonraki Halifelerin yaşantısı
gibi.
Buna göre;
ister askeri sanayi olsun isterse diğer sanayilerden olsun ülkedeki
tüm tesislerin büyük devletlerin, süper güçlerin bu türden
tesislerinden daha üstün bir seviyede olmasını gerektirmektedir.
Yine bu durum bilimsel eğitim veren yüksek okulların sayısının
çok olmasını, binlerce
mühendis, uzman, tekniker ve teknoloji üreten insanlar yetiştirecek
şekilde çok kaliteli eğitimin verilmesini gerektirmektedir. Böylece
İslâm Devleti, sürekli ilerleme ve tekamül halinde bulunsun ki;
dehşet verici bir şekilde gücünü hazırlayabilsin. Yüce Allah'ın
ayette belirttiği gibi bu güçle Allah'ın düşmanlarını ve
kedisinin görünmeyen düşmanlarını korkutabilsin: "Siz de
onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp
beslenen atlar hazırlayın ki, onlarla Allah'ın düşmanını ve
sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizlerin bilmeyip de Allah'ın
bildiklerini korkutasınız."
Bu da, İslâm
Devletinin savaş ekonomisi içerisinde yaşamasını, gittikçe yükselen
mali bir güce sahip olmasını gerektirmektedir. Çünkü tüm dünyada
süper güç olmak isteyen bir devlet için sürekli olarak gelişen
savaş sanayisini kurabilecek çok büyük miktarlarda parasal güce
sahip olmak kaçınılmazdır.
|